لُعِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُ۫دَ وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ ٧٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لُعِنَ | la’net edilmiştir |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimselere |
|
| 3 | كَفَرُوا | inkar eden |
|
| 4 | مِنْ | -ndan |
|
| 5 | بَنِي | oğulları- |
|
| 6 | إِسْرَائِيلَ | İsrail |
|
| 7 | عَلَىٰ | ile |
|
| 8 | لِسَانِ | dili |
|
| 9 | دَاوُودَ | Davud |
|
| 10 | وَعِيسَى | ve Îsa |
|
| 11 | ابْنِ | oğlu |
|
| 12 | مَرْيَمَ | Meryem |
|
| 13 | ذَٰلِكَ | bu |
|
| 14 | بِمَا | sebebiyledir |
|
| 15 | عَصَوْا | isyan etmeleri |
|
| 16 | وَكَانُوا | ve (sebebiyledir) |
|
| 17 | يَعْتَدُونَ | saldırmaları |
|
Böylece İsrailoğullarının küfür, isyan ve lanet dolu köklü tarihleri olduğu ortaya çıkıyor. Onları doğru yola iletmek ve kurtarmak için gönderilen peygamberlerinin, sonunda onları lanetlemekten ve Allah’ın hidayetinden kovulmalarını dilemekten başka çare bulamadıkları, Allah’ın da bu peygamberlerin beddualarını kabul edip İsrailoğullarını gazabına ve lanetine uğrattığı anlaşılıyor.
“İsrailoğullarından kâfir olanlar” kendilerine göre kitabı tahrif edenler -bu surenin bir çok yerinde ve başka sûrelerde geçtiği gibi- Allah’ın şeriatını yürürlüğe koymayanlar (O’nun hükmüne başvurmayanlar), tüm peygamberlere yardım edeceklerine, onları destekleyeceklerine ve onlara uyacaklarına dair verdikleri sözlerinde durmayanlardır.
“Bu lanetlenmelerinin sebebi, onların Allah’a karşı gelmeleri ve O’nun sınırlarını çiğnemeleri idi.”
Bu öyle bir isyankârlık ve zalimliktir ki, hem akidelerinin hem de ahlâklarının her alanında somut biçimde gözlenebilmektedir. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerimde de ayetleri ile açıkladığı gibi, İsrailoğullarının tarihi zulümler ve isyanlarla doludur.
İsrailoğulları toplumunda isyankârlık ve zalimlik bireysel eylemlerden ibaret değildi. Bu sıfatlar sonunda, bu topluluğun karakteri haline gelmiştir. Toplum bu kötülüklere karşı sessiz kalmış onlardan tiksinmemiş ve engellemeye kalkmamıştır.
Fizilal-il Kur’an/ Seyyid Kutub
لُعِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُ۫دَ وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۜ
Fiil cümlesidir. لُعِنَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ naib-i fail olarak mahallen merfûdur. İsmi mevsûlun sılası كَفَرُوا مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَن۪ٓي car mecruru كَفَرُوا ’deki failin mahzuf haline müteallik olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti ى ’dir. Aynı zamanda muzaftır. İzafetten dolayı ن harfi mahzuftur. اِسْرَٓاء۪يلَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için fetha ile mecrurdur.
عَلٰى لِسَانِ car mecruru لُعِنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. دَاوُ۫دَ muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için fetha ile mecrurdur.
ع۪يسَى atıf harfi وَ ’la دَاوُ۫دَ ‘a matuftur. ابْنِ kelimesi ع۪يسَى ’nın sıfatı olup kesra ile mecrurdur. مَرْيَمَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için fetha ile mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
عَصَوْا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. كَانُوا يَعْتَدُونَ۟ cümlesi, atıf harfi وَ ile öncesine matuftur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَعْتَدُونَ۠ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَعْتَدُونَ۟ fiili, sülasi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftiâl babındandır. Sülâsîsi عَدَوَ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
لُعِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُ۫دَ وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
لُعِنَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Naib-i fail konumundaki ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan كَفَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle ifade edilmesi tahkir içindir.
مِنْ بَن۪ٓي car mecruru كَفَرُوا ’ deki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
عَلٰى لِسَانِ دَاوُ۫دَ ifadesindeki عَلٰى َharfinde istiare-i tebeiyye vardır. بكلامه yerine لِسَانِ gelmesi mecaz-ı mürselden alete isnaddır. Bununla mübalağa kastedilmiştir. (Medine Balcı - Dergâhu’l Kur’an - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِسْرَٓاء۪يلَ - دَاوُ۫دَ - ع۪يسَى - مَرْيَمَۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
ابْنِ - بَن۪ٓي kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. ذٰلِكَ mübtedadır. Cümlede haberin hazfi nedeniyle îcâz-ı hazif sanatı vardır.
Mecrur mahaldeki ism-i mevsûl مَا , başındaki harf-i cerle birlikte mahzuf habere mütealliktir. Sılası olan عَصَوْا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Mübtedanın işaret ismiyle gelmesi işaret edilene dikkat çekmenin yanında tahkir ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onların küfürdeki derinliğini vurgulamıştır.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile onların hak ettikleri cezaya işaret edilmiştir.
ذَ ٰلِكَ ile müşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ ibaresinde masdar yerine fiil gelmesi, teceddüt ifadesi içindir.
وَكَانُوا يَعْتَدُونَ cümlesiyle, عَصَوْا cümlesi arasında tenasüb sanatı vardır.
بِمَا kelimesindeki بِ harf-i ceri sebep içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayetin fasılası olan وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۠, hükümde ortaklık sebebiyle sıla cümlesine atfedilmiştir. Nakıs fiil كان ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir.
كَان ’nin haberi olan يَعْتَدُونَ۠ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَفَرُوا - عَصَوْا - يَعْتَدُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu istînaf cümlesi, kelamdan çıkan bir suale cevap mahiyetindedir. Sanki “Bu lanetlenme hangi sebepten olmuş?” diye sorulmuş ve bu sorunun cevabı olarak: “Bu korkunç ve iğrenç lanetlenme, onların sürekli isyanları ve aşırı gitmeleri sebebiyle olmuştur.” cevabı verilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)