Enfâl Sûresi 19. Ayet

اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟  ١٩

(Ey inkârcılar!) Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ eğer
2 تَسْتَفْتِحُوا fetih istiyorsanız ف ت ح
3 فَقَدْ işte
4 جَاءَكُمُ size geldi ج ي ا
5 الْفَتْحُ fetih ف ت ح
6 وَإِنْ eğer
7 تَنْتَهُوا vazgeçerseniz ن ه ي
8 فَهُوَ bu
9 خَيْرٌ iyidir خ ي ر
10 لَكُمْ sizin için
11 وَإِنْ ama yine
12 تَعُودُوا dönerseniz ع و د
13 نَعُدْ biz de döneriz ع و د
14 وَلَنْ
15 تُغْنِيَ sağlayamaz غ ن ي
16 عَنْكُمْ size
17 فِئَتُكُمْ topluluğunuz ف ا ي
18 شَيْئًا hiçbir şey (yarar) ش ي ا
19 وَلَوْ şayet
20 كَثُرَتْ çok da olsa ك ث ر
21 وَأَنَّ çünkü
22 اللَّهَ Allah
23 مَعَ beraberdir
24 الْمُؤْمِنِينَ inananlarla ا م ن
 

Mekkeli müşrik ordusu savaş gücünün nicelik yönünden fazlalığına güvenerek mutlaka zaferi kazanacaklarını ve Medine’ye girerek müslümanları yok edeceklerini ummuştu. Nitelik niceliğe, Allah’ın yardımı, O’na karşı çıkan insanların birbirine yaptıkları yardıma galip gelince Allah, müşriklerin bu tecrübeden ibret alıp yanlış yoldan dönmelerini sağlamak üzere önce –kinayeli bir üslûpla– neyi umup neyi bulduklarına işaret etmiş ve âdeta şöyle demiştir: “Siz zafer bekliyordunuz, işte size zafer; yani onun tersi olan yenilgi.” Sonra da musibetten ders alarak yanlış yoldan dönmemeleri, kendileri için hayırlı olan hareketi reddetmeleri halinde başlarına gelecekler sıralanmıştır: Tekrar saldırırlarsa Allah’ın izni ve yardımı ile yine mağlûp olacaklar, sayıca çokluğun onlara bir faydası olmayacaktır; çünkü Allah müminlerin yanındadırlik etmeyiniz, emanetinizdeki şeylere de bilerek hıyanet etmeyiniz.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri

 Cilt: 2 Sayfa: 676

 

اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَسْتَفْتِحُوا  şart fiili olup  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı  جَٓاءَكُمُ ‘dür.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْفَتْحُ  fail olup damme ile merfûdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف‘si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَسْتَفْتِحُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil İstif’âl babındadır. Sülâsîsi  فتح ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.


  وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَنْتَهُوا  şart fiili olup,  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur.  لَّكُمۡ  car mecruru  خَيْرٌ ’e mütealliktir.

خَيْرٌ  kelimesi ismi tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَنْتَهُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  نهي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ 

وَ  atıf harfidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَعُودُوا  şart fiili olup,  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  نَعُدْ  cümlesi şartın cevabıdır

نَعُدْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur.


  وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.  

تُغْنِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. عَنْهُمْ car mecruru  تُغْنِيَ  fiiline mütealliktir. فِئَتُكُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شَيْـٔاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. وَلَوْ كَـثُرَتْۙ  cümlesi, فِئَتُكُمْ ‘ün hali olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir. لَوْ  gayri cazim şart harfidir. كَـثُرَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri;  لن تغني عنكم فئتكم (Grubunuz size asla fayda vermeyecektir.) şeklindedir.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُغْنِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  غني ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

  وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟

 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, mukadder  لْ  harf-i ceri ile mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, فعل كذا وكذا لأن الله ..şeklindedir.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâli  اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. مَعَ  mekân zarfı  اَنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. الْمُؤْمِن۪ينَ۟  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الْمُؤْمِن۪ينَ۟  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte  اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

Şart cümlesi olan  تَسْتَفْتِحُوا , müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُ , tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Cevap cümlesi, mazi fiil sıygasında gelerek olayın vukuunun kesinliğine işaret etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ [Fetih size geldi] cümlesinde istiare sanatı vardır. الْفَتْحُ  kelimesi, جَٓاءَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Fethin, bir şahıs gibi gelmesi, onun önemini vurgulamıştır. Bu mübalağalı üslupta tecessüm sanatı da vardır.

جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُ  [Fetih size geldi]ifadesinde mecaz-ı aklî sanatı vardır. جَٓاءَكُمُ  fiili,  الْفَتْحُ ‘a isnad edilmiştir. Halbuki asıl isnad edilmesi gereken kelime ism-i fail  فاتحون ‘dir. Yani, fethi yapan insanlardır. Sebebiyet alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. 

Ayrıca bu cümlede tehekkümî istiare vardır. Aslında fetih, fethi yapanlar için verilmiş müjdeleyici bir haberdir. Mağlup olan tarafa verilen bu haberle, aralarındaki zıddiyet, tehekküm ve alay maksadıyla tenasübe benzetilmiştir. Câmi’ her iki durumdaki duyguların yoğunluğudur. 

اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ  hitabı, alay yoluyla, müşriklere yapılan hitaptır. Nitekim bir ayet-i kerimede,  ذُقْۙ ۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْكَر۪يمُ (Tat bakalım, sen kendince üstündün) (Duhan Suresi/49) buyurularak inkârcıyla alay edilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

تَسْتَفْتِحُوا - الْفَتْحُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ

Cümle, atıf harfi  وَ ’la istînâfa atfedilmiştir. Şart üslubundaki terkibin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart cümlesi olan  اِنْ تَنْتَهُوا , müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ , mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَكُمْ  car-mecrurunun müteallakı olan  خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. 


وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ

İstînâfiyyeye matuf, şart üslubundaki terkibin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart cümlesi olan  اِنْ تَنْتَهُوا , müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

فَ  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  نَعُدْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Fiillerin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. 

اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

تَعُودُوا - نَعُدْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ 

Yine istînâfa atfedilmiş cümle, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَنْكُمْ, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  شَيْـًٔا ’deki tenvin kıllet ve umum ifade eder. Bilindiği gibi olumsuz siyakta nekre umum ifade eder.

Hal و ’ ıyla gelen  وَلَوْ كَـثُرَتْ  terkibi, şart üslubundadır. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Cümlede, îcâz-ı hazif sanatı vardır. Müspet mazi fiil sıygasındaki  وَلَوْ كَـثُرَتْ  cümlesi, şarttır. Şartın takdiri   لن تغني عنكم فئتكم  (Ekibinizin size asla faydası olmayacak) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.

Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlamaktadır.

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la,  وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟ cümlesi, masdar tevilinde, mukadder  ل  harf-i ceri ile, takdiri;  … فعل كذا وكذا ل  (... bunun için yaptı.) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Masdar-ı müevvel cümlesi, اَنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  اَنَّ ‘nin haberi mahzuftur.  مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ  car mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. 

Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir. 

اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟  ve  وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْ  cümleleri arasında mütekellimden gaibe geçiş şeklinde güzel bir iltifat sanatı vardır.

“Haklıyla haksızın ayrılmasını mı istiyordunuz.” ifadesinin müminlere; “vazgeçerseniz” ifadesinin ise kâfirlere hitap olduğu da söylenmiştir. Peygambere (s.a.v) düşmanlıktan vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Yok tekrar onunla savaşmaya dönerseniz, Biz de size karşı ona yardıma döneriz!  َوَاَنَّ اللّٰهَ  ifadesi, “Allah müminlerin yardımcısı olduğu için bu böyle olmuştur.” anlamı gözetilerek fethalı okunmuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)