Haşr Sûresi 14. Ayet

لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَم۪يعاً اِلَّا ف۪ي قُرًى مُحَصَّنَةٍ اَوْ مِنْ وَرَٓاءِ جُدُرٍۜ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَد۪يدٌۜ تَحْسَبُهُمْ جَم۪يعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتّٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَۚ  ١٤

Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَا
2 يُقَاتِلُونَكُمْ onlar sizinle savaşamazlar ق ت ل
3 جَمِيعًا toplu olarak ج م ع
4 إِلَّا ancak (savaşırlar)
5 فِي içinde
6 قُرًى kaleler ق ر ي
7 مُحَصَّنَةٍ müstahkem ح ص ن
8 أَوْ yahut
9 مِنْ -ndan
10 وَرَاءِ ardı- و ر ي
11 جُدُرٍ duvarların ج د ر
12 بَأْسُهُمْ onların çekişmeleri ب ا س
13 بَيْنَهُمْ kendi aralarında ب ي ن
14 شَدِيدٌ şiddetli ش د د
15 تَحْسَبُهُمْ sen onları sanırsın ح س ب
16 جَمِيعًا toplu ج م ع
17 وَقُلُوبُهُمْ ama kalbleri ق ل ب
18 شَتَّىٰ dağınıktır ش ت ت
19 ذَٰلِكَ öyledir
20 بِأَنَّهُمْ çünkü onlar
21 قَوْمٌ bir topluluktur ق و م
22 لَا
23 يَعْقِلُونَ düşünmez ع ق ل
 

لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَم۪يعاً اِلَّا ف۪ي قُرًى مُحَصَّنَةٍ اَوْ مِنْ وَرَٓاءِ جُدُرٍۜ 

 

Fiil cümlesidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُقَاتِلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. جَم۪يعاً  kelimesi  يُقَاتِلُونَكُمْ ‘deki failin hali olup fetha ile mansubdur.

اِلَّا  hasr edatıdır. ف۪ي قُرًى  car mecruru  يُقَاتِلُونَكُمْ  fiiline mütealliktir.  مُحَصَّنَةٍ  kelimesi  قُرًى  ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. مِنْ وَرَٓاءِ  car mecruru atıf harfi  اَوْ  ile makabline matuftur. جُدُرٍۜ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُقَاتِلُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُحَصَّنَةٍ ;  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludur.

 


بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَد۪يدٌۜ

 

İsim cümlesidir.  بَأْسُهُمْ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  بَيْنَ  mekân zarfı  شَد۪يدٌ  ‘e mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  شَد۪يدٌ  haber olup damme ile merfûdur. 

شَد۪يدٌ ; sıfat-ı müşebbehedir.  “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 


تَحْسَبُهُمْ جَم۪يعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتّٰىۜ

 

Fiil cümlesidir.  تَحْسَبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. جَم۪يعاً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir.  قُلُوبُهُمْ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شَتّٰى  haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَۚ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذَ ٰ⁠لِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  ise muhatap zamiridir. بِ  harf-i ceri, sebebiyyedir. أَنَّ  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  ذَ ٰ⁠لِكَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. 

أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir. 

هُمْ  muttasıl zamir  أَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  قَوْمٌ  kelimesi  أَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. لَا يَعْقِلُونَ  cümlesi  قَوْمٌ  ‘nün sıfatı olarak mahallen merfûdur.  

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْقِلُونَ  fiili,  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

 

لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَم۪يعاً اِلَّا ف۪ي قُرًى مُحَصَّنَةٍ اَوْ مِنْ وَرَٓاءِ جُدُرٍۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Muzari fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelam olan cümle, kasr üslubuyla tekid edilmiştir.  لَا  ve  اِلَّا ’nın oluşturduğu kasr, fiil ve car mecrur arasındadır. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Onların savaşması, yüksek kaleler içinde olmalarına hasredilmiştir.

جَم۪يعاً  kelimesi  يُقَاتِلُونَكُمْ ‘deki failin halidir. Hal; anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.  

haldir. 

مُحَصَّنَةٍ  kelimesi  يُقَاتِلُونَye müteallik olan  قُرًى  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.  قُرًى ‘daki nekrelik nev ve kesret ifade eder.

قُرًى  kelimesi  قَرْيَةٍ  kelimesinin cemisidir. (Âşûr)

مِنْ وَرَٓاءِ جُدُرٍۜ  car mecruru  اَوْ  atıf harfiyle makabline atfedilmiştir.

