A'râf Sûresi 26. Ayet

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاساً يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ وَر۪يشاً۠ وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ  ٢٦

Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا بَنِي oğulları ب ن ي
2 ادَمَ Adem
3 قَدْ muhakkak
4 أَنْزَلْنَا indirdik ن ز ل
5 عَلَيْكُمْ size
6 لِبَاسًا giysi ل ب س
7 يُوَارِي örtecek و ر ي
8 سَوْاتِكُمْ çirkin yerlerinizi س و ا
9 وَرِيشًا ve süslenecek elbise ر ي ش
10 وَلِبَاسُ ve giysisi ل ب س
11 التَّقْوَىٰ takva و ق ي
12 ذَٰلِكَ bu
13 خَيْرٌ en iyisidir خ ي ر
14 ذَٰلِكَ işte bu(nlar)
15 مِنْ -ndendir
16 ايَاتِ ayetleri- ا ي ي
17 اللَّهِ Allah’ın
18 لَعَلَّهُمْ belki
19 يَذَّكَّرُونَ düşünüp öğüt alırlar ذ ك ر
 

Önceki âyetlerde Hz. Âdem hakkında kısa fakat son derece ibretli bilgiler verildikten sonra burada da “Âdem’in çocukları”na yani genel olarak insanlığa hitap edilerek, Allah’ın yarattığı nimetlerin en önemlilerinden olmak üzere, bütün tarih boyunca ve bütün insanlarca hem bedenin korunması hem ahlâkın korunması hem de bir ziynet ve prestij aracı olarak kullanılan elbisenin önemine dikkat çekilmiştir. Burada, böylesine önemli olan bu nimetin sahibine teşekkür edilmesi gerektiğine bir işaret vardır. Çünkü giyinme ve örtünme sadece insana özgü bir davranış ve insan olmanın bir alâmetidir; medeniyetin de en eski tezahürlerindendir. Bu sebeple Kur’an’da “Biz elbise indirdik”; “Demiri indirdik” (Hadîd 57/25); “Allah hayvanlardan size sekiz çift indirdi” (Zümer 39/6) gibi ifadelerdeki “indirme” (inzâl) kelimesi, belirtilen nimetlerin birer ilâhî lutuf olduğuna, insanların bu nimetlerin değerini ve kullanma zaruretini fıtrî olarak kavradığına işaret eder. Âyette elbisenin ve örtünmenin önemine dikkat çekilmekle, dolaylı olarak Kâbe’yi çıplak vaziyette tavaf eden müşrikler de eleştirilmiştir. 

 Sözlükte “kuş tüyü” mânasına gelen âyet metnindeki rîş kelimesi burada mecazi olarak “ziynet elbisesi” anlamında kullanılmıştır. Âyette üç türlü elbiseden söz edilmiştir: 1. Sadece örtünme ihtiyacını karşılayacak olan basit ve sade elbise. 2. Örtünmenin yanında ziynet maksadı da taşıyan kaliteli, temiz ve düzgün elbise. 3. “Takvâ elbisesi.” Burada, sırf örtünme amaçlı elbise yanında ziynet amacı ve değeri taşıyan elbisenin de Allah’ın lutfu ve nimeti olarak anılması, pejmürde kılık kıyafeti zühd ve takvâ gereği sayan anlayışın isabetsizliğinin kanıtıdır. Takvâ elbisesi tefsirlerde “vücudu koruyan elbise; zırh, miğfer vb. savaş giysileri, mecazi olarak sâlih amel; iffet; iyi huy; tevhid” gibi değişik şekillerde açıklanmıştır (Râzî, XIV, 52). Âyette takvânın “hayâ” ile ilişkisine işaret edilmekte; ayrıca dolaylı bir üslûpla takvâ, günah duygularını örtüp kapatan, dizginleyen ve böylece günah işlemeyi önleyen bir koruyucu, ruhu bezeyen bir erdem şeklinde takdim edilmektedir. Yani elbise bedeni kapattığı, koruduğu ve süslediği gibi takvâ da hem ruhumuzun kötü duygularını örter hem de ruhumuzu süsler. Böyle olunca takvâ sahibi kişinin kaba, haşin, haksız, isyankâr, şehvet düşkünü, aç gözlü, edepsiz, hayasız … olması düşünülemez.

