A'râf Sûresi 124. Ayet

لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ  ١٢٤

“Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَأُقَطِّعَنَّ elbette keseceğim ق ط ع
2 أَيْدِيَكُمْ ellerinizi ي د ي
3 وَأَرْجُلَكُمْ ve ayaklarınızı ر ج ل
4 مِنْ
5 خِلَافٍ çaprazlama خ ل ف
6 ثُمَّ sonra
7 لَأُصَلِّبَنَّكُمْ asacağım ص ل ب
8 أَجْمَعِينَ hepinizi ج م ع
 

Sihirbazlar, Mûsâ’ya iman edip onun tarafına geçtiklerini gayet açık olarak göstermişlerdi. Bu sebeple Firavun’un, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz öyle mi!” anlamına gelen sözü, bir soru olmayıp tehditten ibarettir. Nitekim “Ama yakında göreceksiniz” deyip bunun ardından vereceği cezaları sıralamasından da bu anlaşılmaktadır. “Ben size izin vermeden…” şeklindeki sözü de Firavun’un, neye inanıp neye inanmayacaklarına varıncaya kadar, onların her türlü tutum ve davranışlarına hükmettiğini, vicdanlarını baskı altında tuttuğunu göstermektedir.

 Fahreddin er-Râzî’ye göre Firavun’un Mûsâ karşısındaki bu yenilgisi, onda aynı zamanda siyasî bir endişe de doğurdu. Zira bu olay halkın huzurunda cereyan etmişti ve bu gelişmeler karşısında halk da sihirbazları takip ederek Mûsâ’nın peygamberliğine inanıp onun peşine düşecekti. İşte bunu önlemek için onların Mûsâ’dan kuşku duymalarını sağlayacak iddialar ortaya attı. Buna göre sihirbazlar bir “tuzak” peşindeydi; yani Mûsâ’nın tebliğini kabul etmeleri, onun delilinin güçlü olmasından ileri gelmiyordu; aksine onlar, sihir gösterilerine girişmeden önce “Şu şu şartlarımızı yerine getirirsen sana inanırız” diye Mûsâ ile anlaşmışlardı. Firavun’un dile getirmediği asıl sıkıntısı ise karşılıksız iş gücünü kaybetmekti.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 570-571

 

لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

اُقَطِّعَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. اَيْدِيَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَرْجُلَكُمْ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. مِنْ خِلَافٍ  car mecruru mahzuf hale mütealliktir.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

اُصَلِّبَنَّكُمْ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَجْمَع۪ينَ  lafzî tekit muttasıl zamiri tekit eder. Cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lâmı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır. 

Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar. 

Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayet manevi tekid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُقَطِّعَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi  قطع ‘dir. 

اُصَلِّبَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi  صلب ‘dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir. 

 

لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ

 

Önceki ayetteki tehdidin açıklaması olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ف۪يهِۜ  cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.

Muksemun bih, mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Aynı üsluptaki  وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِینَ  cümlesi, kasemin cevabına tertip ve terahî ifade eden  ثُمَّ  atıf harfiyle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır.

لَاُقَطِّعَنَّ  ve  لَأُصَلِّبَنَّكُمۡ  fiilleri, تفعيل  babındadır. Bu babın cümleye kattığı en belirgin anlam, fiilin, fail veya mef’ûldeki ziyadeliğidir.

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

اَجْمَع۪ينَ , kelimesi manevi tekid olarak anlamı kuvvetlendirmek için gelen ıtnâbdır.

اَيْدِيَكُمْ - اَرْجُلَكُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

لَاُقَطِّعَنَّ - لَاُصَلِّبَنَّ  kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مِنْ خِلَافٍ  sözü iki şekilde anlaşılabilir:

1. Karşı çıkmanız sebebiyle (dönekliğinizden dolayı) 

2. Çaprazlamasına, yani sağ elinle sol bacağını, sol elinle sağ bacağını) sonra sizi (topluca) hepinizi asacağım.

Sağ el ve sağ bacak kesilirse o kişinin yaşaması çok zordur. Sağ bacak kesilirse sağ el ile ve belki bastonla kuvvet alarak yürüyebilir.

Cümle lam ve şeddeli nunla tekid edilerek muhatap inandırılmak istenmiştir. 

مِن خِلافٍ  sözündeki  مِن , ibtidaiyyedir. Kesilecek yerin başlangıç noktasını gösterir. ثُمَّ  kelimesi de çarmıha gerilme için kaldırılacaklarına delalet eder. Malum olduğu üzere kişiyi öldürmek maksadıyla çarmıha germek için tahtaya bağlanması gerekir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)