En'âm Sûresi 142. Ayet

وَمِنَ الْاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشاًۜ كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ  ١٤٢

Yine O, hayvanlardan da irili ufaklı var edendir. Allah’ın size rızık olarak verdiğinden yiyin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمِنَ -dan
2 الْأَنْعَامِ hayvanlar- ن ع م
3 حَمُولَةً (kimi) yük taşır ح م ل
4 وَفَرْشًا (kiminin) tüyünden sergi yapılır ف ر ش
5 كُلُوا yeyin ا ك ل
6 مِمَّا
7 رَزَقَكُمُ size verdiği rızıktan ر ز ق
8 اللَّهُ Allah’ın
9 وَلَا
10 تَتَّبِعُوا izlemeyin ت ب ع
11 خُطُوَاتِ adımlarını خ ط و
12 الشَّيْطَانِ şeytanın ش ط ن
13 إِنَّهُ zira o
14 لَكُمْ sizin için
15 عَدُوٌّ bir düşmandır ع د و
16 مُبِينٌ apaçık ب ي ن
 

Arapça’da cennet (çoğulu cennât) kelimesi “bahçe” anlamına gelirse de, âyetin devamındaki “ma‘rûşe” (çardak) kelimesi dikkate alındığında cennât kelimesini “bağlar” şeklinde tercüme etmek daha isabetli olur. Zemahşerî, “muhtelifen ükülühû” ifadesini “rengi, tadı, hacmi ve kokusu değişik” şeklinde açıklamıştır (II, 44). Yukarıdaki âyetlerde bazı Câhiliye uygulamalarının hükümsüz olduğu belirtildikten sonra burada tekrar sûrenin asıl konusu olan itikadî meselelere dönülerek yeryüzünü türlü nimetlerle bezeyen yüce Allah’ın kudretinin sınırsızlığına ve buna işaret eden delillerin zenginliğine dikkat çekilmesi yanında; müşriklerin, yukarıda değinilen telakkilerinin aksine, sahiplerinin bu tür meyve, ekin ve hayvanların ürünlerinden ve genel olarak Allah’ın insanlar için yarattığı rızıklardan istifade etmenin temelde mubah olduğu, bu sebeple onlardan öncelikle kendilerinin yemeleri veya kullanmalarında bir sakınca bulunmadığı; bunun yanında, başkalarının da bu ürünlerde zekât, sadaka, nafaka, komşu hakkı gibi hakları olduğu belirtilmekte ve bu hakkın ödenmesi emredilmektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 479

 

فَرْشٌ  elbiseleri yaymak, döşemektir. Yayılıp döşenen şeye de فَرْشٌ ve فِراشٌ denir. فِراشٌ sözcüğünün çoğulu فُرُشٌ  şeklinde gelir. فَراشٌ ise kelebek demektir. (Müfredat) 

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) 

Türkçede kullanılan şekilleri faraş ve mefrûşattır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَمِنَ الْاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشاًۜ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مِنَ الْاَنْعَامِ  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, أنشأ (yarattı) şeklindedir. حَمُولَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. فَرْشاً  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiye, baz, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada ibtidaiyedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ

 

Fiil cümlesidir. كُلُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  كُلُوا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  رَزَقَكُمُ اللّٰهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

رَزَقَكُمُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.

وَ  atıf harfidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَتَّبِعُوا۟  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

خُطُوَ ٰ⁠تِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. ٱلشَّیۡطَـٰنِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

تَتَّبِعُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil İiftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

ه  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  لَكُمۡ  car mecruru  عَدُوٌّ ‘e mütealliktir.

عَدُوٌّ  kelimesi  إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مُب۪ينٌ  kelimesi عَدُوٌّ  ‘nin sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُب۪ينٌ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمِنَ الْاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشاًۜ

 

Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki  اَنْشَاَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الْاَنْعَامِ  car mecruru takdiri  اَنْشَاَ (yarattı) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

مِنَ الْاَنْعَامِ  sözündeki  مِنَ  ibtidaiyyedir. Çünkü فَرْشاً  ve  حَمُولَةً  için ibtidaiyye manası daha uygundur. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Mef’ûl olan  حَمُولَةً  ve  فَرْشاً  kelimelerindeki nekrelik, nev ifade eder. Bu kelimeler arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır. Atıf sebebi temasüldür.

حَمُولَةً ; yük taşımaya elverişli büyük hayvanlar; فَرْشاً ; yere yakın küçük hayvanlardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu ayette, hayvanların insanlara faydaları vurgulanıyor ve müşriklerin, bazı hayvanlara ilişkin haram veya helal telâkkileri çürütülüyor. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen ibaha manasında olduğu için mecâz-ı mürsel mürekkeptir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  başındaki harf-i cerle  كُلُوا  fiiline mütealliktir. Sılası olan  رَزَقَكُمُ اللّٰهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve emre itaati teşvik içindir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.


وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la  كُلُوا  cümlesine atfedilmiştir. İki cümle arasında inşâi isnad olma bakımından ittifak vardır. 

Cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehiy üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ  izafeti az sözle çok anlam ifade etmenin yanında  خُطُوَاتِ  için tahkir ifade eder.

لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Tabi olmak fiilinin mef’ûlü yapılarak şeytanın ayak izi, bir şahsa benzetilmiştir. Arkasından gidilecek bir şahıs gibi şeytanın adımlarını takip etmek, şeytanın vesvesesiyle hareket etmeyi mübalağalı bir üslupla ifade etmiştir. Bu ifadede tecessüm sanatı da vardır.

خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ  [Şeytanın izleri] terkibi şeytana uyma ve onun izle­rine tabi olmaktan istiaredir. Telhîsü'l-beyân yazarı şöyle der: Bu ifade şeytanın emirlerine itaatten ve birşey yapmaya davet ettiği sözünü kabul etmekten sakındırma konusunda en beliğ ifadedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir,Bakara Suresi/168) 

Vesvesesine ve süslemelerine aldanmadan onun emrettiğini terk etmelidir.(Âdil Ahmed Sâbir er- Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru; 1265) 

خُطُوَاتِ [Adımlar] kelimesi,  خُ 'nin dammesi ve  طُ 'nin sükunu ile  خُطْوَاتِ  şeklinde de okunur.  خُطْوَاتِ , ilk harfinin üstün okunmasıyla  خطوة  kelimesinin çoğulu olup “Adam yürüdü, adım attı.” demektir. Binaenaleyh bunun müfredini söylemek istediğinde, ilk harfi meftun olarak  خطوة  (adım); cemisini söylemek istediğinde, ya ilk harfi meftun olarak خَطَوَاتِ ya da ilk harfi mazmûm olarak, خُطُوَاتِ dersin ki bununla hal, harekat ve gidişat kastedilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Nur/21) 


اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَكُمْ , ihtimam için amili olan  عَدُوٌّ ’e takdim edilmiştir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عَدُوٌّ  için sıfat olan  مُب۪ينٌ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

مُب۪ينٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

مُب۪ينٌ  kelimesi  أبانَ  fiilinden ism-i fail kalıbındadır ve  بانَ  fiilinin manasını mübalağalı olarak ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yasin/60) 

Ayetin bu bölümü, yasaklama nedenini açıklamaktadır. Yani şeytanın adımlarına tabi olmamanın sebebi onun apaçık bir düşman olmasıdır.

الشَّيْطَانِ - عَدُوٌّ  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bir soruya cevap verilirken çoğunlukla cümlenin başında  إِنَّ  bulunur. Yani, lafzî ve mukadder soruların cevaplarının başında bulunur. Ya da soru soran kişinin, verilecek cevabın aksi bir düşünceye sahip olduğunun bilindiği durumlarda (yani inkâr makamında) cevabın başına  إِنَّ  gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Çünkü o, sizin için (Rabbinizden ayıran) bir düşmandır. Bu cümle yasağın sebebidir. Şeytana ibadet ve itaat edilmez, ondan uzak durulur.  مُب۪ينٌ  kelimesi, bu düşmanlığın açık olduğunu ifade eder. Çünkü  أبان  fiili, açığa çıktı ve açığa çıkardı demektir. أبان الرجل , durumunu açıkladı, ortaya koydu demektir. Muhakkak ki şeytan düşmanlığı destekler ve ortaya koyar. İnsan ona nasıl kulluk edebilir?

Düşmanlar iki çeşittir: Düşmanlığını açıklayan ve düşmanlığını gizleyen.

Düşmanlık da iki çeşittir: Sahibi gizlemek istese bile açık olan düşmanlık ve gizli düşmanlık. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 285)

İbn Âşûr burada  إِنَّ ‘nin yalnız haberin ihtimamı için kullanıldığını; çünkü şeytanla insan arasındaki düşmanlık, müşrik ve müminler tarafından kesin olarak bilinmektedir demiş veya  إِنَّ  harfinin tekit için kullanıldığını zikretmiştir. Bu harf aynı şekilde inkâr veya şüpheyi ret için değil de durumun enteresanlığını ifade için de kullanılır. İbn Âşûr’ûn  إِنَّ  için zikrettiği anlamlardan birisi, onun ta’lîl ve rapt manasını ifade eder. Bakara 32. ve Âli İmran 96. ayetleri buna örnektir. Cümlede ihtimam için kullanıldığında  إِنَّ ‘nin özelliklerinden birisi fâ-i tefrî’aya (teferrutlandırma) ihtiyaç duymaması, ta’lîl ve rapt ifade etmesidir. (İbn Âşûr’ûn Et-tahrîr Ve’t-tenvîr Adlı Eserinde Sarf Ve Nahiv Merkezli Tercihleri / Aboubacar Mohamadou)

Anlatılmak istenen şeytanın “bize” olan düşmanlığı olduğu için  لَكُمۡ  takdim edilmiştir. 

مُّبِینٌ [apaçık] hiç gizlisi saklısı olmayacak şekilde düşmanlığı açık olan demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.