وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلٰى مَا كُذِّبُوا وَاُو۫ذُوا حَتّٰٓى اَتٰيهُمْ نَصْرُنَاۚ وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۚ وَلَقَدْ جَٓاءَكَ مِنْ نَبَا۬ئِ الْمُرْسَل۪ينَ ٣٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَقَدْ | ve andolsun |
|
| 2 | كُذِّبَتْ | yalanlanmıştı |
|
| 3 | رُسُلٌ | elçiler |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | قَبْلِكَ | senden önce de |
|
| 6 | فَصَبَرُوا | sabrettiler |
|
| 7 | عَلَىٰ | karşı |
|
| 8 | مَا |
|
|
| 9 | كُذِّبُوا | yalanlanmalarına |
|
| 10 | وَأُوذُوا | ve eziyet edilmelerine |
|
| 11 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 12 | أَتَاهُمْ | onlara yetişti |
|
| 13 | نَصْرُنَا | yardımımız |
|
| 14 | وَلَا | yoktur |
|
| 15 | مُبَدِّلَ | değiştirebilecek |
|
| 16 | لِكَلِمَاتِ | kelimelerini |
|
| 17 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 18 | وَلَقَدْ | andolsun |
|
| 19 | جَاءَكَ | sana da gelmiştir |
|
| 20 | مِنْ | -inden |
|
| 21 | نَبَإِ | haber- |
|
| 22 | الْمُرْسَلِينَ | elçilerin |
|
Hz. Muhammed’e, daha önceki peygamberlerin de yalancılıkla itham edildikleri, fakat onların, Allah’ın yardımıyla zafere ulaşıncaya kadar bu yalanlamalara, hatta uğradıkları eziyetlere sabırla göğüs gerdikleri haber verilmekte, böylece Resûlullah hem teselli edilmekte hem de dolaylı olarak geçmiş peygamberlerin bu olumlu tutumlarını örnek alması istenmektedir. Âyetin “Allah’ın sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur” meâlindeki kısmında geçen “kelimeler”den maksat, inkârcıların menfi ve haksız tutumlarına rağmen görevlerini sabır ve metanetle yerine getirmeye çalışan peygamberlere, sonunda Allah’ın “zafer” vereceği yönündeki vaadidir. Âyette bunun Allah’ın değişmeyen kanunu olduğuna işaret edilmiştir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 397
وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلٰى مَا كُذِّبُوا وَاُو۫ذُوا حَتّٰٓى اَتٰيهُمْ نَصْرُنَاۚ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
كُذِّبَتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. رُسُلٌ naib-i fail olup damme ile merfûdur. مِنْ قَبْلِكَ car mecruru كُذِّبَتْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَبَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا ve masdar-ı müevvel عَلٰى harf-i ceriyle صَبَرُوا fiiline mütealliktir.
كُذِّبُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. اُو۫ذُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. حَتّٰٓى gaye bildiren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel حَتّٰٓى harf-i ceriyle صَبَرُوا fiiline müteallik olup mahallen mecrurdur.
اَتٰيهُمْ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Mahallen mansubdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. نَصْرُنَا fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
كُذِّبَتْ fiilinin faili cemi teksir olduğu için te’nis alameti bitişir. صَبَرُوا ve كُذِّبُوا fiillerine çoğul vav’ı bitişerek gelmiştir. Çünkü her iki fiilin faili de müstetirdir. Müzekker olması tercih edilir.(Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كُذِّبَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۚ وَلَقَدْ جَٓاءَكَ مِنْ نَبَا۬ئِ الْمُرْسَل۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
مُبَدِّلَ kelimesi لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. لِكَلِمَاتِ car mecruru مُبَدِّلَ ’ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri, موجود şeklindedir.
وَ atıf harfidir. İstînâfiyye olması da caizdir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
جَٓاءَكَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
الرسل lafzının delaletiyle fail mahzuftur. Takdiri, جاءك الخبر şeklindedir.
مِنْ نَبَا۬ئِ car mecruru جَٓاءَ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, جاءك الخبر كائنا من نبأ الرسل (Elçilerin haberlerinden biri sana geldi.) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. الْمُرْسَل۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
مُبَدِّلَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُرْسَل۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.
وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلٰى مَا كُذِّبُوا وَاُو۫ذُوا حَتّٰٓى اَتٰيهُمْ نَصْرُنَ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte terkip, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap olan كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Ayetin sonunda müştakının zikredildiği رُسُلٌ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Bu kelamın başında yeminin bulunması, teselliyi güçlendirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s - Selîm - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müspet mazi fiil sıygasında gelen فَصَبَرُوا عَلٰى مَا كُذِّبُوا cümlesi atıf harfi فَ ile kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
صَبَرُوا fiiline müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan كُذِّبُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَاُو۫ذُوا cümlesi atıf harfi وَ ‘la فَصَبَرُوا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Gaye bildiren cer harfi حَتّٰٓى ‘nın gizli أن ’le masdar yaptığı اَتٰيهُمْ نَصْرُنَا , cümlesi صَبَرُوا fiiline mütealliktir. Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَتٰيهُمْ نَصْرُنَا ibaresinde istiare vardır. Canlılara mahsus olan gelme fiili yardıma nispet edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır. Yardımın gelmesi, sebep-müsebbep alakasıyla mecazı mürsel sanatıdır.
نَصْرُنَا izafetinde Allah Teâlâya aid zamire muzaf olan نَصْرُ şan ve şeref kazanmıştır.