جُدُرٍۜ - cüdur,  جدار ‘ın çoğuludur. Bir yeri kuşatması cihetiyle duvara   الحائط , yüksekliği ve görünmesi itibariyle de  جدار  denir. (Rûhu’l Beyân, Âşûr)


 بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَد۪يدٌۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  بَأْسُهُمْ  mübteda,  شَد۪يدٌ  haberdir. 

بَأْسُ , güç, kuvvet, hızlı savaş, sıkıntı ve azap gibi bir kaç manaya gelir. (Elmalılı)

Müsnedün ileyhin izafetle marife olması az sözle çok şey ifade etmenin yanında tahkir içindir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Mekan zarfı  بَيْنَهُمْ , durumun onlara has olduğunu vurgulamak için amiline takdim edilmiştir.

شَد۪يدٌۜ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Bu cümle, daha evvelki cümleden anlaşılan mukadder soruya cevaptır. Ve şunu açıklamaktadır: Onların yukarıda anlatılan korkuları, zayıflıklarından ve kendilerinde olan bir korkudan değildir. Çünkü, harp ve savaşları emsallerine nisbetle çetindir. Onların zafiyet ve korkuları, size karşıdır. Allah (cc) onların kalplerine size karşı bir korku salmıştır. Aynı zamanda Allah ve Resulü ile harp etmeye kalkışan kişi, cesaretli de olsa korkar, güçlü de olsa zelil ve perişan olur. (Rûhu’l Beyân,  Âşûr)


تَحْسَبُهُمْ جَم۪يعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتّٰىۜ

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

جَم۪يعاً  kelimesi,  تَحْسَبُ  fiilinin mef’ûlüdür. Kelimedeki nekrelik nev ve kesret ifade eder.

Hal  وَ ’ıyla gelen  وَقُلُوبُهُمْ شَتّٰى  cümle, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.  

قُلُوبُهُمْ  mübteda,  شَتّٰى  haberdir. 

جَم۪يعاً (toplu) - شَتّٰى  (darmadağınık) kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

جَم۪يعاً  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

 شَتّٰىۜ  kelimesi,  شتيت   kelimesinin çoğuludur.  مريض   ve   مرضى  gibi. (Rûhu’l Beyân, Âşûr)

Bu ayette, müminlerin kalplerini Yahudilerle savaşmaya karşı şecaatlendirme vardır. Ayet şunu da ifade ediyor: Mümine yakışan, maddî ve manevî yönden ittifak ve birliktir. Nitekim Resulullah (sav)'ın zamanındaki müminler (ashap) birlik ve beraberlik içerisindeydiler. Denir ki: ittifak kuvvettir, ayrılık felakettir. Düşman olan şeytan, ayrılıklar içerisinde arzusuna kavuşur. (Rûhu’l Beyân, Âşûr)


 ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَۚ

 

Ayetin son cümlesi  ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ذٰلِكَ  mübtedadır. Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular ve ona tahkir ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle dikkatleri çeker.

أَنَّ  ve masdar-ı müevvel, sebep bildiren  بِ  harfi nedeniyle mecrur mahalde olup  ذَ ٰ⁠لِكَ ‘nin mahzuf haberine müteallıktır. Haberin mahzuf oluşu, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’yi takip eden  بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَۚ  cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

لَا يَعْقِلُونَ  cümlesi  قَوْمٌ  için sıfattır. Sıfatlar anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

İşaret isminde istiare vardır. Ayette  ذَ ٰ⁠لِكَ  kelimesi kâfirlerin durumuna işaret etmektedir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Kalp dağınıklığının, gücü zayıflatan ve ruhun aleyhine işleyen bir şey olduğunu “akletmeyen bir topluluk…” manasındadır. (Keşşâf)

Bu cümle, önceki ayetin son cümlesiyle bir kelime hariç aynıdır. Bu cümleler arasında ıtnâb, cinas ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cenab-ı Allah (cc) Kur'an-ı Kerim'de dinde anlayış, ilim ve kafayı çalıştırmanın her birisinin olmayışı sebebiyle kâfirleri zemmedip kınamıştır. Râğıb dedi ki: ”Fıkıh, zahir ilimler vasıtasıyla gayb ilmine ulaşmaktır." Şu halde fıkıh, ilimden daha hususidir. İlim, eşyayı hakikatıyla idrak edip anlamaktır. Bu da nazarî (teorik) ve amelî (pratik) kısımlarına ayrılır. Diğer bir yönüyle aklî ve naklî diye ikiye bölünür. Akıl, ilmi kabul etmeye hazır kuvvete denir. İnsanın bu kuvvetle elde etmiş olduğu ilme de akıl denilir. İşte Cenab-ı Hak kâfirlerden fıkhı, ilmi ve aklı kaldırmıştır. Böylece hayvanlar gibi oluvermişlerdir. (Rûhu’l Beyân)