A'râf Sûresi 51. Ayet

اَلَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْواً وَلَعِباً وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ  ٥١

Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ onlar ki
2 اتَّخَذُوا yerine koydular ا خ ذ
3 دِينَهُمْ dinlerini د ي ن
4 لَهْوًا bir eğlence ل ه و
5 وَلَعِبًا ve oyun ل ع ب
6 وَغَرَّتْهُمُ ve kendilerini aldattı غ ر ر
7 الْحَيَاةُ hayatı ح ي ي
8 الدُّنْيَا dünya د ن و
9 فَالْيَوْمَ bugün ي و م
10 نَنْسَاهُمْ biz de onları unuturuz ن س ي
11 كَمَا gibi
12 نَسُوا unuttukları ن س ي
13 لِقَاءَ karşılaşacaklarını ل ق ي
14 يَوْمِهِمْ günleriyle ي و م
15 هَٰذَا bu
16 وَمَا ve
17 كَانُوا ettikleri ك و ن
18 بِايَاتِنَا ayetlerimizi ا ي ي
19 يَجْحَدُونَ bile bile inkar ج ح د
 

Cehennem ehli, belki bir ümitsizlik içinde, belki de A‘râf ehlinin cennete girdiğini görünce ümide kapılarak, yaşadıkları açlık ve susuzluğu yatıştırmak için cennet ehlinden su ve rızık (yiyecek) isterler; fakat Allah’ın, kâfirleri bu isteklerden mahrum kıldığı cevabını alırlar. Fahreddin er-Râzî’nin ifade ettiği gibi (XIV, 93), bu cevap, inkârcılar için tam bir yıkım olacaktır. Çünkü onlar dinlerini oyun ve alay konusu yapmışlar; dünyanın geçici zevklerine aldanarak âhirette bütün bunların başlarına geleceğini unutmuşlar; kendilerini uyaran âyetleri de inkâr etmişlerdir. Fakat Allah da onları unutmuş, yani cehenneme terkedip bütün isteklerini, feryatlarını cevapsız bırakmıştır.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 532

 
لَهْوٌ İnsanı kendisini ilgilendiren, onun için önemli ve gerekli olan şeylerden uzaklaştırıp meşgul eden ya da dikkatini onlardan başka yöne çevirerek dağıtmasını sağlayan şeydir (oyun, eğlence vs.). Bunun yanında kendisinden faydalanılan her şeyde لَهْوٌ olarak adlandırılır. Yüce Allah’ın Enbiya, 21/17 ayetindeki ‘eğer bir eğlence edinmek isteseydik…’ ifadesinde geçen لَهْواً lafzıyla kadın ve çocuğu kasdetmiş olduğunu söyleyenler sözcüğü oyun (لَعِبٌ) ve eğlence (لَهْوٌ) diye tanımlanmış olan dünya hayatına ait güzelliklerin bazısına tahsis etmişlerdir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de 16 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

اَلَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْواً وَلَعِباً وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ 

 

اَلَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl, önceki ayetteki  الْكَافِر۪ينَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اتَّخَذُوا  cümlesidir. Îrabtan mahalli yoktur.

اتَّخَذُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. د۪ينَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَهْواً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَعِباً  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَرَّتْهُمُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْحَيٰوةُ  fail olup damme ile merfûdur. الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةُ ’nun sıfatı olup mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّخَذُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftial bâbındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 


 فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ  

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir.  الْيَوْمَ  zaman zarfı  نَنْسٰيهُمْ  fiiline mütealliktir.

نَنْسٰيهُمْ  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur.  Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

كَ  harf-i cerdir.  مَا  ve masdar-ı müevvel,  كَ  harf-i ceriyle mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri;  ننساهم نسيانًا مثلَ نسيانهم (Onların unutması gibi Biz de onları nuttuk.) şeklindedir.

نَسُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لِقَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. يَوْمِهِمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  هٰذَا  işaret ismi,  يَوْمِهِمْ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.  

وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ

 

İsim cümlesidir. مَا  masdariyye olup, atıf harfi وَ  ile önceki masdara matuftur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانُوا  nakıs ,damme ile merfû muzari fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَجْحَدُونَ  cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.

بِاٰيَاتِنَا  car mecruru  يَجْحَدُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.   

يَجْحَدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

 

اَلَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْواً وَلَعِباً وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ 

 

Fasılla gelen ayetteki  اَلَّذ۪ينَ , önceki ayetteki  الْكَافِر۪ينَ  için sıfat konumundadır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ ‘nin sılası olan  اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْواً وَلَعِباً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

اَلَّذ۪ينَ , bahsi geçenleri tahkir ve sonraki habere dikkat çekmek için gelmiştir. 

Temasül nedeniyle birbirine atfedilen  لَهْواً  ve  لَعِبًا  kelimelerindeki nekrelik, tahkir, kesret ve nev ifade eder. 

