A'râf Sûresi 41. Ayet

لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ  ٤١

Onlar için cehennem ateşinden döşek, üstlerinde de cehennem ateşinden örtüler var. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَهُمْ onlar için vardır
2 مِنْ -den
3 جَهَنَّمَ cehennem-
4 مِهَادٌ bir döşek م ه د
5 وَمِنْ ve
6 فَوْقِهِمْ üstlerinde de ف و ق
7 غَوَاشٍ (ateşten) örtüler غ ش و
8 وَكَذَٰلِكَ işte böyle
9 نَجْزِي cezalandırırız ج ز ي
10 الظَّالِمِينَ zalimleri ظ ل م
 

Allah’ın âyetlerini yalanlayan, kibirlilik taslayıp bu âyetleri kabul etmemekte direnen, ilâhî rahmet ve inâyetten mahrum kalacak ve asla cennete giremeyecek olan o mücrim ve zalimlerin varıp kalacakları yerin cehennem olduğu ifade buyurulduktan sonra 42. âyette de iman edip hayırlı işler yapanların “cennet ehli” olduğu ve orada ebedî kalacakları belirtilmektedir. Bu arada, herkesin ancak gücünün yettiği kadarıyla mükellef tutulduğu belirtilerek bir bakıma, müminlerin, istemelerine rağmen yapamadıkları hayırlı faaliyetler sebebiyle ümitsizliğe düşmelerine gerek olmadığına, insanın cennet ehlinden olabilmesi için yapabileceği kadarını yapmasının yeterli olduğuna işaret edilmiştir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 527

 
مَهَدَ Mehede : مَهْدٌ Sabî (küçük çocuk ) için hazırlanan beşik demektir. مَهْدٌ ve ِمهادٌ düzlenmiş ve üzerinde yolculuk edilmesi, yürünmesi veya üzerine binilmesi ya da yatılması kolay hale getirilmiş yere verilen isimlerdir. مَهَّدْتُ لَكَ كَذا sözü senin için şöyle bir şey hazırladım, ayarladım ya da düzenledim manasına gelir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de 16 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۜ

 

İsim cümlesidir. لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مِنْ جَهَنَّمَ  car mecruru  مِهَادٌ’ nün mahzuf haline müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. مِهَادٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مِنْ فَوْقِهِمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. غَوَاشٍ  muahhar mübteda olup mahzuf  ی  üzere mukadder damme ile merfûdur. Mankus isimdir. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de “ya (ي)” olan isimlere “mankus isimler” denir. Mankus isimlerin irab durumu şöyledir: 

a) Merfu halinde takdiri damme ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي  gibi), 

b) Mansub halinde lafzi olarak yani fetha ile (رَاعِيًا  – اَلرَّاعِيَ  gibi), 

c) Mecrur halinde takdiri kesra ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي  gibi) irab edilir. 

Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki “ya” harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. İrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَوَاشٍ  kelimesi sülâsî mücerredi غشو  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ


وَ  itiraziyyedir. İstînâfiyye olması da caizdir.  كَ  harf-i cerdir. مثل  ‘’gibi’’ anlamındadır. Bu ibare, amili  نَجْزِي  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri;  جزاءً مثلَ ذلك نجزي (Bunun benzeri bir cezayla cezalandırırız.) şeklindedir. ذا  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur.  ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

نَجْزِي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur.

الظَّالِم۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الظَّالِم۪ينَ  kelimesi, sülâsi mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. لَهُمْ  car mecrur mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مِهَادٌ , muahhar mübtedadır.

مِنْ جَهَنَّمَ  car mecruru  مِهَادٌ  kelimesinin mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfı îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Aynı üsluptaki  وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ  cümlesi makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  مِنْ فَوْقِهِمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  غَوَاشٍ , muahhar mübtedadır.

Müsnedün ileyh olan  مِهَادٌ  ve غَوَاشٍۜ  kelimelerindeki nekrelik, tanımlanamaz nev ifade eder.

İki cümle arasında ihtibak sanatı vardır. لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ  dedikten sonra sadece  غَوَاشٍۜ  lafzıyla yetinilmiş  مِنْ جَهَنَّمَ  hazfedilmiştir. Bu ihtibak sanatıdır. 

İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân, II, 831)

غَوَاشٍ - مِهَادٌ  kelimeleri arasında tıbak-ı hafîy ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۜ  cehennemin yatak ve örtü olması ifadesinde tehekkümî istiare vardır.  مِهَادٌ  ve  غَوَاشٍۜ ; aslında insanın rahatlamak için yattığında ihtiyacını karşılayan şeylerdir. Burada Cehennemin , insanın huzur bulmak, rahatlamak için kullandığı nesnelere benzetilmesi, cehennem azabının korkunçluğunu mübalağa içindir. Aralarındaki zıddiyet, tehekküm ve alay maksadıyla tenasübe benzetilmiştir. Bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Cehennemin altlarında yatak üstlerinde örtü olması, cehennem ateşinin onları tamamiyle kapladığından kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Onlar için cehennemden bir yatak vardır ve onların üstünden de bir örtü vardır. Ebu Hayyan bunun onları her taraftan kuşatan ateşten istiare olduğunu söylemiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Şerîf er-Radî de tehekküm istiaresi olduğunu söylemiştir. Buradaki belaği amaç yol yakınken fırsat elden kaçmadan bu yol yol değil şeklinde caydırma ve vazgeçirme mesajı içermesidir. Ayrıca bunlarla konforlu cennet yorgan ve döşeklerin mukayeseye davet etmek suretiyle vazgeçirme hedeflenmiştir. Bu tür ibarelerin parantez arası ünlem ile çevrilmesi önemlidir.

Cehennem zaten bir ceza ama içinde bir de yatak ve üstlerinde de bir örtü olduğu haber verilince iki çeşit ceza zikredilmiştir. Cehennemin altı üstü ateştir. Burada tecrîd vardır. Yukarıda kat kat azap var demişti, burada da altta üstte ateş var buyurulmuştur.

Tecrîd; mütekellimin duygularını, psikolojisini en güzel şekilde aksettirir. Cemâdâta, konuşmayan canlılara hitap edildiğinde teşhis olur. Bu sebeple teşbih ve istiareye benzer. Ancak bu sanatta benzetme kastı yoktur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bediî İlmi)

لَهُمْ  bunun, onlar için hazırlanmış olduğunu gösterir.

مِهَادٌ  kelimesi, مهد  kelimesinin çoğuludur. مهدٌ de “yatak” manasındadır. Ezherî şöyle demiştir: Arapçada,  مهدٌ  kelimesinin asıl manası, sermektir (فَرْش);  sergiye (فِرَاش) yere yayıldığı için mihad denir.  غَوَاشٍ  de  غَاشِيَة  kelimesinin cem’idir. Seni bürüyüp kaplayan her şeye  غَاشِيَة (saran-bürüyen) denir. Cehennem kelimesinin, “asık surat” manasına gelen  جَهْم  lafzından türediği söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Kur’an’ın üslubu inkârcıların tehdidi ve uyarılmalarının ardından, müminlerin ve gerçeği kabul edenlerin müjdelenmesinin takip etmesidir. 


 وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ

 

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

كَذٰلِكَ , amili  نَجْزِي  olan mahzuf bir mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Takdiri;  جزاءً مثلَ ذلك نجزي (Bunun benzeri bir cezayla cezalandırırız.) şeklindedir.

Bu takdire göre müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَذٰلِكَ  kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem  كَ  hem de  ذٰ  işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunmadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101)

نَجْزِي  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Ayette cem’ ma’at-taksim sanatı vardır. Mücrimler için altlarında cehennemden bir yatak ve üstlerinde cehennemden bir örtü olması, cezada cem edilmiştir.

Mef’ûl olan  الظَّالِم۪ينَ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail, hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. (Muhammed Rızk, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007) s. 55 - 90)

Müşriklerin önceki ayette mücrim, burada zalim olarak vasıflandırılmaları Allah’ın ayetlerini yalanlamalarındandır. Ayetleri yalanlayanlar zalim olarak tanımlanmıştır. Bu kişiler en büyük zulmü kendilerine yaparlar. 

Bu cümlede kafirler hakkında zamir makamında  الظَّالِم۪ينَ  kelimesinin zahir olarak zikredilmesi, kafirlerin zalim olduğuna dikkat çekmek için yapılmış ıtnâb ve iltifat sanatıdır.

Onların işledikleri cürüm hem cennete girmekten mahrumiyet hem de ateşle azaba uğramaya mûcib oluyor. Bu da onların yaptıklarının, cürümlerin ve zulümlerin en büyüğü olduğunu gösterir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)