En'âm Sûresi 145. Ayet

قُلْ لَٓا اَجِدُ ف۪ي مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّماً عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَماً مَسْفُوحاً اَوْ لَحْمَ خِنْز۪يرٍ فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقاً اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ  ١٤٥

De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 لَا
3 أَجِدُ bulamıyorum و ج د
4 فِي
5 مَا şeyde
6 أُوحِيَ vahyolunan و ح ي
7 إِلَيَّ bana
8 مُحَرَّمًا bir haramlık ح ر م
9 عَلَىٰ üzerine
10 طَاعِمٍ yemek ط ع م
11 يَطْعَمُهُ yiyen kimse ط ع م
12 إِلَّا ancak hariçtir
13 أَنْ
14 يَكُونَ olması ك و ن
15 مَيْتَةً leş م و ت
16 أَوْ yahut
17 دَمًا kan د م و
18 مَسْفُوحًا akıtılmış س ف ح
19 أَوْ yahut
20 لَحْمَ eti ل ح م
21 خِنْزِيرٍ domuz خ ن ز ر
22 فَإِنَّهُ -ki şüphesiz
23 رِجْسٌ pistir ر ج س
24 أَوْ ya da
25 فِسْقًا bir fısk ف س ق
26 أُهِلَّ boğazlanmış ه ل ل
27 لِغَيْرِ başkası adına غ ي ر
28 اللَّهِ Allah’tan
29 بِهِ onun
30 فَمَنِ ama kim
31 اضْطُرَّ çaresiz kalırsa (yiyebilir) ض ر ر
32 غَيْرَ غ ي ر
33 بَاغٍ saldırmaksızın ب غ ي
34 وَلَا ve
35 عَادٍ sınırı aşmaksızın ع د و
36 فَإِنَّ çünkü
37 رَبَّكَ Rabbin ر ب ب
38 غَفُورٌ bağışlayandır غ ف ر
39 رَحِيمٌ esirgeyendir ر ح م
 

Hayvanlarla ilgili olarak yenilmesi haram olanlar bildirilmektedir (yenilmesi haram ve mubah olan hayvanlar ve “zaruret” hali hakkında bilgi için bk. Bakara 2/173; Mâide 5/3).

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 481

 
  

  Helle هلل :

  Hilal هِلالٌ kameri ayın birinci veya ikinci gecesindeki aya verilen isimdir. Hilalin çoğulu أهِلَّةٌ şeklindedir.

  إهْلالٌ sözcüğü aslen hilali görünce sesi yükseltmek iken sonradan her türlü sesle ilgili kullanılmıştır.  (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de bir fiil ve bir isim formunda olmak üzere 5 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri hilâl ve tehlildir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

قُلْ لَٓا اَجِدُ ف۪ي مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّماً عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَماً مَسْفُوحاً اَوْ لَحْمَ خِنْز۪يرٍ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l kavli, لَٓا اَجِدُ ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

لَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَجِدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdir  انا ’dir. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  ف۪ي  harf-i ceriyle  اَجِدُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اُو۫حِيَ اِلَيَّ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اُو۫حِيَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. اِلَيَّ  car mecruru اُو۫حِيَ  fiiline mütealliktir. مُحَرَّماً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Mahzuf mevsufun sıfatıdır. Takdiri; شيئا محرّما  (haram kılınmış bir şey) şeklindedir.

عَلٰى طَاعِمٍ  car mecruru  مُحَرَّماً ‘e mütealliktir. يَطْعَمُهُ  cümlesi, طَاعِمٍ ‘ın sıfatı olup mahallen mecrurdur. يَطْعَمُهُٓ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  هُٓ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّٓا  istisna edatıdır.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel, müstesna olup mahallen mansubdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

يَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. يَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هو ‘dir. مَيْتَةً  kelimesi  يَكُونَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur. 

دَماً  atıf harfi  اَوْ  ile makabline matuftur.  مَسْفُوحاً  kelimesi  دَماً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.  لَحْمَ  atıf harfi  اَوْ  ile makabline  مَيْتَةً ’e matuftur. Aynı zamanda muzâftır. خِنْز۪يرٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın üç unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir. İstisnanın kısımları üçe ayrılır:

1. Muttasıl istisna, 2. Munkatı’ istisna,3. Müferrağ istisna. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُو۫حِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

طَاعِمٍ  kelimesi sülâsî mücerredi  طعم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُحَرَّماً  kelimesi, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludur. 

مَسْفُوحاً  kelimesi sülâsî mücerredi  سفح  olan fiilin ism-i mef’ûludur.


 فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقاً اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ 

 

İsim cümlesidir.  فَ  ta’liliyyedir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. رِجْسٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  فِسْقاً  atıf harfi  اَوْ  ile  رِجْسٌ ‘e matuftur. اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ  cümlesi,  فِسْقاً ‘nın sıfatı olarak mahallen mansubdur.

اُهِلَّ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. لِغَيْرِ  car mecruru  اُهِلَّ  fiiline mütealliktir. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. بِه۪  car mecruru  اُهِلَّ  fiiline mütealliktir. 

اُهِلَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  هلل ‘dir.


 فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ


فَ  istînâfiyyedir.  مَنِ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. 

Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

اضْطُرَّ  şart fiili olup, fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. غَيْرَ  naib-i failin hali olup fetha ile mansubdur. بَاغٍ  muzâfun ileyh olup mahzuf  ی  üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Mankus isimdir.

Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri فلا مؤاخذة عليه. şeklindedir.

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. عَادٍ  atıf harfi  وَ ’la  بَاغٍ’ e matuftur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de “ya (ي)” olan isimlere “mankus isimler” denir. Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki “ya” harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. İrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اضْطُرَّ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ضرر ’dir. İftial babının fael fiili  ص ض ط ظ  olursa iftial babının  ت  si  ط  harfine çevrilir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.  

