A'râf Sûresi 122. Ayet

رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ  ١٢٢

“Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 رَبِّ Rabbine ر ب ب
2 مُوسَىٰ Musa’nın
3 وَهَارُونَ ve Harun’un
 

Sihirbazlar mağlûbiyetin ardından, sihrin bütün inceliklerini bilmelerine rağmen kendilerini mağlûbiyete uğratan bu hadisenin bir sihir olamayacağını; şu halde Mûsâ’nın hak peygamber, gösterdiklerinin de ancak bir mûcize olarak kabul edilmesi gerektiğini anlayarak Allah için secdeye kapandılar. Kıptîler’de âdet olduğu üzere, Firavun için yere kapandıkları sanılmasın diye de Mûsâ ve Hârûn’un rabbi olan Allah’a iman ettiklerini açık bir dille belirtme gereğini duydular.

 

رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ

رَبِّ  kelimesi, önceki  بِرَبِّ الْعَالَم۪ين  ‘den bedel olup kesra ile mecrurdur  مُوسٰى  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğundan elif üzere mukadder fetha ile mecrurdur. هٰرُونَ  atıf harfi  وَ ’la  مُوسٰى ‘ya matuf olup gayri munsarif olduğundan fetha ile mecrurdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayr-ı munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayr-ı munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayr-ı munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir.

Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ

 

Ayet, önceki ayetteki  بِرَبِّ الْعَالَم۪ين  ifadesinden bedel olarak fasılla gelmiştir. 

Bedel; Arap dilinde bir kelimenin yerine kullanılan başka bir kelimenin atıf yapılmadan ve tefsir maksatlı kullanılmasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır. Bedel yapmanın amacı, kapalı olan kelamı açmak, açık olanı ise tekid etmektir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı: 1 Yıl: 2000)

مُوسٰى - هٰرُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

”Harun ve Musa’nın Rabbi” şeklindeki izafet muzâfun ileyhin tazimi, gayrının tahkiri içindir.

رَبِّ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

O sihirbazlar, “Âlemlerin Rabbine... iman ettik” deyince Firavun onlara: “Sadece beni kastediyorsunuz!” dedi. Bunun üzerine onlar, “Musa’nın Rabbine...” dediklerinde yine Firavun: “Sadece beni kastediyorsunuz... Çünkü Musa’yı terbiye edip bakıp büyüten benim ben...” dedi. Bunun üzerine “ve Harun’un Rabbine...” dediklerinde her türlü şüphe ortadan kalktı ve herkes, o sihirbazların Firavun’u inkâr ettiklerini; âlemlerin Rabbine de iman etmiş olduklarını anladılar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)