وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ ١٩٧
Müşriklerin, birtakım nesneleri tanrılık vasıflarıyla niteleyip putlaştırarak bunlardan medet ummalarının ne kadar saçma olduğunu bir kez daha vurgulayan bu iki âyet, Mekke müşrikleri ve din konusunda onlara benzer bir yol izleyen her dönemdeki insanlar için yeni bir uyarı anlamı taşımaktadır.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 647
وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَدْعُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِ car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; تدعونهم متميّزين عن الله şeklindedir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا يَسْتَط۪يعُونَ cümlesi, الَّذ۪ينَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْتَط۪يعُون fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. نَصْرَكُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَنْفُسَهُمْ amili يَنْصُرُونَ ‘nin mukaddem mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَنْصُرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
يَسْتَط۪يعُونَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsîsi طوع ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki اِنَّ وَلِـِّيَ اللّٰهُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , mübteda konumundadır. Mevsulü her zaman takibeden sılası olan تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede müsnedün ileyhin ism-i mevsûl ile marife olması, bahsi geçenlerin bilinen kişiler olduğunu belirtmek yanında onları tahkir ifade eder.
دُونِه۪ izafeti, gayrının tahkiri içindir. دُون kelimesi غير ’dan daha kapsamlıdır. Hem yanında hem dışında anlamları taşır. غير kelimesinin ise yanında manası yoktur.
دُونِه۪ tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah’la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhül Kuran, c. 8, s. 723)
لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ cümlesi müsneddir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi formunda gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade etmiştir.
نَصْرَكُمْ kelimesinde irsâd sanatı vardır. Bu kelime, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ cümlesi, makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede, takdim-tehir sanatı vardır. اَنْفُسَهُمْ , önemine binaen amili olan يَنْصُرُونَ fiiline takdim edilmiştir.
لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ cümlesiyle وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
نَصْرَكُمْ - يَنْصُرُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Îrabdan mahalli olan cümleler birbirine atfedilir. Îrab hükmünde, ikinci cümlenin birinciye iştirak etmesi istendiğinde bu atıf yapılır. Ancak aralarında bir münasebet olması gereklidir. Burada لَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ cümlesi; mübteda olan ism-i mevsûlun haberi makamında olan لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ cümlesine و ile atfedilmiştir. Çünkü her iki cümle de aynı mübtedanın haberidir. Aralarındaki birleştirici yön de putların tahkiridir. (Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
Cenab-ı Hakk’ın reddettiği kimselerin işlerini ıslah etmekle “Sizin, O’nu (Allah’ı) bırakıp taptıklarınızın ise sizin imdadınıza yetişmeye güçleri yetmediği gibi kendilerine bile faydaları dokunmaz.” buyruğu hususunda şu iki görüş ileri sürülmüştür:
Birinci görüş: Bundan maksat, putları böylesi sıfatlarla tavsif etmektir.
Buna göre şayet onlar, “Bu hususlar, önceki ayetlerde de ele alınmıştı; o halde bunları tekrarlamanın faydası nedir?” derlerse biz deriz ki:
Vahidî, bu hususta şöyle demektedir: “Bu vasıflar tekrarlanmıştır; zira önceki ayetlerde bunlar azarlanmak üslubunda zikredilmiştir. Halbuki burada ise kendisine ibadet etmek caiz olanla olmayanın arasını ayırmak için zikredilmiştir. Buna göre sanki ‘ibadete müstehak olanın, salihlerin işlerini üzerine alması gerekir. Halbuki bu putlar böyle değildir. Öyleyse bu putlar ilâh olamazlar.’ denilmek istenmiştir.”
İkinci görüş: Bahsedilen bu haller, Allah'tan başkasına tapan o müşriklerin sıfatlarıdır. Yani kâfirler, Hz. Peygamber ve ashabını tehdit edip duruyorlardı. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk, “Onlar hiçbir şeye kadir olamazlar. Aksine onlar, cehalet ve ahmaklıkta öylesi bir dereceye varmışlardır ki şayet sen onları hakka davet edecek olsan, onlara aklî ve nakli delillerin en kuvvetlisini izhar edecek olsan, onlar akıllarıyla kesinlikle bu hususu bilip anlayamazlar.” buyurmuştur.
Buna göre şayet, “Müşriklerden bahsedilmedi. Burada bahsedilen putlardır. Binaenaleyh bu söylenen şey nasıl doğru olabilir? denilirse biz deriz ki: Müşriklerden Hakk Teâlâ’nın ‘De ki: Çağırın ortaklarınızı, sonra bana istediğiniz tuzağı kurun.’ buyruğunda bahsedilmişti.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)