وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ ٤٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَطِيعُوا | ve ita’at edin |
|
| 2 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 3 | وَرَسُولَهُ | ve Elçisine |
|
| 4 | وَلَا |
|
|
| 5 | تَنَازَعُوا | birbirinizle çekişmeyin |
|
| 6 | فَتَفْشَلُوا | yoksa korkuya kapılırsınız da |
|
| 7 | وَتَذْهَبَ | ve gider |
|
| 8 | رِيحُكُمْ | gücünüz (devletiniz) |
|
| 9 | وَاصْبِرُوا | ve sabredin |
|
| 10 | إِنَّ | çünkü |
|
| 11 | اللَّهَ | Allah |
|
| 12 | مَعَ | beraberdir |
|
| 13 | الصَّابِرِينَ | sabredenlerle |
|
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَط۪يعُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. رَسُولَهُٓ atıf harfi وَ ’la lafza-i celâle matuftur. Muttasıl zamir هُٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَنَازَعُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ fâ-i sebebiyyedir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren harftir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, talep bulunması gerekir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, kelamın öncesinden anlaşılan masdara matuftur. Takdiri; لا يكن منكم تنازع ففشل (Sizden çekişen olmasın ki başarısız olmasın) şeklindedir.
تَفْشَلُوا fiili نَ ’un hazfiyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. تَذْهَبَ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
تَذْهَبَ fetha ile mansub muzari fiildir. ر۪يحُكُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اصْبِرُوا atıf harfi وَ ile اَط۪يعُوا ‘ya matuftur.
اصْبِرُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَط۪يعُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
تَنَازَعُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi نزع ‘dir. Aslı تتنازعوا şeklindedir. تَ harflerinden biri hazf edilmiştir.
Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. مَعَ mekân zarfı اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. الصَّابِر۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الصَّابِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi صبر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ
Ayet atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki şartın cevabı olan فَاثْبُتُوا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Allah’a itaatin zikrinden sonra resulüne itaat emri, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır. Allah'a itaat eden, resulüne itaatsizlik etmez.
İtaat edileceklerin Allah ve resulü olmak üzere sayılması taksim sanatıdır.
رَسُولَهُ izafetinde Allah Teâlâya ait zamire muzâf olan رَسُولَ , şan ve şeref kazanmıştır.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan وَلَا تَنَازَعُوا cümlesi atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Fa-i sebebiyye’nin dahil olduğu فَتَفْشَلُوا cümlesi, masdar teviliyle, önceki cümleden doğan masdar anlamına matuftur. Yani; لا يكن منكم تنازع ففشل (İçinizde çekişenler olmasın, yoksa başarısızlığa uğrarsınız.) demektir.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ cümlesi, masdar-ı müevvele matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ cümlesinde istiare sanatı vardır. Burada müstearun minh olan ريح (rüzgâr) lafzı, müstearun leh olan galibiyet, kuvvet manasında müstear olarak kullanılmıştır. Müstearun minhin açıkça söylendiği bu tür istiarelere istiare-i musarraha adı verilir.
Ayetteki muzari fiiller, hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ر۪يحُكُمْ kuvvet ve yardım manasında müsteardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Çünkü burada gerçekte rüzgâr (ر۪يحُ) yoktur. Bu, birisinin şansı iyi gidince veya ona bir nimet görününce Arapların ‘’ Falancının rüzgârı esti” sözündeki gibidir. Yine ‘’İkbal ondan yana; kader ona yardım ediyor’’ anlamında ‘’Rüzgâr falancadan yana‘’ da derler. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)
ريح [rüzgâr] kelimesi, devletin yürümesi ve nüfuzu, rüzgârın esmesine ve nüfuzuna benzetilerek istiare yolu ile devlet kelimesi yerine kullanılmıştır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
Emir üslubunda talebî inşaî isnad olan وَاصْبِرُوا cümlesi, اَط۪يعُوا اللّٰهَ cümlesine hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen وَاصْبِرُوا kelimesinde irsâd sanatı vardır.
اَط۪يعُوا (itaat edin) - لَا تَنَازَعُوا (Çekişmeyin) kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَط۪يعُوا fiili if’al babından olduğu için tadiye manası da taşır. Hem itaat edin, hem de ettirin, gayret ve mübalağa gösterin, sizinle birlikte aileniz, çevreniz de bu itaate katılsın, demektir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ
Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مَعَ mekân zarfı اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰه isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ‘Allah sabredenlerle beraberdir’ ifadesinde aklî mecaz vardır. ‘’Allah’ın yardımı’’ manasında olduğu düşünülebilir.
الصَّابِر۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
اصْبِرُواۜ - الصَّابِر۪ينَۚ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sabrın şânı, her neye sabretmesi gerekiyorsa, hepsini kapsamalıdır. Sıkıntı, zorluk, fakirlik, hastalık, meşakkat, hayatın zorlukları, bir iş yapmak, ilim talep etmek vs. gibi hallerde gerekli olan sabrın hepsini kapsar. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C.2, s.155)
Sabırda bu hususiyetin bulunması, o nefsi, Allah'ın rızası için. hoşuna gitmeyen şeylere zorlamak, güçlükleri sırtlanmaya ve sızlanmamaya alıştırmak olduğu içindir. Kim, nefsini ve kalbini böyle bir boyun eğmeye sevkederse, ona, ibadetleri yapmak, taatların sıkıntılarına katlanmak ve yasak olan şeylerden kaçınmak kolay gelir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)