وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟ ٤٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَكَيْفَ | ve nasıl |
|
| 2 | يُحَكِّمُونَكَ | seni hakem yapıyorlar |
|
| 3 | وَعِنْدَهُمُ | yanlarında dururken |
|
| 4 | التَّوْرَاةُ | Tevrat |
|
| 5 | فِيهَا | içinde bulunan |
|
| 6 | حُكْمُ | hükmü |
|
| 7 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 8 | ثُمَّ | sonra |
|
| 9 | يَتَوَلَّوْنَ | dönüyorlar |
|
| 10 | مِنْ |
|
|
| 11 | بَعْدِ | sonra da |
|
| 12 | ذَٰلِكَ | ondan |
|
| 13 | وَمَا | değillerdir |
|
| 14 | أُولَٰئِكَ | onlar |
|
| 15 | بِالْمُؤْمِنِينَ | inanıyor |
|
Yahudilerin dava hakkında hüküm vermesi için Hz. Peygamber’e başvurmalarının adaletin tecellisi amacıyla değil, sırf kendi arzularına göre bir hüküm bulmak için olduğu anlaşılmaktadır. Âyet onların samimiyetsizliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Zira onların davalarını, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat’ı bırakıp peygamber olduğuna inanmadıkları Hz. Muhammed’e getirmeleri kitaba olan imanlarının ne derece asılsız olduğunu, sonra Hz. Peygamber’in verdiği hükme razı olmayıp ondan da yüz çevirmeleri kendi isteklerinden başka hiçbir şeye samimi olarak inanmadıklarını göstermektedir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 277
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ
وَ istînâfiyyedir. كَيْف istifham harfi olup, hal olarak mahallen mansubdur.
يُحَكِّمُونَكَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. عِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ cümlesi, يُحَكِّمُونَكَ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. Mekân zarfı عِنْدَهُمُ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muttasıl zamir هُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. التَّوْرٰيةُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ cümlesi, التَّوْرٰيةُ ‘un hali olarak mahallen mansubdur.
ف۪يهَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. حُكْمُ اللّٰهِ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَتَوَلَّوْنَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَعْدِ car mecruru يَتَوَلَّوْنَ fiiline mütealliktir.
ذا işaret ismi olup sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُحَكِّمُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حكم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
يَتَوَلَّوْنَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟
Cümle, يَتَوَلَّوْنَ ‘deki failinin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. مَٓا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder.
اُو۬لٰٓئِكَ işaret ismi مَٓا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. الْمُؤْمِن۪ينَ۟ lafzen mecrur, مَا ’nın haberi olarak mahallen mansub olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الْمُؤْمِن۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayet, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham ismi كَيْفَ , muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade eden يُحَكِّمُونَكَ fiilinin failinden mukaddem haldir. Hal, ıtnâb babındandır.
Cümle her ne kadar istifham üslubunda gelmişse de anlam itibariyle, taaccüb, uyarı ve inkar manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle, istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Allah Teâlâ’nın soru sorup cevap beklemesi muhaldir.
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve onları yaptıkları davranışları düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.
كَيْفَ ile hal sorulur. Burada hem اَنّى , hem مِنْ اَيْنَ , hem de مَتى manasına gelebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hal وَ ‘ıyla gelen وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. عِنْدَهُمُ mekan zarfı mahzuf mukaddem habere mütealliktir. التَّوْرٰيةُ , muahhar mübtedadır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ [Tevrat yanlarındayken] cümlesi, tahkimde bulunan o Yahudilerin halini belirler.
ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ cümlesi التَّوْرٰيةُ ’den haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. ف۪يهَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. حُكْمُ اللّٰهِ , muahhar mübtedadır.
Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle tüm kemâl sıfatları bünyesinde barındıran lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
حُكْمُ اللّٰهِ izafetinde lafza-i celâle muzâf olan حُكْمُ şan ve şeref kazanmıştır.
حُكْمُ - يُحَكِّمُونَكَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ ibaresi kevn-i sâbık alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Çünkü Tevrat tahrif edilmeden önce Allah’ın hükümlerini bildiriyordu. Sonra onu bozdular.
ف۪يهَا istiare-i tebeiyyedir.
Tevrat’a aid zamire dahil olan ف۪ٓي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi ف۪ٓي harfinde zarfiyyet anlamı vardır. Kitap lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Tevrat, içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Kitap ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.
“Allah’ın hükmü” ile Yahudilerin itiraz ettiği zina cezası, recm kastedilmiştir. Umum söylenip husus kastedilmiştir.
Bu kelam, onların gerçekte iman etmediklerini, kendilerine inen kitaba da inanmadıklarını ve buna rağmen tahkim için Peygambere (s.a.v) başvurmalarındaki tutarsızlığa taaccübü ifade eder. Bu kelam, dikkatleri şu gerçeğe çeker:
Onların bu tahkimden amaçları, hakkı öğrenmek ve şer’i hükmü uygulamak değil fakat Allah Teâlâ’nın hükmü olmasa da daha ehven bir hüküm bulmaktı.
وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟
Tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ ile stînâfa atfedilen cümle, istifhama dahildir.
Müspet muzari fiil sıygasında gelen cümle, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بَعْدِ ‘ nin muzâfun ileyhi olan ذٰلِكَ , konunun önemini vurgulamak içindir. İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onların mertebelerinin yüksekliğini belirtir. İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile duruma işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ [Sonra bundan yüz çeviriyorlar] cümlesi de yadırgama ve taaccübü pekiştirmek ve bunu belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
يَتَوَلَّوْنَ fiilinin failinden hal olarak وَ ’la gelen وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. مَا nefy harfi ليس gibi amel etmiştir.
Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için gelmiş zâid harftir. Olumlu cümlelerde lâm harfinin tekit ifade ettiği gibi, olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve ما 'nın haberinin başında gelen بِ harfi tekit bildirir.
Kur'ân-ı Kerim'de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’nin, 19 yerde de ما ’nın haberinin başında zâid olarak gelmiştir. (Ali Bulut, Kur’ân-ı Kerim’de Itnâb Üslûbu)
مَا ‘nın haberi olan بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması tahkir ifadesinin yanında kibir ve gururda ne kadar ileri gittiklerini işaret eder.
Bu ifade, onların ömür boyu Tevrat’a iman etmeyeceklerini haber vermektir. Buna göre bu haber verme işi, geçmişe ait değil geleceğe ait olmuş olur. Onlar, her ne kadar senden bu hususta bir hüküm talebinde bulunsalar bile ne sana iman ederler ne de senin vermiş olduğun hükmün doğruluğuna inanırlar. İşte bu da onların hiçbir şeye iman etmediklerine ve onların bütün gaye ve maksatlarının sadece dünyevî maksatları elde etmek olduğuna delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu cümle, makablinin sonucunu açıklayan bir zeyl mahiyetindedir. Burada ism-i işaretin kullanılması, onların tavsif edildikleri çirkinliklerle canlandırılmaları içindir. Bundan amaç, hükmün illetine işaret etmenin yanı sıra şu noktayı da belirtmektir: Onlar o çirkin vasıfları ile başkalarından o kadar ayrılmışlardır ki müşahede edilen şeyler sınıfına dahil olmuşlardır. Bu işaretteki uzaklık manası da, onların azgınlık ve kibirdeki derecelerinin pek uzak olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırması için gelen ıtnâb sanatıdır.