بَاغٍ  kelimesi, sülâsi mücerredi  olan fiilin ism-i failidir.

عَادٍ  kelimesi, sülâsi mücerredi  olan fiilin ism-i failidir.

 فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ


فَ  taliliyyedir. İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبَّكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. غَفُورٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  رَح۪يمٌ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

غَفُورٌ - رَح۪يمٌ  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

قُلْ لَٓا اَجِدُ ف۪ي مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّماً عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَماً مَسْفُوحاً اَوْ لَحْمَ خِنْز۪يرٍ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَٓا اَجِدُ ف۪ي مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّماً عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَماً مَسْفُوحاً اَوْ لَحْمَ خِنْز۪يرٍ   cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  başındaki harf-i cerle birlikte  لَٓا اَجِدُ  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَّا ’nın sılası olan  اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّماً عَلٰى طَاعِمٍ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur اِلَيَّ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan مُحَرَّماً , takdiri  شيئا  olan mevsuf için sıfat konumundadır. Mevsûfun hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اُو۫حِيَ  fiili, mef’ûle dikkat çekme kastıyla meçhul bina edilmiştir. 

يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً  cümlesi, طَاعِمٍ  için sıfattır. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَماً مَسْفُوحاً اَوْ لَحْمَ خِنْز۪يرٍ  cümlesi, masdar teviliyle müstesna konumundadır. İstisna, munkatıadır. Muttasıl olduğu da söylenmiştir.

Masdar-ı müevvel,  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

دَماً مَسْفُوحاً  terkibi ve  لَحْمَ خِنْز۪يرٍ  izafeti, atıf harfi  اَوْ  ile  كَان ‘nin haberi olan  مَيْتَةً ‘e atfedilmiştir. Atıf sebebi temâsüldür.

طَاعِمٍ - يَطْعَمُهُٓ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Haram olan yiyeceklerin sayılması taksim sanatıdır. 


 فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقاً اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ

 

فَ  ta’liliyyedir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)  

فِسْقاً  kelimesi اَوْ  atıf harfiyle  ميتة ‘e atfedilmiştir.

اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪  cümlesi  فِسْقاً  için sıfattır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُهِلَّ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

غَيْرِ اللّٰهِ  izafeti, gayrının tahkiri içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

رِجْسٌ - فِسْقاً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayet-i kerimede haram kılınan yiyecekler kasr yollarından nefy ve ispat ile ifade edilmiştir. Bu da sadece burada zikredilenlerin haram olmasını; zikredilmeyenlerin mübah hükmüne dahil olmasını gerektirmektedir. Nitekim bu görüşü benimseyenler olmuştur. Ancak alimlerin geneli ayetteki kasrın izafî olduğunu, müşriklerin haram olduğunu iddia ettikleri hayvanlara göre bu ifadenin sınırlandırıldığını; yoksa bunun dışında sünnette bu ayette zikredilmeyip de haram kılınan hayvanların olduğunu söylemişlerdir. Mamafih, belâgat konularından kasr, ayetten hüküm istinbatına tesir etmiş, farklı yorumların oluşmasına sebep olmuştur. (Dr. Öğr. Üyesi Avnullah Enes Ateş, Kur’an Yorumunda Beyan İlmi) 


 فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ

 

Şart üslubunda gelen terkipte  فَ  istînâfiye, şart harfi olan  مَنِ  mübtedadır. Şart cümlesi olan  فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir.

Haber konumundaki  اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

غَيْرَ  hal,  بَاغٍ  onun muzâfun ileyhidir. Zaid nefy harfinin tekid ettiği  عَاد , muzâfun ileyhe matuftur.  بَاغٍ  ve  عَادٍ  kelimelerinin nekreliği, kıllet ve nev ifade eder. Her ikisi de ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اضْطُرَّ  fiili,  اِفْتِعال  babındadır.  اِفْتِعال  babının fiile kattığı, çaba göstermek, ortaya koymak anlamları ayette de mevcuttur. 

Ayette îcâz-ı hazif vardır. Şartın cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Takdiri,  فلا مؤاخذة عليه  (Onun suçu yoktur.) şeklindedir.

Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. Mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

بَاغٍ - عَادٍ  ile  إِثۡمَ - حَرَّمَ  ve  غَيْرَ - لَا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَلَا عَادٍ  ibaresi “yaşayacak kadarını veya açlık sınırını aşmazsa” demektir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Eğer bir kimse mecbur kalırsa ve başka bir imkânı da kalmamış ise kendisini ayakta tutabilecek ve sağlığını koruyabilecek bir miktar yemesinde herhangi bir sakınca yoktur. Yoksa tıka basa yemesi söz konusu değildir. Çünkü mübahlık, bir konuda verilen izin ya da müsaade sadece mecbur kalınması halindedir. Bu da ancak zaruret ölçüsü ne şekilde önlenebilecekse işte o miktar ya da ölçüde izin verilmiş bulunmaktadır. Böyle olması halinde bunlardan yiyenler için herhangi bir günah ve vebal de yoktur. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en- Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)


 فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

فَ , ta’liliyyedir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

Müsnedün ileyhin Rab ismiyle marife olması telezzüz, destek ve muhabbet içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için bu cümledeki Rab isminde tecrîd sanatı vardır.

رَبَّكَ  izafetinde Peygamber Efendimizi teşrif manası vardır. Allah’ın habibine olan büyük lütfuna işaret eder. 

Allah’ın  غَفُورٌ  ve  رَح۪يمٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.

غَفُورٌ - رَح۪يمٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle ifadeler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِنَّ  ile, haberdeki mübalağa sıygalarıyla, tekid edilmiştir. Aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)