Önceki cümledeki gaib zamirden bu cümlede azamet zamirine iltifat sanatı vardır.
كُذِّبَتْ - كُذِّبُو kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَصَبَرُوا - نَصْرُنَا kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كُذِّبَتْ ve كُذِّبُوا ve اُو۫ذُوا fiilleri, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
كُذِّبَتْ ve كُذِّبُوا fiilleri تفعيل babındadır. Bu babın cümleye kattığı en belirgin anlam, fiil, fail veya mef’ûldeki ziyadeliktir.
Bu حَتّٰٓى [nihayet] sabırla ilgilidir. Yani “sabrın sonunda” demektir. Bu ifadeden anlaşıldığı gibi Allah’ın yardımı, kesin bir sonuçtur. Onu hiçbir şey engelleyemez ve o yardım mutlaka muhataplarını bulur. نَصْرُنَا şeklinde azamet (1. şahıs çoğul) zamirinin kullanılması, bu yardıma önem verildiğini göstermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَتٰيهُمْ نَصْرُنَا “nasr”ın vukuunda mecaz vardır. Yardımın vukuu, gelmeye benzetilmiştir. Sanki nida edilenin uzaktan gelmesi gibi. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’an - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۚ
وَ ’la gelen cümle, mukadder kasem cümlesine atfedilmiştir.
Bu cümlenin itiraziyye olduğu da söylenmiştir.
Cinsini nefyeden nefy harfi لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مُبَدِّلَ kelimesi لَا ’nın ismidir. لَا ’nın haberi mahzuftur. لِكَلِمَاتِ اللّٰهِ car-mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.
Veciz ifade kastına matuf لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۚ izafetinde, Allah ismine muzâf olan لِكَلِمَاتِ , şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
مُبَدِّلَ ‘nin تفعيل babının ism-i fail kalıbıyla gelmesi bu özelliğin sübut, istimrar ve çokluğa işaret etmiştir.
Bu cümlede tekrar gaib zamire dönülmesinde iltifat sanatı vardır.
Allah ism-i celâlinin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illet ve sebebini zımnen bildirmek içindir. Çünkü Allah Teâlâ'ya karşı hiç kimse hiçbir konuda galibiyet sağlayamaz; Allah Teala hiçbir sözünden caymaz. Bunlar O’nun ulûhiyyetinin gereğidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
كَلِمَاتِ ile kastedilen özel bir nevdir. Allah’ın kelimelerinin bazısıyla teşrî kastedilmez ama nesh ile değiştirmek kastedilir. Dolayısıyla değiştirmemek; iptal etmekten mecazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
وَلَقَدْ جَٓاءَكَ مِنْ نَبَا۬ئِ الْمُرْسَل۪ينَ
وَ ‘la gelen cümle, mahzuf kasemle birlikte önceki kasem cümlesine atfedilmiştir.
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap olan جَٓاءَكَ مِنْ نَبَا۬ئِ الْمُرْسَل۪ينَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
الْمُرْسَل۪ينَ - رُسُلٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
جَٓاءَكَ - اَتٰيهُمْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Değiştiren kişiyi olumsuzlamak, değiştirmeyi yasaklamaktan kinayedir. Çünkü tebdil, sadece mübeddille olabilir. Yani Allah’tan gayrısı, Allah’ın muradını değiştirmekten acizdir. Allah Teâlâ bu şana sahip kelimelerini değiştirmek istememiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
نَبَا۬ئِ الْمُرْسَل۪ينَ [Peygamberlerin haberleri]’nden maksat, onların çektikleri sıkıntılardan sonra Allah Teâlâ’nın kendilerine yardım etmesi yahut peygamberlerle ümmetleri arasında cereyan eden hadiselerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Hak Teâlâ’nın, وَلَقَدْ جَٓاءَكَ مِنْ نَبَا۬ئِ الْمُرْسَل۪ينَ [Andolsun ki Sana, resullerin haberlerinden geldi.] buyruğu, “Kur’an-ı Kerim’de, onları nasıl kurtardığımıza ve kavimlerini nasıl helak ettiğimize dair haberleri Sana geldi.” demektir. Ahfes, “Buradaki مِنْ harf-i ceri, zaiddir (manada tesiri yoktur). Nitekim Sen, أصابنا من مطر (Bize yağmur isabet etti.) dersin.” demiştir.
Başka kimseler ise bu görüşün caiz olmadığını, çünkü bu şekilde harf-i cerinin olumlu cümlede getirilemeyeceğini, ancak olumsuz cümlede kullanılabileceğini söylemişlerdir. Nitekim sen ما أتاني من أحد (Bana hiç kimse gelmedi) dersin. Bu ayette من harfi teb’iz (kısmen) manasındadır. Hazreti Peygambere (s.a.) gelen haberler ise bütün peygamberlerin değil bazı peygamberlerin kıssalarıdır. Hak Teâlâ da وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَۜ [Öyle peygamberler (gönderdik ki) onların kıssalarını önceden sana bildirdik. (Yine) Öyle peygamberler (yolladık ki) Sana onların kıssalarını haber vermedik. (Mümin Suresi, 78)] buyurmuştur.
Ayetteki (geldi) fiilinin faili mahzuf olup, söylenenlerin kendisine delalet etmesinden dolayı hazfedilmiştir ve takdiri: ولقد جاءك نبأ من نبأ المرسلين [Andolsun ki Sana, peygamberlerin haberlerinden bir haber geldi.] şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)