 

 Takvâ hakkındaki âyetlerin bir bütünlük içerisinde incelenmesi halinde açıkça görüleceği üzere (geniş bilgi için bk. Bakara 2/197), Kur’ân-ı Kerîm’in büyük önem verdiği bu kavram, başlıca şu iki temel anlamı içermektedir: a) Takvâ, itikadî konularda yanlış ve bâtıl inançlara kapılmaktan, ahlâkî ve amelî konularda ruhu kirleten kötü duygulardan, fena huylardan; eksik, kusurlu, zararlı ve haksız davranışlardan, İslâm dininde esasları belirlenmiş olan hayat tarzına uymayan bir yaşayıştan sakınmak, uzak durmaktır. b) Takvâ, bütün faaliyetlerde, ödevlerin yerine getirilmesinde, her türlü kötülüklerin terkedilmesinde öncelikle Allah’tan ittika etmektir; yani Allah korkusunu, O’na karşı saygılı olmayı ön plana çıkararak bu saygıyı, davranışların ve hayatın temeli yapmaktır. Takvâ bütün bu erdemleri kapsayan en geniş kapsamlı fazilettir. Bu sebeple maddî elbisenin vücudu koruması ve ziynetlendirmesi gibi âyetteki deyimiyle takvâ elbisesi de ruhumuzu fenâlıkların bütün çeşitlerinden koruyup örten ve faziletlerin bütün çeşitleriyle bezeyip süsleyen bir elbisedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 513-514

 

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاساً يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ وَر۪يشاً۠ وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ 


يَا  nida harfidir. بَن۪ٓي  münada olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti  ى ’dir. İzafetten dolayı  ن  harfi mahzuftur. Aynı zamanda muzâftır.  اٰدَمَ  muzafın ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. Nidanın cevabı  قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ ‘dur.  

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اَنْزَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru  اَنْزَلْنَا  fiiline mütealliktir.  لِبَاساً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يُوَار۪ي  cümlesi, لِبَاساً  ‘in sıfatı olarak mahallen mansubdur.  

يُوَار۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. سَوْاٰتِكُمْ mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ر۪يشاً۠  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

وَ  istînâfiyyedir. لِبَاسُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. التَّقْوٰى  muzâfun ileyh olup elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.

İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir. Veya  لِبَاسُ التَّقْوٰى  ‘dan bedel olarak mahallen merfûdur. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَيْرٌ  kelimesi ismi tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُوَار۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil Mufâale babındandır. Sülâsîsi  وري ’dur.

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. مِنْ اٰيَاتِ  car mecruru mahzuf mübtedanın haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

هُمْ  muttasıl zamiri  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَذَّكَّرُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يَذَّكَّرُونَ  fiili  نْ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يَذَّكَّرُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  ذكر ‘dir.

Bu bab fiile, mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve taleb anlamları katar.

 

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاساً يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ وَر۪يشاً۠

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Nidanın cevabı olan  قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاساً يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ  tekid içindir. Tahkik ifade eder. قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلَيْكُمْ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

اَنْزَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette azamet zamirine iltifat vardır.

يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ  وَر۪يشاً۠  cümlesi,  لِبَاساً  için sıfattır. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لِبَاساً  ve  وَر۪يشاً۠ ’deki nekrelik, nev, kesret ve tazim ifade eder. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bu hitap, bütün insanlar içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Burada  اَنْزَلْنَا  [indirmek], yaratmak anlamındadır. Nitekim, “...Sizin için enamdan sekiz eş indirdi.”, “...Biz demiri de indirdik.” ayetlerinde de indirmek fiili, yaratmak anlamında kullanılmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

27. Ayetteki  يا بَنِي آدَمَ قَدْ أنْزَلْنا عَلَيْكم لِباسًا  ve  يا بَنِي آدَمَ لا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطانُ  cümlesi ile 31. ayetteki  يا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكم عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ  cümlesi, şeytanın Âdem (a.s.) ve karısını ayartmasını anlatan kıssayla yakından ilişkilidir. Ya da söylenen sözlerin sayılması üslubuyla 25. ayetteki  قالَ فِيها تَحْيَوْنَ  sözüyle ilişkilidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Rivayete göre cahiliye Arapları, Beytullah’ı çırılçıplak tavaf ediyor ve: “Biz, Kâbe’yi, içinde Allah’a isyan ettiğimiz elbiselerle tavaf etmeyiz!” diyorlardı. İşte bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. Bu rivayete göre bu kıssanın zikredilmesi veya insanın avret yerlerinin açılması, şeytanın insana yaptığı ilk kötülük olduğunu ve şeytanın, onların ebeveynini azdırdığı gibi kendilerini de azdırabileceğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm ; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l -Gayb)

ر۪يشاً۠, avret mahallini örten fazladan bir ziynet elbisesidir. Kuşun ziyneti olan tüyden istiare edilmiştir. Süs elbisesi için  ر۪يشاً۠  de denilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

ر۪يشاً۠  süs elbisesidir. Bu, kuşun tüyü manasına gelen kelimesin­den mecazî olarak kullanılmıştır. Çünkü tüy, kuşun elbisesi ve süsüdür. Yani “Biz si­ze iki elbise indirdik, birisi edep yerlerinizi örter diğeri de size süs olur.” demektir. Çünkü ziynet (süslenme), meşru bir maksattır. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb ; Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ

وَ , istînâfiyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh olan  لِبَاسُ التَّقْوٰى , az sözle çok anlam ifade yollarından olan izafetle gelmiştir. خَيْرٌۜ , haber, ذٰلِكَ  ism-i işareti  لِبَاسُ  için bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

İsm-i işaret, müşarun ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onun mertebelerinin yüksekliğini belirterek tazim ifade etmiştir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile takvalı olmaya işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

وَلِبَاسُ التَّقْوٰى  [takva elbisesi] ifadesinde istiare vardır. İnsanın Allah’tan sakınması, O’nun emirlerine uymakta titizlik göstermesi şeklindeki hayat tarzı elbiseye benzetilmiştir. Câmi’, her ikisinin de insanı zararlardan koruması ve güzelleştirmesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لِبَاسُ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Bu ayetlerin öncesinde Âdem’e (a.s.) verilen nimetler, şeytanın onu ve zevcesini bir ağaçla kandırması, o ağaçtan yiyen Âdem (a.s.) ve zevcesinin vücutlarının çıplaklığını fark etmeleri ve yapraklarla örtmeye başlamaları anlatılmaktadır. Sonra yeryüzüne inmeleri... Bunlardan sonra bu ayet-i kerimede takva libasından bahsedilerek Allah Teâlâ’nın üzerlerindeki nimeti hatırlatılmıştır. Çıplaklıklarını fark edince örtünmenin takva babından ne kadar önemli bir şey olduğu ortaya çıkmıştır. Bundan sonraki ayette ise tekrar Âdem (a.s.) ve şeytan kıssasına dönülmüştür. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

Bu yüce mana O’na layıktır. Allah’a karşı takvalı olmaya teşvik için istitrâddır. Çünkü bu; insanlar için ziynetin faydasından daha hayırlıdır. Buradaki ism-i işaret, muşârun ileyhi tazim içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

 

  ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ

 

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  ذٰلِكَ  mübtedadır.  مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ  car-mecrurunun müteallakı olan haber mahzuftur.

