وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِۢ اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَأْت۪يهِمْ ح۪يتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعاً وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَۙ لَا تَأْت۪يهِمْۚ كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ١٦٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاسْأَلْهُمْ | onlara sor |
|
| 2 | عَنِ | -ndan |
|
| 3 | الْقَرْيَةِ | kent(halkın)ın durumu- |
|
| 4 | الَّتِي | öyle ki |
|
| 5 | كَانَتْ | bulunan |
|
| 6 | حَاضِرَةَ | kıyısında |
|
| 7 | الْبَحْرِ | deniz |
|
| 8 | إِذْ | hani |
|
| 9 | يَعْدُونَ | onlar haddi aşıyorlardı |
|
| 10 | فِي |
|
|
| 11 | السَّبْتِ | Cumartesine |
|
| 12 | إِذْ |
|
|
| 13 | تَأْتِيهِمْ | onlara gelirdi |
|
| 14 | حِيتَانُهُمْ | balıkları |
|
| 15 | يَوْمَ | günü |
|
| 16 | سَبْتِهِمْ | cumartesi |
|
| 17 | شُرَّعًا | akın akın |
|
| 18 | وَيَوْمَ | gün ise |
|
| 19 | لَا |
|
|
| 20 | يَسْبِتُونَ | cumartesi dışındaki |
|
| 21 | لَا |
|
|
| 22 | تَأْتِيهِمْ | gelmezlerdi |
|
| 23 | كَذَٰلِكَ | böylece |
|
| 24 | نَبْلُوهُمْ | biz onları sınıyorduk |
|
| 25 | بِمَا | ötürü |
|
| 26 | كَانُوا |
|
|
| 27 | يَفْسُقُونَ | yoldan çıkmalarından |
|
Deniz kıyısındaki şehrin, Akabe körfezi sahilindeki Eyle (bugünkü Akabe), Taberiye gölü civarındaki Taberiye, Akabe körfezinin batı kıyısındaki Medyen veya aynı bölgedeki Eyke şehri olduğu yolunda çeşitli görüşler vardır (İbn Atıyye, VII, 186; Zemahşerî, II, 170; Râzî, XV, 36; İbn Âşûr, IX, 147-148). Birçok eski müfessir gibi Muhammed Hamîdullah da buranın Eyle olduğu yolundaki görüşü tercih etmiştir (Le Saint Coran, s. 171).
Cumartesi (sebt, sabbat) yahudilerin kutsal günüdür. Yahudi şeriatında cumartesi haftalık tatil günü olup o gün çalışmak ve dolayısıyla avlanmak yasaklanmıştır. Cumartesi günleri balıklar avlanma yasağı dolayısıyla ürkütülmedikleri için diğer günlere göre daha rahat hareket eder, sahile yaklaşır, su yüzüne çıkarlardı; çalışma günlerinde ise derin sulara çekilirlerdi. Balıkların, insan davranışlarına ne kadar kolay alıştıkları bilinmektedir. Âyette bu sahil beldesinin sakinleri olan yahudiler, söz konusu geleneği ihlâl ederek cumartesi günleri de avlandıkları için eleştirilmektedir. Çünkü onlar bu suretle dinlerinde on emrin dördüncüsü olarak yer alan (Çıkış, 20/8-11) önemli bir kuralı ihlâl etmişlerdir.
Balıkların avlanma yasağının bulunmadığı günlerde uzaklara çekilirken cumartesi gününde akın akın sahile doğru gelip görülmesi, nefislerine ve çıkarlarına düşkün kimselerin iştahını kabarttığı ve avlanma yasağını çiğnemelerine yol açtığı için âyette bu husus bir deneme, imtihan olarak değerlendirilmektedir. Nitekim müteakip âyetten anlaşıldığına göre bazı iyi kimseler yasağı delmedikleri için bu imtihanda başarılı olmuşlardır.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 613
وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِۢ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سْـَٔلْهُمْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. عَنِ الْقَرْيَةِ car mecruru سْـَٔلْهُمْ fiiline mütealliktir. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl الْقَرْيَةِ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِۢ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَتْ nakıs, fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. كَانَتْ ’in ismi müstetir olup takdiri هى ’dir. حَاضِرَةَ kelimesi كَانَتْ ’in haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْبَحْرِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
حَاضِرَةَ kelimesi sülâsî mücerredi حضر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَأْت۪يهِمْ ح۪يتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعاً وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَۙ
اِذْ zaman zarfı, حَاضِرَةَ ‘e mütealliktir. يَعْدُونَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَعْدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي السَّبْتِ car mecruru يَعْدُونَ fiiline mütealliktir.
