وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذ۪ي ظُفُرٍۚ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَٓا اِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَٓا اَوِ الْحَوَايَٓا اَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍۜ ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْۘ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ١٤٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَعَلَى | ve |
|
| 2 | الَّذِينَ | şunlara ki |
|
| 3 | هَادُوا | yahudilere |
|
| 4 | حَرَّمْنَا | haram ettik |
|
| 5 | كُلَّ | bütün |
|
| 6 | ذِي | olanları |
|
| 7 | ظُفُرٍ | tırnaklı(ları) |
|
| 8 | وَمِنَ |
|
|
| 9 | الْبَقَرِ | sığırın |
|
| 10 | وَالْغَنَمِ | ve koyunun |
|
| 11 | حَرَّمْنَا | haram kıldık |
|
| 12 | عَلَيْهِمْ | onlara |
|
| 13 | شُحُومَهُمَا | yağlarını |
|
| 14 | إِلَّا | hariç |
|
| 15 | مَا |
|
|
| 16 | حَمَلَتْ | taşıdıkları |
|
| 17 | ظُهُورُهُمَا | sırtlarının |
|
| 18 | أَوِ | yahut |
|
| 19 | الْحَوَايَا | bağırsaklarının |
|
| 20 | أَوْ | ya da |
|
| 21 | مَا |
|
|
| 22 | اخْتَلَطَ | karışanlar |
|
| 23 | بِعَظْمٍ | kemiğe |
|
| 24 | ذَٰلِكَ | böylece |
|
| 25 | جَزَيْنَاهُمْ | onları cezalandırdık |
|
| 26 | بِبَغْيِهِمْ | aşırılıkları yüzünden |
|
| 27 | وَإِنَّا | biz elbette |
|
| 28 | لَصَادِقُونَ | doğru söyleyenleriz |
|
Resûl-i Ekrem Efendimiz Allah Teâlâ’nın Yahudilere ölü hayvanların yağını haram kıldığını, fakat onların bu yağı eriterek sattıklarını ve parasını yediklerini söylemeyerek onlara lanet etmiştir.
(Buhâri ,Büyû 103,112; Müslim ,Müsâkât 71,74).
İç yağının Müslümanlara helâl olduğu Peygamber Efendimizin bu konudaki tasviplerinden (takrirlerinden) de anlaşılmaktadır. Abdullah İbni Mugaffel der ki; “ Hayber’in fethedildiği gün bir torba içyağı ele geçirmiştim. Bugün bundan hiç kimseye birşey vermem” diyerek etrafıma bakındım. Bir de ne göreyim, Resûlullah gülümseyerek orada duruyor”.
(Müslim ,Cihad 72; Ebu Dâvud ,Cihad 127 ; Nesai, Dahâyâ 38).
(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’AN-I KERİM MEALİ
PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)
ظفر Zafera: ظُفْرٌ insanda ve diğer canlılarda bulunan tırnaktır. Aynı kökten gelen ظَفَرٌ sözcüğü, gâlip gelmek, başarmak demektir. Bu kelimenin aslı ‘tırnağını ona geçirdi’ anlamındaki ظَفَرَ fiilidir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de sadece 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri zafer ve muzafferdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
خَلْطٌ iki veya daha fazla nesnenin parçalarını bir araya getirmektir. Bu karıştırılan şeyler katı da sıvı da ya da katı ve sıvı karışıkta olabilir. إخْتَلَطَ fiili ise karıştı, katıştı ve karma hale geldi anlamında kullanılır. Dost, komşu veya ortağa da خَلِيطٌ denir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri halt, hılt, ahlat, ihtilat, muhtelit ve halîtadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذ۪ي ظُفُرٍۚ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl عَلَى harf-i ceriyle حَرَّمْنَا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası هَادُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
هَادُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
حَرَّمْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. كُلَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. ذ۪ي muzâfun ileyh olup harfle îrab olan beş isimden biri olarak cer alameti ى ‘dir. ظُفُرٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
حَرَّمْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حرم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَٓا اِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَٓا اَوِ الْحَوَايَٓا اَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنَ الْبَقَرِ car mecruru حَرَّمْنَا fiiline mütealliktir. الْغَنَمِ atıf harfi وَ ‘ la الْبَقَرِ ‘ye matuftur.
حَرَّمْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِمْ car mecruru حَرَّمْنَا fiiline mütealliktir. شُحُومَهُمَٓا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمَٓا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّا istisna harfidir. مَا müşterek ism-i mevsûl müstesna olup mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَٓا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
حَمَلَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. ظُهُورُهُمَٓا fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمَٓا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْحَوَايَٓا atıf harfi اَوِ ile ظُهُورُهُمَٓا ’ya matuf olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.
مَا müşterek ism-i mevsûlu, müstesna olup mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اخْتَلَطَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِعَظْمٍ car mecruru اخْتَلَطَ fiiline mütealliktir.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
.İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اخْتَلَطَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi خلط ’dır.
Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْۘ وَاِنَّا لَصَادِقُون
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. جَزَيْنَاهُمْ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
جَزَيْنَاهُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur.
Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِبَغْيِهِمْۘ car mecruru جَزَيْنَاهُمْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هِمْۘ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.
صَادِقُونَ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
صَادِقُونَ kelimesi sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذ۪ي ظُفُرٍۚ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
حَرَّمْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Önceki ayetteki Rab isminden bu ayette azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur عَلَى الَّذ۪ينَ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan حَرَّمْنَا ‘ya takdim edilmiştir.
Sılası olan هَادُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَٓا اِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَٓا اَوِ الْحَوَايَٓا اَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍۜ
Aynı üslupla gelen cümle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sebata, temekkün ve istikrar ifade eden, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur مِنَ الْبَقَرِ , konudaki önemine binaen, amili olan حَرَّمْنَا ‘ya takdim edilmiştir.
وَالْغَنَمِ , temasül nedeniyle الْبَقَرِ ‘ye atfedilmiştir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
حَرَّمْنَا fiiline müteallik olan عَلَيْهِمْ car-mecruru durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
Müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘ nın sılası olan حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَٓا اَوِ الْحَوَايَٓا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الْحَوَايَٓا , temasül nedeniyle ظُهُورُهُمَٓا ‘ya atfedilmiştir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
ظُهُورُهُمَٓا ‘ya matuf müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sılası olan اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
حَرَّمْنَا kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr ظُهُورُ - ظُفُرٍ kelimelerinin arasında cinâs-ı muzari ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْۘ
Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilene dikkat çekmek önemini vurgulamak içindir. Müsned olan جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْۘ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
جَزَيْنَاهُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile Allah’ın yasaklarına uymayanların cezasına işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işâret ismi, mahsûs şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi, aklî şeyler için kullanıldığında istiâre olur. Câmi; her ikisinde de ‘‘vücûdun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)
ذٰلِكَ sözünde cem’ ve iktidâb vardır. Olayı özetleyen bir kelimedir.
ذَ ٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)
وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
وَ , istînâfiyyedir. اِنَّ ve lâm-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü اِنَّ , cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen, اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade, cümlenin taşıdığı hükümdür. (Suyûtî, İtkan, c. 2 s.176)
Müsned olan صَادِقُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.