A'râf Sûresi 25. Ayet

قَالَ ف۪يهَا تَحْيَوْنَ وَف۪يهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ۟  ٢٥

Allah, dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 فِيهَا orada
3 تَحْيَوْنَ yaşayacaksınız ح ي ي
4 وَفِيهَا ve orada
5 تَمُوتُونَ öleceksiniz م و ت
6 وَمِنْهَا ve yine oradan
7 تُخْرَجُونَ çıkarılacaksınız خ ر ج
 

Âdem ve Havvâ şeytana uymakta ısrar etmeyip günahlarının farkına vararak pişmanlıklarını Allah’a arzetmişler ve Bakara sûresinde (2/37) belirtildiği üzere Allah da onların tövbelerini kabul etmiş ve onları imtihan yurdu olan dünyaya göndermiş; insan soyunun yeryüzüne dağılıp orada karar kılmaları ve barınmaları, orada yaşayıp orada ölmeleri, yeniden orada dirilmeleri takdir edilmiştir. Böylece, gerek bu âyetten gerekse ilgili diğer âyetlerden (bk. Bakara 2/36, 38; Tâhâ 20/123), Âdem ile eşinin, işledikleri günahın bir sonucu olmak üzere cennetten çıkarıldıkları ve bu olayın insanlığın kaderini etkilediği anlaşılmaktadır. Fakat Âdem ile Havvâ’nın bu yüzden daha başka zahmetlere de mâruz kalacaklarının bildirildiği yolunda Tevrat’ta verilen bilgiler (Tekvîn, 3/16-19) Kur’an’da geçmemektedir. Bu arada, kardeşlik ve dostluklar gibi sürtüşme ve düşmanlıklar da dünya hayatının bir parçası olarak takdir edilmiştir. Burada anılan düşmanlığın, hem insanoğlu ile şeytan arasındaki ebedî düşmanlığı hem karı-koca arasındaki çekişmeleri hem de Âdem ve Havvâ’nın soyu arasındaki çatışmaları ifade ettiği düşünülebilir. Bu sebeple onlara –bir yoruma göre İblîs de kastedilerek– “İnin oradan!..” buyurulmuştur. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in “dârüsselâm” (barış yurdu) diye tanımladığı cennette düşmanlık olamazdı.

 

 Kuşkusuz Âdem ve Havvâ’nın cennette saf ve günahsız olmaları iradeye dayanmadığı için –kötü bir durum sayılmasa bile– ahlâkî bir değer de ifade etmiyor, sadece içgüdüsel bir karakter taşıyordu. Ancak öyle anlaşılıyor ki, “…şu ağaca yaklaşmayın …” şeklindeki yasaklamayla birlikte yasağa uyup uymama hususunda kendilerine irade ve tercih yeteneği de verilmiş; böylece insanlığın atası ve annesi, yasaklanmış ağaçtan yeme olayında içgüdüsel davranmaktan bilinçli ve iradeli davranma aşamasına geçmişler; kötülüklerinin farkına vararak af dilemişler ve bağışlanmışlardır. Bu durumda ilk günahla başlayan ve cennetten çıkarılma ile devam eden süreç, insanlık için ahlâkî bakımdan bir düşüşü değil, bir yükselişi, öteki canlılardan farklı olup adına “insan” denen ve özgür davranabilen, yanlışlık yapabilen, fakat yanlışlarının farkına vararak özür dileyip tövbe eden, iyiliğe yönelme bilinç ve iradesini gösterebilen bir varlık kategorisinin başlayışını da ifade etmektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 511-512

 

قَالَ ف۪يهَا تَحْيَوْنَ وَف۪يهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ۟

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l kavli,  ف۪يهَا تَحْيَوْنَ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

ف۪يهَا  car mecruru  تَحْيَوْنَ  fiiline mütealliktir. تَحْيَوْنَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ف۪يهَا  car mecruru  تَمُوتُونَ  fiiline mütealliktir. تَمُوتُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul وَ  ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

وَ  atıf harfidir.  مِنْهَا  car mecruru  تُخْرَجُونَ۟  fiiline mütealliktir. تُخْرَجُونَ۟  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

تُخْرَجُونَ۟  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  خرج ’dır.

İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

قَالَ ف۪يهَا تَحْيَوْنَ وَف۪يهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ۟

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli  olan  ف۪يهَا تَحْيَوْنَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber, ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim - tehir sanatı vardır. Car - mecrur  ف۪يهَا , önemine binaen amili olan  تَحْيَوْنَ  fiiline takdim edilmiştir. 

Aynı üsluptaki müteakip  وَف۪يهَا تَمُوتُونَ  ve  وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ۟  cümleleri atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat, 

ف۪يهَا تَحْيَوْنَ  cümlesiyle  ف۪يهَا تَمُوتُونَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

تَحْيَوْنَ  ve  تَمُوتُونَ   kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Üç mecrurun da müteallıklarına takdimi, onların yerleşmesi ve metalanması için yaratılan yeryüzünün önemi dolayısıyladır. Zira yeryüzü tüm işlerin merkezidir. Bu takdim dikkate almaya yönelik bir vesiledir. Yeryüzü bütün bu haller için bir mekândır. Yeryüzü tek bir yerdir. Ancak sakinlerin işleri ve hallerinde farklılıklar olabilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetteki muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin başında  قَالَ  cümlesinin tekrar edilmesi; sonraki kelamın öncesi ile birlikte olmadığını bildirmek ya da daha fazla önem verildiğini göstermek içindir.Yani “İndiğiniz dünyada yaşayıp öleceksiniz; kıyamet günü mükâfat ve ceza görmek üzere yine oradan çıkarılacaksınız.” demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)