فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ٩
Qavese قوس :
قَوْسٌ kavramı, okun kendisiyle atıldığı yay demektir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim formunda 1 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri kavis ve kavastır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ
İsim cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. قَابَ kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. قَوْسَيْنِ muzâfun ileyh olup, müsenna olduğundan, cer alameti يْ ‘dir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اَدْنٰىۚ atıf harfi اَوْ ile makabline matuftur.
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَدْنٰىۚ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ
Ayet atıf harfi فَ ile önceki ayetteki فَتَدَلّٰى cümlesine atfedilmiştir. كان ’nin dahil olduğu cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَابَ قَوْسَيْنِ izafeti كَانَ ’nin haberidir.
اَدْنٰى kelimesi atıf harfi اَوْ ile قَابَ ’ye matuftur.
اَدْنٰىۚ - قَابَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, önceki ayetteki دَنَا ile اَدْنٰى arasında ise iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَدْنٰىۚ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
8. ayette دَنَا ve bu ayetteki اَدْنٰى kelimeleri, aynı türden olmalarından ve birincisi fiil, ikincisi isim (ism-i tâfdil) olmalarından aralarında cinâs-ı müstevfâ meydana gelmiştir. (Ferit Dinçer, Necm Sûresi ve İhtiva Ettiği Belâgî Sanatlar,s.509)
Şayet bu ayetin açılımı nasıldır? dersen şöyle derim: فكان مقداره مسافةِ قُرْبِهِ مثل قاب قوسين (Yaklaşma mesafesinin miktarı iki yay kadar oldu). Aradaki tüm bu muzaflar hazf edilmiştir. “Hatta daha da yakın” yani sizin ölçülerinize göre demektir. Tıpkı; أوْ يزدون [Veya daha fazla] (Saffat 37/147) ayetindeki gibi. (Keşşâf)
Bu kelamda temsilî olarak irtibat melekesi ve Peygamberimizin, vahyedileni duymasının tahkiki, buna engel olan uzaklığın mevcut olmaması hali ile anlatılmaktadır. (Ebüssuûd)
Burada "Aralarında iki yay aralığı kadar bir mesafe kaldı." ifadesinden maksat, bir yayın iki ucunun birbirine uzaklığı kadar bir mesafe kalmasıdır. Veya iki arşın kadar bir mesafe kalmasıdır yahut, yay ile kirişi arasındaki mesafe kadar bir mesafe demektir.(Taberî)