İkinci اِذْ zaman zarfı, يَعْدُونَ fiiline mütealliktir. تَأْت۪يهِمْ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
تَأْت۪يهِمْ fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هِمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ح۪يتَانُهُمْ fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَوْمَ zaman zarfı تَأْت۪يهِمْ fiiline mütealliktir. سَبْتِهِمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شُرَّعاً kelimesi ح۪يتَانُهُمْ ‘un hali olup fetha ile mansubdur..
يَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ile makabline matuftur. يَوْمَ zaman zarfı, تَأْت۪يهِمْ fiiline mütealliktir. لَا يَسْبِتُونَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْبِتُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.
a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.
b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.
c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.
d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا تَأْت۪يهِمْۚ
Fiil cümlesidir. لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَأْت۪يهِمْ fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Muttasıl zamir هِمْۚ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
كَ harf-i cerdir. مثل ‘’gibi’’ anlamındadır. Bu ibare, amili نَبْلُوهُمْ olan mahzuf masdarın sıfatına mütealliktir. Takdiri; بلاءً مثلَ ذلك البلاء نبلوهم (Bunun benzeri bir belayla onları sınarız.) şeklindedir. ذا işaret ismi, sükun üzere mebni, mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
نَبْلُوهُمْ fiili و üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle نَبْلُوهُمْ fiiline mütealliktir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَفْسُقُونَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَفْسُقُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
بِ harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekan zarfı gibi manalar kazandırabilir. Burada sebep manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِۢ اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَأْت۪يهِمْ ح۪يتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعاً وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَۙ لَا تَأْت۪يهِمْۚ
Ayet atıf harfi وَ ‘la, mukadder اذكر (Hatırla, düşün) cümlesine atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
İstedi manasındaki سْـَٔلْ fiili, عَنِ harf-i ceri ile kullanıldığında sordu manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْقَرْيَةِ için sıfat konumundaki müfred müennes has ism-i mevsûl الَّت۪ي ‘nin sılası olan كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِۢ cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَان ’nin haberi olan حَاضِرَةَ الْبَحْرِۢ , veciz ifade kastına matuf olarak izafet formunda gelmiştir.
Sıfat, tetmim ıtnâbı babındandır.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimidir. Sıfatın kullanılmasının, metbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
Buradaki soru, İsrailoğullarının önceki isyanlarını saymak, onları tevbih ve azarlama sebebiyle takrir manasındadır. Yani onların isyanları ilk değildir, bu onların içlerinde olan eski mizaçlarıdır (huylarıdır). (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cenab-ı Hakk’ın وَسْـَٔلْهُمْ [Onlara sor.] buyruğunun maksadı, bu kıssanın onlar tarafından bilindiğini ortaya koymaktır. Zira bu kıssa, Hz. Peygambere Allah (c.c) tarafından bildirilmiştir. Bu sorma işinin zikredilmesinin maksadı, şu iki şeyden biridir:
a. Onların, Hz. Muhammed (s.a.v) ile onun mucizelerini inkâr etmedeki ısrarlarının, o zamanda meydana gelmiş bir şey olmadığına; aksine bu inkâr ve ısrarın onların atalarında eskiden beri mevcut olduğuna dikkatlerini çekmek için onların bu çirkin günaha ve fahiş isyana yöneldiklerini ifade etmektir.
b. İnsan, bazen bir başkasına, kendisinin o hadiseyi iyice bildiğini ve onun inceliklerinden bîhaber olmadığını anlatmak için “Şu iş, şöyle şöyle değil midir?” der. Hz. Peygamber (s.a.v) ilim tahsil etmemiş ve herhangi bir kitabı da mütalaa etmemiş ümmî bir kimse idi. Dolayısıyla o bu kıssayı aynı şekilde bir ilavede ve noksanlaştırmada bulunmaksızın aynen anlatınca, bu adeta onun bir mucizesi gibi olmuş oldu. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Zaman zarfı اِذْ , haber olan حَاضِرَةَ ’ye mütealliktir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
فِي السَّبْتِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla cumartesi günü, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. O gün yaptıkları hatanın büyüklüğünü mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere gelen bu üslupta, tecessüm sanatı da vardır.
