Enfâl Sûresi 51. Ayet

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۙ  ٥١

(Ey kâfirler!) Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكَ işte bu
2 بِمَا yüzündendir
3 قَدَّمَتْ yapıp öne sürdüğü işler ق د م
4 أَيْدِيكُمْ ellerinizin ي د ي
5 وَأَنَّ yoksa şüphesiz
6 اللَّهَ Allah
7 لَيْسَ değildir ل ي س
8 بِظَلَّامٍ zulmedici ظ ل م
9 لِلْعَبِيدِ kullara ع ب د
 

Hak dini inkâr edenlerin cezası kısmen dünyada, sonra can verirken ölüm meleklerinin elinde, nihayet kıyametten sonra ateşe atılarak cehennemde verilmektedir. “…bir görseydin!” ifadesi, olup bitenlerin dehşetine, görenleri şaşkınlık içinde bırakacak cinsten olaylar olduğuna işaret etmektedir. Bu cezaların hiçbiri, kulun mazeretsiz kusuru, suçu ve günahı olmadan Allah’ın verdiği cezalar değildi, hepsi hak edilmişti. Çünkü Allah zulümden münezzehtir; uyarmadan, kendini düzeltme imkânı vermeden hiçbir kulunu cezalandırmaz.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri 

Cilt: 2 Sayfa: 699

 
Riyazus Salihin, 141 Nolu Hadis: Yarım hurma ile de olsa, cehennemden korunmaya bakın!
Adî İbni Hâtim radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim” demiştir:
“Yarım hurma ile de olsa, cehennemden korunmaya bakın!”
Buhârî, Edeb 34, Zekât 10, Rikak 51, Tevhîd 36; Müslim, Zekât 66-70. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 1, Zühd 37;  Nesâî, Zekât 63-64; İbni Mâce, Mukaddime 13, Zekât 28
Buhârî (Zekât 10, Rikak 31, Tevhid 36) ve Müslim’in (Zekât 97) Adî İbni Hâtim’den bir başka rivayetlerinde, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah, sizin her biriniz ile tercümansız konuşacaktır. Kişi sağ tarafına bakacak, âhirete gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecektir. Soluna bakacak, âhirete gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecektir. Önüne bakacak, karşısında cehennemden başka bir şey göremeyecektir. O halde artık bir hurmanın yarısı ile de olsa, kendinizi cehennem ateşinden koruyun. Bunu da bulamayan, güzel bir söz ile kendisini korusun.
 

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۙ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. مَا  ve masdar-ı müevvel,  بِ  harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.  بِ  sebebiyyedir.

قَدَّمَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تۡ  te’nis alametidir.  اَيْد۪يكُمْ  fail olup  ی  üzere mukadder damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel atıf harfi  وَ  ile önceki masdar-ı müevvele matuftur.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ  cümlesi  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

لَيْسَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هُو ’dir.  بِ  harf-i ceri zaiddir.  ظَلَّامٍ  lafzen mecrur  لَيْسَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. لِ  harf-i ceri zaiddir.  اَلْعَب۪يدِ  lafzen mecrur olup mübalağalı ism-i fail  ظَلَّامٍ ‘nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

بِ  harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık/bedel, istiane, zaman - mekân zarfı gibi manalar kazandırabilir. Ayette ilki sebep ikincisi zaid şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

ألأيدي  kelimesi mankus isimlerdendir. Çoğuldur. Nekre geldiği zaman sonundaki ي harfi hazf edilir. Ref ve cer hallerinde sonunda damme ve kesra takdir edilir. Mansub olduğunda  ي  harfi hazf olmaz. Görünür ve sonuna tenvin elifi gelir. يد  kelimesinin bir diğer çoğulu  أياد  şeklindedir. Aynı şekilde irab edilir. Ancak gayrı munsarıf olduğu için tenvin almaz. 

Mübalağalı ismi failin fiil gibi amel şartları şunlardır:

1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır.  3. Sıfat olmalıdır. 

4. Hal olmalıdır. 

5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 

6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır.

Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan mübalağalı ismi fail kendisinden sonra fail ve mef’ûl alabilir. Ayette haber şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَدَّمَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  قدم ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

ظَلَّامٍ  mübalağalı ism-i faildir. Mübalağalı ismi fail, bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bazen  لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid  بِ  harf-i ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۙ

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

ذٰلِكَ ‘nin mübteda olduğu cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Haber mahzuftur. بِمَا  car-mecruru, bu mahzuf habere mütealliktir. 

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular. Tecessüm ifade eden  ذٰلِكَ  ile inkarcıların hak ettiği cezaya işaret edilerek istiare yapılmıştır. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Mecrur mahaldeki ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ  ifadesinde cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ  cümlesi, mecrur mahaldeki mevsûlün mahalline matuftur. Masdar-ı müevvel, بِظَلَّامٍ ’deki zaid  بِ  ve  اَنَّ  ile tekid edilen sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber, inkâri kelamdır. 

Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan  اللّٰهُ  lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanısıra telezzüz ve teberrük içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi  tecrîd sanatıdır.

اَنَّ ’nin haberi,  لَيْسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesidir. Nakıs fiil  لَيْسَ ’nin haberi olan  بِظَلَّامٍ ’deki  بِ , tekid ifade eden zaid harftir. 

لِلْعَب۪يدِ  car-mecruru, fiil gibi amel eden  ظَلَّامٍ ‘in mef’ûlüdür.

ظَلَّامٍ  ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu vezin, müteallak olmasını sağlamıştır.

[Ellerinizin takdim ettikleri sebebiyle] cümlesinde muhatap zamiri kullanılmış, [Allah kullarına zulümkâr değildir.] cümlesinde “size” yerine “kullara” şeklinde açık isim getirilerek muhataptan gaibe iltifat yapılmıştır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman müşarun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ  ayetin zahiri bu fiilin failinin, el yani  يد۪  olmasını gerektirir. Halbuki bunun böyle olması birkaç yönden imkânsızdır.

a) Bu azap onlara ancak küfürleri sebebiyle dokunmuştur. Halbuki küfrün mahalli, el değil kalptir.

b) El, bilgi ve ilmin mahalli değildir. Bu sebeple, mükellefiyet ele müteveccih olmaz. Binaenaleyh, azabın ele ulaştırılması mümkün değildir. İşte bu sebeple de buradaki اَيْد۪يكُمْ kelimesini kudret manasına hamletmek gerekir. Bu iki mecazî ifadenin sebebi şudur: (el), iş yapmanın aleti ve vasıtasıdır. O işte müessir olan ise kudrettir, güçtür. Şu halde "el"i, kişinin kudretinden kinaye kılmak güzel ve yerinde olmuştur.İnsan, tek bir cevherdir. O faaldir, idrak edicidir, mümindir, kâfirdir, itaat eden ve isyan edendir. Bu uzuvlar ise, onun bu fiilinde alet ve vasıtalardır. Binaenaleyh, görünüşte fiil alete, vasıtaya nispet edilmiştir ama gerçekte o fiil, insanın zatının cevherine nispet edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

ظَلَّامٍ  kelimesi mübalağa kalıbıdır. Günahsız birine azap etmenin ağır bir zulüm olduğunu ifade ederek Allah Teâlâ’yı tenzih manasını tekid eder. Kullar kelimesinin çoğul oluşuna riayet için yani kemiyet ifadesi için olduğu da söylenmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

“Rabbin, kullarına zulümkâr değildir.” (Fussilet Suresi, 46) ayeti, Cenab-ı Hakk’ın,  ظَلَّامٍ (çok zalim) olmadığını gösterir. Bir sıfatın olmadığını söylemek, o sıfatın aslının bulunduğu vehmini verir. Bu da zulmün aslının (Allah Teâlâ’da) bulunduğu manasına gelir, denebilir. Kādî buna şu şekilde cevap vermiştir: Cenab-ı Hakk’ın kullarına yapacağı tehdidinde bulunduğu o azap eğer bir zulüm olursa bu zaten büyük olur. Böylece Cenab-ı Hak var olması halinde o zulmü, olabilecek büyüklüğü ile nefyetmiştir. Bu da onların günahsız olmaları halinde onlara ceza vermenin zulüm olacağı şeklindeki görüşümüzü tekid eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ  [Bu, ellerinizin yaptığı şeyin karşılığıdır.] Burada mecaz-ı mürsel vardır. Bir kısmının zikredilip bütünün  kastedilmesi kabilindendir. İşlerin çoğu ellerle yapıldığı için burada eller zikredilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَيْد۪ي [eller] zikredilerek tağlîb yapılmıştır. Çünkü iyi ya da kötü amellerin çoğu eller ile meydana gelmektedir. Ellerle yapılanlar bir araya getirilerek tağlîb meydana gelmektedir. (Ömer Yılmaz, Zerkeşî’nin el-Burhân fî Ulûmi’l-Kur’an Adlı Eserinin Belâgat İlmi Açısından Değerlendirilmesi ve Kurandaki deyimler ve Zemahşerinin Keşşâfı)

Âşûr ise bu ifadede istiare olduğu görüşündedir. Şöyle demiştir:  اَيْد۪ي  [Eller] ’in zikredilmesi, işledikleri ameller dolayısıyladır. İstiarei mekniyyedir. Bu istiarenin kaynağı  بِمَا قَدَّمَتْ  sözüdür. Ürün toplayan kişi bu işi elleriyle yapar veya satıcı malının bedelini elleriyle alır. Aklî olan bir şey hissîye benzetilmiştir. Müşebbehe ait bir aza, yani eller zikredilmiştir. Eller iş yapma aletidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Mübalağa ifade eden  ظَلَّامٍ , kulların çokluğu esas alınarak kullanılmıştır ya da azap (dikkat gerektiren) büyük bir iştir; hak etmediği takdirde birine azap eden, son derece büyük bir zalimdir yani zallâmdır!.. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)