اٰيَاتِ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olan ayetler şan ve şeref kazanmıştır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Ayetin başındaki azamet zamirinden, bu cümlede gaib zamire iltifat edilmiştir.

ذٰلِكَ  ‘nin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. 

Cümlede müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edileni tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle mertebesinin yüksekliğini belirtir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile Allah’ın hukukuna işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi) 

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)

لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır.

لَعَلَّ nin haberi olan  يَذَّكَّرُونَ nin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.

‘Umulur ki’ anlamında olan  لَعَلَّ  harfi, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde ‘’...olsun diye, ...olması için’’ şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Kur’an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58) Bunlar sebep bildirir, (lam-ı ta’lil manasındadır). ‘’Bunları yapın ki, muttaki olabilesiniz’’ demektir.

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir, yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub (v. 106/724); لَعَلَّ  kelimesi “için” manasındadır, demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳā ʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad, takvalı olmaya teşviktir. Takvalı olmak; kuralları yerine getirmektir. En alt seviyesi Müslüman olmak, en üst derecesi ise her türlü şüpheli şeyden kaçınmak olarak tarif edilir.Takvalı olmak için kitaba ve hükümlerine sarılmak gerekir.

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. El-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)

لَعَلَّ , ümit harfidir. ادرس لعلك تنجح “Çalış, umulur ki başarırsın.” deriz. Onun başarılı olmasını ümit ederiz, ancak bu konu kesin değildir, çünkü geleceği bilemeyiz.

Bu harf Allah’ın verdiği bir haberde yer aldığında ümide değil, kesinliğe delalet eder. Çünkü Allah bir şeyin olmasını ümit etmez. O sadece kesin olarak sonuçlandırır. Zira O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği bilir. (Halidi, Vakafat, Maide/100)

لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ  ifadesinde gayb zamirine iltifat vardır. Yani Allah bu ayeti umulur ki Allah’ın kudretinin büyüklüğünü ve yaratma, kudret ve lütufta bulunma fiillerinde tek olduğu konusunda düşünürseniz diye yaratmıştır. Bu iltifat, Âdemoğullarından düşünmeyenlere tarizdir. Kur’an’da bu makamda gayb zamiriyle çoğunlukla Arap müşrikleri kastedilir ve sanki konuşma anında onlar orada yoktur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

İnsanların edep yerlerini örtmeleri için elbiselerin yaratılması; Allah Teâlâ’nın lütfunun büyüklüğünü ve rahmetinin genişliğini gösteren ayetlerindendir. Umulur ki insanlar bu büyük nimeti takdir eder veya öğüt alır da çirkinliklerden sakınırlar.

Kur’an’daki fasılaların en önemli meselelerinden birini de pek çok dilbilimci ve müfessirin üzerinde konuştuğu akılla direk bağlantılı olan  تَعَقُّل , تَفَكُّر , تَدَبُّر , تَذَكُّر  ve  تَفَقُّه  kavramları oluşturmaktadır. Kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak, kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan  تَعَقُّل  kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken, geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken  لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَۙ  gibi tezekküre çağıran fasılalarla bitirilmiştir. Olayın arka planının kavranmasının önem arz ettiği Kur’an’ın anlamına yönelik düşünme çağrıları ise  أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ  ifadesiyle karşılık bulmuştur. Zira tezekkürün zıddı olarak kullanılan tedebbür, geleceğe yön verecek bu türden bir düşünmeyi ve tedbiri gerektirir. Aklını kullanan bireylerin (تَعَقُّل) geçmişin yaşanmışlığını idrak ederek (تَذَكَّرُ) geleceğe yol bulmaları (تَدَبَّرُ) anlamında üçünü de kapsayan bir anlamın gerekli olduğu bazı fasılalar ise tefekküre yapılan vurgularla, bütün bunlardan içinde bulunduğumuz an için hüküm çıkarma bağlamındakiler ise tefakkuh kelimesiyle sonlandırılmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)