Haşr Sûresi 13. Ayet

لَاَنْتُمْ اَشَدُّ رَهْبَةً ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنَ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ  ١٣

Onların kalplerinde size karşı duydukları korku, Allah’a karşı duydukları korkudan daha baskındır. Bu, onların anlamaz bir toplum olmaları sebebiyledir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَأَنْتُمْ elbette sizin
2 أَشَدُّ fazladır ش د د
3 رَهْبَةً korkunuz ر ه ب
4 فِي
5 صُدُورِهِمْ onların kalblerinde ص د ر
6 مِنَ -ınkinden
7 اللَّهِ Allah-
8 ذَٰلِكَ böyledir
9 بِأَنَّهُمْ çünkü onlar
10 قَوْمٌ bir topluluktur ق و م
11 لَا
12 يَفْقَهُونَ anlamaz ف ق ه
 

لَاَنْتُمْ اَشَدُّ رَهْبَةً ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنَ اللّٰهِۜ

 

İsim cümlesidir. لَ , ibtidaiyyedir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَشَدُّ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.  رَهْبَةً  temyiz olup fetha ile mansubdur.  

ف۪ي صُدُورِهِمْ  car mecruru  اَشَدُّ ‘nun zamirine mütealliktir. Takdiri,  مسرّين ذلك  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  اَشَدُّ ‘ye mütealliktir.

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır: 1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez. 2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَشَدُّ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  


ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذَ ٰ⁠لِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  ise muhatap zamiridir. بِ  harf-i ceri sebebiyyedir. أَنَّ  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  ذَ ٰ⁠لِكَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.  

أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُمْ  muttasıl zamiri  أَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  قَوْمٌ  kelimesi  أَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. لَا يَفْقَهُونَ  cümlesi  قَوْمٌ  ‘nün sıfatı olarak mahallen merfûdur.  

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَفْقَهُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

لَاَنْتُمْ اَشَدُّ رَهْبَةً ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنَ اللّٰهِۜ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.  لَ  ibtidâiyye olup tekid ifade eder. اَنْتُمْ  mübteda,  اَشَدُّ  haberdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyh olan  اَشَدُّ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

رَهْبَةً  temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnâbdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.

الرَّهْبَةُ , burada  رَهِبَ ‘nin masdarıdır ve  خافَ  (korkmak) manasındadır. (Âşûr) 

Arapçada  الرهبة ”rahbe", sıkıntı ve hüzünle karışık korku demektir. Burada hitap Müslümanlaradır. Halbuki Müslümanlar korkmamışlar, tam tersine münafıklar korkmuşlardır. Yani muhataplar korkanlar değil, korkulanlardır. (Rûhu’l-Beyân)

Arapçada temyizli ifadeler tekid bildirir. Müsnedün ileyhin muhtevasında kapalı olarak bulunan birim temyizle açıkça belirtildiğinden tekrar dolayısıyla tekid ifade eder. (TDV Tekid)

ف۪ي صُدُورِهِمْ  car mecruru  اَشَدُّ ’daki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.  مِنَ اللّٰهِ  car mecruru ise  اَشَدُّ ’ye mütealliktir.

Hitabın Hz.Peygamber ve beraberindeki müminlere olduğu ayette mütekellim, Allah Teâladır. Dolayısıyla, lafz-ı celâlde tecrîd sanatı vardır.


ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ذٰلِكَ  mübtedadır. Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular ve ona tahkir ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle dikkatleri çeker.

أَنَّ  ve masdar-ı müevvel, sebep bildiren  بِ  harfi nedeniyle mecrur mahalde olup  ذَ ٰ⁠لِكَ ‘nin mahzuf haberine müteallıktır. Haberin mahzuf oluşu, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’yi takip eden  هُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ  cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

لَا يَفْقَهُونَ  cümlesi  قَوْمٌ  için sıfattır. Sıfatlar anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

İşaret isminde istiare vardır. Ayette   ذَ ٰ⁠لِكَ  kelimesi, kafirlerin durumuna işaret etmektedir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

ف۪ي صُدُورِهِمْ ‘deki  هِمْ  hakkında iki görüş vardır:

Birincisi: Onlar münafıklardır, bunu Mukâtil, demiştir.

İkincisi: Nadiroğulları’dır, bunu da Ferrâ’ demiştir. (Zâdu’l Mesîr)

بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ   Onların, sizden gizledikleri korkularının, size açıkladıkları Allah korkularından daha şiddetli olmasının sebebi şudur: Onlar, hiçbir şey anlamıyorlar ki, Allah'ın azametini anlasınlar da, hakkıyla O'ndan korksunlar. (Ebüssuûd, Âşûr)