A'râf Sûresi 27. Ayet

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَٓا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَاۜ اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَب۪يلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْۜ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ  ٢٧

Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا بَنِي oğulları ب ن ي
2 ادَمَ Adem
3 لَا
4 يَفْتِنَنَّكُمُ sizi bir belaya düşürmesin ف ت ن
5 الشَّيْطَانُ şeytan ش ط ن
6 كَمَا gibi
7 أَخْرَجَ çıkardığı خ ر ج
8 أَبَوَيْكُمْ ana babanızı ا ب و
9 مِنَ -ten
10 الْجَنَّةِ cennet- ج ن ن
11 يَنْزِعُ soyarak ن ز ع
12 عَنْهُمَا onların
13 لِبَاسَهُمَا elbiselerini ل ب س
14 لِيُرِيَهُمَا onlara göstermek için ر ا ي
15 سَوْاتِهِمَا çirkin yerlerini س و ا
16 إِنَّهُ muhakkak
17 يَرَاكُمْ sizi görürler ر ا ي
18 هُوَ o
19 وَقَبِيلُهُ ve kabilesi ق ب ل
20 مِنْ
21 حَيْثُ yerden ح ي ث
22 لَا
23 تَرَوْنَهُمْ sizin onları göremeyeceğiniz ر ا ي
24 إِنَّا muhakkak
25 جَعَلْنَا biz yaptık ج ع ل
26 الشَّيَاطِينَ şeytanları ش ط ن
27 أَوْلِيَاءَ dostları و ل ي
28 لِلَّذِينَ kimselerin
29 لَا inanmayan(ların)
30 يُؤْمِنُونَ zaman ا م ن
 

Peygamberler tarihinin ibretli yanlarını insanlara anlatarak muhtaç oldukları noktalarda onları aydınlatmak ve uyarmak Kur’ân-ı Kerîm’in başlıca eğitim metotlarındandır. Hz. Âdem hakkında yukarıda verilen bilgilerle şeytanın Âdem ve soyuna beslediği kin ve düşmanlığı yansıtan ifadeler de Kur’an mesajının ulaştığı bütün insanları yanılgılardan koruma, şeytanın vesveselerine karşı onları uyarma maksadını taşır. Bu maksat 27. âyette sarih olarak ifade edilmiştir. Tefsirlerde âyetteki libâs’ın nurdan bir elbise, takvâ elbisesi veya cennet elbisesi olduğu şeklinde farklı görüşler yer alır. Ancak onun, Âdem ile Havvâ’nın, birbirlerinin edep yerlerini görmelerine engel olan, gerçek mahiyetini ancak Allah’ın bildiği nezih bir durum olduğunda kuşku yoktur. Şeytanın vesvesesi, kısa bir süreyle de olsa, onları bu nezih durumdan uzaklaştırdığı gibi diğer insanları da yoldan çıkarabilir. Çünkü şeytan onları görmekte, fakat kendisi görünmemektedir. Bu da onun tehlikesini arttırmaktadır. Özellikle iman yoksunu insanlar takvâ elbisesinden mahrum bulundukları için, şeytanlar tarafından ayartılmaya daha elverişli hale gelirler ve sonuçta onlarla aralarında bir dostluk gerçekleşir. Müşriklerin inkâr ve isyanları böyle bir dostluktan kaynaklanıyordu.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 514-515

