Enfâl Sûresi 59. Ayet

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَبَقُواۜ اِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ  ٥٩

İnkâr edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. Çünkü onlar (sizi) âciz bırakamazlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 يَحْسَبَنَّ sanmasınlar ح س ب
3 الَّذِينَ kimseler
4 كَفَرُوا inkar edenler ك ف ر
5 سَبَقُوا kaçabileceklerini س ب ق
6 إِنَّهُمْ şüphesiz onlar
7 لَا
8 يُعْجِزُونَ (bizi) aciz bırakamazlar ع ج ز
 

İnkâra sapanlar sakın yakayı kurtardık sanmasınlar; çünkü ne yapsalar kurtulamayacaklardır. 

Kaynak :Kuran Yolu Tefsiri

 

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَبَقُواۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يَحْسَبَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Sanma anlamında kalp fiilidir. Fiilin sonundaki  نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُٓوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

كَفَرُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Birinci mef’ûlun bihi mahzuftur. Takdiri;  أنفسهم  şeklindedir.

سَبَقُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.

2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.

Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 

 اِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُمْ  muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَا يُعْجِزُونَ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُعْجِزُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

يُعْجِزُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عجز ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَبَقُواۜ اِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ


وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fail konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ ‘nin sılası olan  كَفَرُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

لَا يَحْسَبَنَّ  fiilinin takdiri  أنفسهم (kendilerini) olan ilk mef’ûlü mahzuftur. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

لَا يَحْسَبَنَّ  fiilinin ikinci mef’ûlü olan  سَبَقُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Son üç ayette fiiller arka arkaya şeddeli tekid nunuyla gelmiştir.

سَبَقُواۜ  fiilinde manevî irsâd sanatı vardır.

السَّبْقُ ; kendisini isteyen kişiden kurtulmak ve otoritesinden kaçmak manasında müsteardır. Tıpkı Ankebut Suresi 4. ayette geçen  أمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئاتِ أنْ يَسْبِقُونا  sözü gibi, kendisini isteyen kişiden kurtulmak, bir müsabakayı kazanmaya benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu ayette olduğu gibi nehiylerden sonra gelen bütün tekidler; zihni boş olan muhatabı, mütereddit makamına koyma kabilindendir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)

Emir ve Nehiylerin Aciliyet İfade Edip Etmeme Durumları: 

- Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler.

- Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh usulü, s. 558-559) 

اِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye veya beyânî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ‘nin haberi olan  لَا يُعْجِزُونَ  cümlesi menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eder. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile (hayal gücü) harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.

يُعْجِزُونَ - سَبَقُوا  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mesel tarikinde tezyîl olan bu cümle ıtnâb babındandır.

Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak, ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

"Kâfirler sakın öne geçtiklerini sanmasınlar. Çünkü onlar bizi asla aciz bırakamazlar.”  Bu kelam, kâfirlerin, mukavemete ve direnişe muktedir olmadıklarını en belâgatlı ve kuvvetli şekilde ifade eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Allah Teâlâ: "O küfredenler (yakalarını kurtarıp) geçtiklerini asla zannetmesinler" buyurmuştur.

Bunun manası şudur: "Onlar, seni geçince senin elinden kurtulmuş olurlar, böylece sen onlara müstehak oldukları cezayı veremezsin." Sonra bununla ilgili olarak iki görüş vardır:

1)  Bundan murad, "Onların senin elinden kurtulduklarını sanma. Çünkü Allah seni, onların kervanını ele geçirmeye muvaffak kılacaktır" manasıdır.

2) Bu, "Sen, onların esirlikten ve ölümden kurtulduklarını, Allah'ın ikâbından ve ahiret azabından uzak kalacaklarını sanma. Zira onlar, aciz bırakamazlar. Yani, onlar bu kaçışla Allah'ı, kendilerinden intikam almaktan aciz bırakamazlar" demektir. Bu ifadenin maksadı, Hz. Peygamber (sav)'i, kendilerini yenemediği ve intikam alamadığı kimseler hakkında teselli etmektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)