Ayetteki ikinci zaman zarfı اِذْ , öncekinden bedeldir. تَأْت۪يهِمْ ح۪يتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعاً وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَۙ لَا تَأْت۪يهِمْۚ cümlesi, muzâfun ileyh konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَوْمَ سَبْتِهِمْ izafeti تَأْت۪يهِمْ fiiline mütealliktir.
شُرَّعاً , fail olan ح۪يتَانُهُمْ ‘dan haldir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.
ح۪يتَانُهُمْ izafetinde balıkların kendilerine has olduğunu bildirmek manası veya o bölgede bulunan balıklar kastedilmiştir.
وَيَوْمَ şeklindeki ikinci zaman zarfı اِذْ ‘e atfedilmiştir. يَوْمَ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrur olan لَا يَسْبِتُونَ cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahalde olan لَا تَأْت۪يهِمْۚ cümlesi, nefy harfinin tekrarıyla tekid edilmiş, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَوْمَ - السَّبْتِ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
ح۪يتَانُهُمْ - الْبَحْرِۢ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فِي السَّبْتِ اِذْ تَأْت۪يهِمْ …- وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَۙ لَا تَأْت۪يهِمْۚ cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.
تَأْت۪يهِمْۚ - لَا تَأْت۪يهِمْۚ ve سَبْتِهِمْ - لَا يَسْبِتُونَۙ gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
حَاضِرَةَ; başşehir veya gelişmiş büyükşehir demektir.
السَّبْتِ, cumartesi günü için kullanır. Kökünde dinlenme, ara verme manası vardır.
Mecâz-ı mürsel olan الْقَرْيَةِ kelimesiyle kastedilen insanlar için gelen يَعْدُونَ fiilinde cemi müzekker zamirinin kullanılması da istiḫdâm olarak değerlendirilmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî’ Sanatları, Doktora Tezi)
اِذْ يَعْدُونَ ve اِذْ تَأْت۪يهِمْ ifadelerinin birincisi الْقَرْيَةِ ‘den bedel olarak mecrurdur, şehirden maksat şehir halkıdır. Sanki, “Şehir halkına cumartesi yasağını çiğnedikleri zamanı sor.” denilmiştir. Bu, bedel-i iştimâldir. Ama bu ifadenin كَانَتْ fiili ile ya da حَاضِرَةَ kelimesi ile mansub olması da mümkündür. İkincisi ise يَعْدُونَ fiili ile mansubdur. Yine bunun bedelin ardından gelen ikinci bir bedel olması da mümkündür. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
يَعْدُونَ ‘nin muzari fiil sıygasıyla tercih edilmesi onların bunu yenileyerek tekrar ettiklerine delalet etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Zaman ismi olan إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)
Balıkların onlara izafe edilmesi, ح۪يتَانُهُمْ /balıkları (حُوت /balık, çoğulu: حِيتانٌ) buyurulması, o balıkların kendilerine has balıklar olduğunu bildirmek içindir. Çünkü bu balıklarda, aynı cinsten diğer balıklarda bulunmayan harika özellikler vardı. Yahut bundan maksat, o bölgede bulunan balıklardır. Onların bazı cumartesi günleri gelip diğer bazı günler gelmemeleri, insanların cumartesi günleri ibadetle meşgul olmaları sebebiyle kendilerine dokunmadıklarını itiyat olarak bilmelerindendi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Allah (c.c) onların cumartesi yasağına uymayacaklarını bildiği halde bu ayetin faydası nedir sorusuna cevap olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كَذٰلِكَ , mahzuf masdar için sıfattır. Amili نَبْلُوهُمْ (Onları imtihan ederiz) olan masdarın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri; بلاءً مثلَ ذلك البلاء نبلوهم (Bunun benzeri bir belayla onları sınarız.) şeklindedir.
Bu takdire göre cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
كَذَ ٰلِكَ kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem كَ hem de ذَأَ işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/28, s. 101)
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا başındaki بِ harf-i ceriyle نَبْلُوهُمْ fiiline mütealliktir. Sılası olan كَانُوا يَفْسُقُونَ cümlesi, nakıs fiil كان ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)
كَانُوا - كَانَتْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.