Aynı üsluptaki  وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا  ibaresinde istiare vardır. Canlılara mahsus olan aldatma fiili dünya hayatına nisbet edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

لَعِباً - غَرَّتْهُمُ - لَهْواً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

غَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا  [Dünya hayatı onları aldatmıştır.] ibaresinde istiare vardır. Dünya hayatına aldandıkları için dünya hayatı onları aldattı denilmesi güzel olmuştur. Onların bayağı arzularının meylettiği şeyler dünya hayatında bulunduğu için bu ifade caiz olmuştur.(Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları) 

Cenab-ı Hakk, غَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا [Onları dünya hayatı aldattı.] buyurmuştur. Bu mecazî bir ifadedir. Çünkü gerçekte dünya hayatı aldatmaz. Aksine bu ifadeden murad, dünya hayatı sırasında kişide aldanmaların meydana gelmesidir. Çünkü insan, ömrünün uzun, yaşantısının güzel, malının çok, makamının kuvvetli olmasını arzular durur. Onun bu tür şeyler hakkındaki aşırı arzusundan dolayı dini talep edemez hale gelir, sırf dünyayı elde etme arzusu ve çabasına batar gider. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

الدُّنْيَا  kelimesi, الْحَيٰوةُ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Kafirlerin dini, oyun ve eğlence edindikleri ve dünya hayatının onları aldatmış olması özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.


  فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ

 

فَ  istînâfiyyedir. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  اَلْيَوْمَ  zaman zarfı, önemine binaen amili olan  نَنْسٰيهُمْ  fiiline takdim edilmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مثلَ  manasındaki  كَ  teşbih harfi, amili  نَسُوا  fiili olan mahzuf mef’ûlu mutlakın sıfatıdır. 

Takdiri;  ننساهم نسيانًا مثلَ نسيانهم (Onların unutması gibi Biz de onları unuttuk.) şeklindedir. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber talebî kelamdır. 

نَنْسٰيهُمْ , fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Teşbih harfi  ك  ‘nin dahil olduğu masdar harfi  ما ’nın sıla cümlesi olan  نَسُوا لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَا , masdar tevilinde, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetteki teşbihte benzetme yönü mahzuftur. Teşbih edatı zikredildiği için mürsel, benzetme yönü hazfedildiği için de mücmel teşbihtir.

لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ  [karşılaşma günü] ifadesi hesap gününden kinayedir.

هٰذَا  işaret ismi,  يَوْمِهِمْ  için sıfattır. İsm-i işaret, müşarun ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip mertebesinin yüksekliğini belirtmiştir. 

İşaret isminde istiare vardır. هٰذَا  ile zamana işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi, aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ , onların bu günü (bu günle buluşmayı, karşılaşmayı) unutmaları sebebiyle şiddetli bir tehdittir. Çünkü bir insana yokmuş gibi davranmak en büyük cezadır.

الْيَوْمَ -  مَا  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

نَنْسٰيهُمْ - نَسُوا  kelimeleri arasında iştikak cinası, reddü'l-acüz ale's-sadr ve müşâkele sanatları vardır. Bu müşâkelede müşâkal lafız öne geçmiştir.

Müşâkele; Lugat manası benzemektir. Istılah manası ise bir manayı, hakîkî veya takdîrî olarak refakatinde bulunan bir lafız sebebiyle o manayı ifade eden lafızla de- ğil de başka bir lafızla; lafzın zıddıyla, ya da münasib olan bir lafızla ifade etmek demektir. Müşâkalede lafız lugatta vaz olunduğu mana dışında kullanıldığı için bazı alimler bunu mecaz sayarak Beyân İlmi’ne dahil etmişlerdir. Bazıları ise cinâs kabûl etmişlerdir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bediî İlmi)

Bu ayette Allah’ın unutmasından bahsedilmektedir. Fakat Allah’a unutma izafe edilemez. Mükemmel bir üslup kullanılarak müşâkele sanatı için en güzel örneklerden birini oluşturan bu ayet, kâfirlerin, Allah’ın ayetlerini, kavuşacakları bugünü ve peygamberin tebliğini unutmalarına, görmezden gelmelerine ve sırt çevirmelerine bir ceza olsun diye ahirette umursanmayacaklarını açıkça ortaya koymaktadır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ  cümlesindeki وَ  atıf,  مَا  masdariyedir. Nakıs fiil  كان ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ , faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümle masdar teviliyle önceki masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Atıf sebebi tezâyüftür.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِاٰيَاتِنَا , ihtimam ve fasılaya riayet için amili olan  يَجْحَدُونَ ’ye takdim edilmiştir. 

بِاٰيَاتِنَا  izafetinde, azamet zamirine muzâf olması, ayetlere şan ve şeref kazandırmıştır.

كان ’nin haberi olan  يَجْحَدُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm  ifade etmiştir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كان ’ nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَان ’ nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Allah'ın onları unutma sebebinin, ayetleri inkar etmeleri ve kıyamet gününü unutmaları şeklinde açıklanması taksim sanatıdır.

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.