A'râf Sûresi 62. Ayet

اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنْصَحُ لَكُمْ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ  ٦٢

“Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أُبَلِّغُكُمْ size duyuruyorum ب ل غ
2 رِسَالَاتِ mesajlarını ر س ل
3 رَبِّي Rabbimin ر ب ب
4 وَأَنْصَحُ ve öğüt veriyorum ن ص ح
5 لَكُمْ size
6 وَأَعْلَمُ ve biliyorum ع ل م
7 مِنَ tarafından
8 اللَّهِ Allah
9 مَا şeyleri
10 لَا
11 تَعْلَمُونَ sizin bilmediğiniz ع ل م
 

Bir peygamber için en zor iş, peygamberliğini kabul ettirmektir. Nitekim birçok âyette tenkitlerin sıklıkla peygamberlik kurumuna yöneltildiği ve peygamberlerin yalancılıkla suçlandığı bildirilmiş; onların gerçek peygamber olduğuna ilişkin aklî ve mûcizevî delillerden söz edilmiş; buna rağmen yalanlamakta direnenler eleştirilerek felâketlere uğradıkları, âhirette de azaba çarptırılacakları haber verilmiştir. Hz. Nûh da kendisini yalan söylemek ve doğru yoldan sapmakla suçlayanlara karşı, derin bir samimiyetle kendisinin asla bir yalancı ve yoldan sapmış olmadığını, bir resul sıfatıyla onlara Allah’ın buyruk ve yasaklarını duyurduğunu, öğütler verdiğini, bilgisinin Allah’tan geldiğini ifade etmiştir. 

“Bir şeyi yerine ulaştırma” anlamına gelen tebliğ, istiare yoluyla “bilinmesi istenen bir konuyu ilgilisine duyurma” mânasında da kullanılır; dinî terminolojide özellikle “bir peygamberin Allah’tan gelen buyruk ve yasakları ümmetine bildirmesi” anlamına gelir. Nasihat ise “bir kimsenin, muhatabını kendi faydasına veya zararına olan hususlarda iyi niyetle uyarması” mânasında kullanılır (İbn Âşûr, VIII/2, s. 193-194). Hz. Nûh’un, “Ben sizin bilmediklerinizi Allah’tan (gelen vahiy ile) biliyorum” şeklindeki sözü, peygamberin Allah’tan gelen vahiy sayesinde tebliğ ve nasihat etmeye lâyık ve ehil bulunduğunu, tebliğ ve nasihatinin kusursuz olduğunu gösterir. 

 Nûh’un 63. âyetteki sözüyle dört şeye işaret edilmektedir: a) Öncelikle ona Allah’tan vahiy gelmiştir; şu halde o bir peygamberdir ve “içlerinden biri”dir, yani yakından tanıdıkları ve dürüst bildikleri bir insandır. b) Amacı insanları uyarmaktır. c) Uyarının gayesi takvâdır, ilâhî buyruklara uyup yasaklardan sakınmaktır. d) Takvânın götüreceği sonuç ise Allah’ın rahmetine mazhar olmaktır. Âyette böylesine yüksek amaçlar taşıyan bir peygamberin tebliğini “şaşkınlık”la karşılamanın anlamsızlığı vurgulanmaktadır.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 542-543

 
نَصَحَ Nesaha : نُصْحٌ nush kavramı, muhatabın yararına olacak şekilde bir fiilde bulunmak ya da söz söylemek demektir. Bu sözcük ya ( نَصَحْتُ لَهُ الْوُدَّ ) ona karşı saf bir sevgi ve muhabbet besledim ifadesinden ya da ( نَصَحْتُ الْجِلْدَ ) deriyi diktim manasındaki ifadeden gelmektedir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 13 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri nasihat, nasuh tevbesi ve nushtur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنْصَحُ لَكُمْ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

Cümle, رَسُولٌ ‘ün ikinci sıfatı olarak mahallen merfûdur.

Fiil cümlesidir.  اُبَلِّغُكُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdir  انا ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

رِسَالَاتِ  ikinci mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. رَبّ۪ي  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْصَحُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdir  انا ’dir. لَكُمْ  car mecruru  اَنْصَحُ  fiiline mütealliktir. اَعْلَمُ  fiili, atıf harfi وَ  ile  اَنْصَحُ  fiiline matuftur.

اَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdir  انا ’dir. مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  اَعْلَمُ  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَا تَعْلَمُونَ ‘dır. İrabtan mahalli yoktur.

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُبَلِّغُكُمْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بلغ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَاَنْصَحُ لَكُمْ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

 

Fasılla gelen ayet, önceki ayetteki  رَسُولٌ  için ikinci sıfattır. Fasıl sebebi, kemâl-i ittisâldir. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

التَّبْلِيغُ والإبْلاغُ ; Bir şeyi kastedilen bir mekâna ulaştırmak demektir. Burada bilinmesi amaçlanan bir konuyu sanki bir yerden başka bir yere nakleder gibi haber vermek manasında istiare edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Veciz ifade kastına matuf  رِسَالَاتِ رَبّ۪ي  izafetinde Rab ismine muzâf olan  رِسَالَاتِ  ve yine Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamirinin işaret ettiği Musa (a.s), şan ve şeref kazanmıştır.

Risalet kelimesinin çoğul olarak zikredilmesi, ya vakitlerinin değişik ya manalarının çeşitli olması itibariyledir; ya da bundan maksat, kendisine ve kendisinden önceki peygamberlere gönderilen vahiylerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Önceki ayette  رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  buyurularak rububiyetin umumi olduğu belirtilmişken burada  رَبّ۪ي  şeklinde rububiyetin hususileştirilmesi hükmün illetini zımnen bildirmek içindir. Çünkü Allah Teâlâ’nın onun Rabbi olması, tebliğ emrini yerine getirmesini mûcibdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

رِسَالَاتِ رَبّ۪ي  sözünde izmardan izhara dönülmesinin nedeni, Rabb lafzının mütekellim zamirine izafet edilerek taatin lüzumunu ilan etmektir. Çünkü kavim resulü kerih görse de o sadece Allah’ın emrettiği tebliği yapmak için çabalar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Risaleti tebliğ etmenin manası, onlara Cenab-ı Allah'ın çeşitli tekliflerini, emirleri ve yasaklarının kısımlarını bil­dirmektir. Nasihat da insanı taatta bulunmaya teşvik etmek, günahlardan sakındırmak ve bu teşvik ile sakındırmada en iyi şekilde gayret sarf etmektir. Ayetteki "Rabbimin risaletlerini" ifadesi, Hz. Nuh'a, Allah Teâlâ'nın çeşit çeşit risaletler (görevler) yüklediğine delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Aynı üslupla gelerek atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilen  وَاَنْصَحُ لَكُمْ  ve  وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ  cümlelerinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Her ikisi de müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اَعْلَمُ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nın sılası olan  لَا تَعْلَمُونَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetteki muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَا  ism-i mevsûlü, tazim ve arkadan gelecek şeylere tenbih ifade eder.

اَعْلَمُ - لَا تَعْلَمُونَ  kelimeleri arasında tıbak-ı selb, iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

رَبّ۪ - اللّٰهِ  ve  رِسَالَاتِ  - اَنْصَحُ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Nush ve nasihat kapsamlı kelimelerdir. Söz veya amelde iyi niyetli olmak ve hayrı istemek için kullanılır. Hadis-i şerifte ‘’Din nasihattir ve Allah’ın sizi yönetmeyi emrettiği kimselere nasihat etmektir.’’ buyurulur. Nasihat, çoğunlukla kendisine fayda ve zarar sağlayacak şeyler konusunda muhatabı uyarmak için kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Geniş zaman kipinin kullanılması, Nuh'un onlara sürekli öğüt verdiğine, bu hizmeti her zaman yaptığına delalet eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm ; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَكُمْ  ifadesi verilen öğüdün sırf onların yararına olduğuna delalet eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

مِنَ  burada ibtidaiyyedir. Yani, bu bana Allah’tan gelen bir ilimdir. İstidrak manası içeren bu manalar, her aklı başında insanın hidayet ve doğruluktan anladığı manalardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)