 
فَتَنَ Fetene : فَتْنٌ kelimesinin asıl anlamı sağlam olanının çürüğünden ayrılması için altının ateşe sokulmasıdır. Bu sözcük insanın ateşe sokulması anlamında da kullanılmıştır. Araplar bu kelimeyi kimi zaman azabın kaynaklandığı şey olarak kimi zaman da deneme/sınama manasında kullanır. فِتْنَة sözcüğü belâ sözcüğü gibi kabul edilmiştir. Çünkü her ikisi de insana erişen sıkıntı/darlık anlamında kullanılırlar. Fakat nadiren dirlik genişliği/bolluk manasını da ifade eder. Fitne hem Allah’dan hem de kullardan sâdır olan fiillerdendir. Bela, musibet, öldürme, azap etme ve benzeri hoşa gitmeyen fiiller gibi.. Bu tür fiiller Allah’dan sâdır olduklarında bir hikmete dayanırlar. İnsandan kaynaklandıklarında ise bunun zıddı olur. Bu sebeple Yüce Allah insanı her yere fitne düşürmekle yermiştir. Ahfeş’e göre Kalem suresi 6. ayette geçen مَفْتُون kelimesi fitne manasındadır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 60 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri fitne, fettan ve meftundur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَٓا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَاۜ


يَا  nida harfidir. بَن۪ٓي  münada olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti  ى ’dir. İzafetten dolayı  ن  harfi mahzuftur. Aynı zamanda muzâftır.  اٰدَمَ  muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. Nidanın cevabı  لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ  ‘dur. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يَفْتِنَنَّكُمُ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Fiilin sonundaki  نَ , tekid ifade eden nunu sakiledir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الشَّيْطَانُ  fail olup damme ile merfûdur. 

كَ  harfi cerdir.  مَا  ve masdarı müevvel,  كَ  harf-i ceriyle mahzuf mef'ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri;  فتنة كفتنة إخراج أبويكم (Babalarınızı çıkarmak fitnesi gibi bir fitne) şeklindedir.

اَخْرَجَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. اَبَوَيْكُمْ  mef’ûlun bih olup müsenna olduğu için nasb alameti ى ‘dir. İzafetten dolayı  ن  harfi mahzuftur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَ الْجَنَّةِ  car mecruru  اَخْرَجَ  fiiline mütealliktir.

يَنْزِعُ  cümlesi,  اَبَوَيْكُمْ  ‘un hali olarak mahallen mansubdur. 

يَنْزِعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَنْهُمَا car mecruru  يَنْزِعُ  fiiline mütealliktir.  لِبَاسَهُمَا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لِ  harfi, يُرِيَهُمَا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle  يَنْزِعُ  fiiline mütealliktir.

يُرِيَهُمَا  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. Muttasıl zamir  هُمَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  سَوْاٰتِهِمَا  ikinci mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, te’kid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُرِيَهُمَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رأي ’dir. 

اَخْرَجَ   fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خرج ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَب۪يلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْۜ

 

İsim cümlesidir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَرٰيكُمْ  cümlesi,  إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَرٰيكُمْ  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. هُوَ munfasıl zamir gizli zamiri tekit eder.  قَب۪يلُهُ  atıf harfi  وَ ’la  يَرٰيكُمْ ‘deki gizli zamire matuftur. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مِنْ حَيْثُ  car mecruru  يَرٰيكُمْ  fiiline mütealliktir. لَا تَرَوْنَهُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَرَوْنَهُمْ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

حَيْثُ   mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı, yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)

Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır. 

Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar.Ayette lafız tekid edilmiştir.

Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  جَعَلْنَا  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekkellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. الشَّيَاط۪ينَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَوْلِيَٓاءَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Sonunda zaid, yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûlu  لِ  harfi ceriyle  اَوْلِيَٓاءَ  ‘ne mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  لَا يُؤْمِنُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يُؤْمِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındadır. Sülâsîsi  أمن ’ dır.

 

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَٓا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَاۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Nidanın cevabı olan  لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَٓا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَاۜ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Teşbih harfi  كَ  ve mecrur mahaldeki masdar harfi  مَا , takdiri  فتنة (fitne) olan mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre mef’ûlü mutlak cümleyi tekit etmiştir.

Masdar harfinin sıla cümlesi olan  اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اَبَوَيْكُمْ  kelimesi Hz. Âdem ve Havva’dan kinayedir.

يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا  cümlesi,  اَبَوَيْكُمْ ‘den veya  اَخْرَجَ ‘deki failden haldir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car - mecrur  عَنْهُمَا , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Ayetteki teşbih, teşbih edatının zikri dolayısıyla mürsel, benzetme yönü zikredilmediği için de mücmeldir.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَا  cümlesi, masdar teviliyle  يَنْزِعُ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Burada da Âdemoğullarına seslenişin tekrar edilmesi, bu seslenişle söylenen kelamın anlamına büyük bir önem verildiğini zımnen bildirmek içindir. Yani şeytan, ebeveyniniz Âdem ile Havva’yı cennetten çıkardığı gibi sizin de cennete girmenizi engellemesin. Yahut ebeveyninizi fitneye düşürdüğü gibi sizi de bir belaya sürüklemesin.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Çıkarmak, soymak ve göstermek fiillerinin şeytana isnadı mecaz-ı aklîdir. Sebep olmak, fail menzilesine konulmuştur. نْزِعُ  fiilinin temsili ya da hakiki manada olması mümkündür. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Şeytandan insanlara sadır olan fitneler, Hz. Âdem ve zevcesine yasak olan ağaçtan yedirmek ve onları cennetten çıkarmak şeklindeki fitneye benzetilmiştir. Böylece bütün çeşitleriyle insana en büyük fitneyi verenin şeytan olduğu hatırlatılmış oldu. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Burada “çıkarmak” kelimesinde mecâz vardır. Siyaka göre burada “fitneye düşürdü” fiilinin gelmesi gerekirdi. Cennetten çıkarmak sonuçtur. Fitneye düşürmek de bunun sebebidir. Dolayısıyla müsebbep zikredildiği için müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Bu konuya ilk temas eden müfessirlerden olan Zemaḫşerî, insanlara avret yerlerini örtecek elbiselerin verildiği söylendikten sonra örtünmenin takvadaki yeri ve önemine dikkat çekmek üzere takva elbisesinin ve asıl öğüt alınması gereken Allah’ın fıtrat olarak verdiği bu nimetin vurgulandığı kısmın istiṭrat üslubu üzere geldiğini ve bundan sonra da asıl konuya dönülerek Âdemoğullarına hitaba devam edildiğini belirtmiştir. Bu ayet aynı zamanda Şerefuddîn eṭ-Ṭîbî’nin tanımındaki “anlatılar arasında uzak tealluk bulunan istitrat” türüne de uygun düşmektedir. (Hasan Uçar, Kur’an-I Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Önceki ayetle aynı şekilde başlamıştır. Reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır. Bu tekrarın sebebi söylenen kelamın önemine dikkat çekmektir.

Tekrarlanan kelimeler ya da sıygalar, okuyucuyu kelimenin ilk geçtiği yere gönderir ki bu beyan renklerinden biridir. Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir.


اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَب۪يلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْۜ 

 

Nehiy için ta’lil cümlesi olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin haberi olan  يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَب۪يلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Munfasıl zamir هُوَ , fiildeki müstetir zamiri tekit için gelmiştir. Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.

قَب۪يلُهُ  kelimesi fiildeki fail zamire matuftur. 

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا تَرَوْنَهُمْ  cümlesi, mekân zarfı  حَيْثُ ‘ nun muzâfun ileyhidir. 

Muzari fiiller hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi) 

اَخْرَجَ - يَنْزِعُ  fiilleri arasında mürâat-ı nazîr sanatı vardır.

لِيُرِيَهُمَا - تَرَوْنَهُمْ - تَرَوْنَهُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

يَرٰيكُمْ  - لَا تَرَوْنَهُمْ  arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

 


اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ

 

Nehiy için gelmiş diğer bir ta’lil cümlesidir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

اِنَّٓ ’nin haberi olan  جَعَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin mazi fiil olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

جَعَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , harf-i cer ile haber olan  جَعَلْنَا  fiiline mütealliktir. Sılası olan  لَا يُؤْمِنُونَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı Kadr/1.) 

الشَّيَاط۪ينَ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.