Tevbe Sûresi 117. Ayet

لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ  ١١٧

Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَقَدْ andolsun
2 تَابَ affetti ت و ب
3 اللَّهُ Allah
4 عَلَى
5 النَّبِيِّ Peygamberi ن ب ا
6 وَالْمُهَاجِرِينَ ve Muhacirleri ه ج ر
7 وَالْأَنْصَارِ ve Ensarı ن ص ر
8 الَّذِينَ
9 اتَّبَعُوهُ ona uyan ت ب ع
10 فِي
11 سَاعَةِ sa’atinde س و ع
12 الْعُسْرَةِ güçlük ع س ر
13 مِنْ
14 بَعْدِ O zaman ب ع د
15 مَا iken
16 كَادَ neredeyse ك و د
17 يَزِيغُ kaymağa yüz tutmuş ز ي غ
18 قُلُوبُ kalbleri ق ل ب
19 فَرِيقٍ bir kısmının ف ر ق
20 مِنْهُمْ içlerinden
21 ثُمَّ yine de
22 تَابَ tevbesini kabul etti ت و ب
23 عَلَيْهِمْ onların
24 إِنَّهُ çünkü O
25 بِهِمْ onlara karşı
26 رَءُوفٌ çok şefkatli ر ا ف
27 رَحِيمٌ çok merhametlidir ر ح م
 

Tevbe kelimesi Allah’a izâfe edildiğinde, “Allah’ın, kulunun durumunu daha iyi bir hale çevirmesi, ona tövbe nasip etmesi ve tövbesini kabul etmesi” mânalarına gelir. Âyetteki (tevbe kökünden türetilmiş olan) birinci fiili, “kulun durumunu daha iyiye çevirme” mânasında anlamak bağlama daha uygun düşmektedir. Allah Teâlâ Hz. Peygamber’e Tebük Seferi’nin meşakkatlerine katlanıp bu seferi başarıyla tamamlamayı, büyük sevap ve müslümanlar için hayırlı neticeler elde etmeyi nasip etmiş, önceki durumuna göre onu daha mütekâmil bir duruma getirmiştir. Resûlullah’a bağlılıklarını koruyan muhacir ve ensara da bu zorlu sınav ile kusurlarından daha bir arınma ve ilâhî rızâya daha fazla yaklaşma fırsatı sağlamıştır. Moralleri bozulmaya yüz tutanlara, yani Hz. Peygamber’in sefer kararını birtakım tereddüt ve olumsuz düşüncelerle karşılayan veya sefer sırasındaki güçlüklerden ötürü geri dönmeyi akıllarından geçirmeye başlayanlara gelince, bağışlamak suretiyle onları bu aşağı mertebeden kurtarıp durumlarını iyileştirmiştir (İbn Atıyye, III, 92-93). 
 “Sıkıntılı zaman” tamlamasıyla Tebük Seferi’nin kastedildiği hemen bütün müfessirlerce kabul edilir. Gerek bu sefere hazırlık esnasında gerekse sefer sırasında Resûlullah ve müslümanlar büyük sıkıntılar çekmişlerdir. Siyer ve tefsir kitaplarında bazı sahâbîlerin yaptıkları fedakârlıklar, bir damla suya, bir lokma yiyeceğe ihtiyaç duyar hale gelen İslâm ordusunun bu sıkıntıdan kurtulması için Resûl-i Ekrem’in yaptığı dualar ve bunların mûcizevî sonuçlarıyla ilgili birçok rivayet yer alır (meselâ bk. Taberî, XI, 54-56; İbn Atıyye, III, 93).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 68-69

 
عسر Asera : عُسْرٌ zorluk demektir. Kolaylık ve kolay olmak anlamındaki يُسْرٌ sözcüğünün zıddıdır. عُسْرَةٌ malın zor ve az bulunmasıdır. Kuran-ı Kerim’de bir defa geçen تَعاسَرَ fiili işi zora sokup güçleştirmek istedi manasındadır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de 12 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ

 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

تَابَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلَى النَّبِيِّ  car mecruru  تَابَ  fiiline mütealliktir. الْمُهَاجِر۪ينَ  atıf harfi وَ ’la  النَّبِيِّ ’ye matuf olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. الْاَنْصَارِ  atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  الْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اتَّبَعُوهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اتَّبَعُوهُ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ي سَاعَةِ  car mecruru  اتَّبَعُوهُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْعُسْرَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  تَابَ  fiiline mütealliktir.

مَا  masdar harfidir.  مَا  ve masdar-ı müevvel muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

كَادَ  mukarebe fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasbeder.

كَادَ ’nin ismi olan şan zamiri mahzuftur. يَز۪يغُ قُلُوبُ  cümlesi,  كَادَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.  

يَز۪يغُ  damme ile merfû muzari fiildir. قُلُوبُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. فَر۪يقٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنْهُمْ  car mecruru  فَر۪يقٍ  mahzuf sıfatına mütealliktir.

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasemin cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

Mukârebe (Yaklaşma) Fiilleri: Mübteda ve haberin başına gelerek nakıs fiiller gibi isim cümlesinin mübtedasını ismi, haberini ise haberi yaparlar. İsmini ref, haberini nasb ederler. Haberleri daima muzari fiil ile başlar. Bu fiiller -e yazdı, az kalsın … , neredeyse … , -mek üzereydi gibi manalara gelir. Bu fiillerden Kur’an’da sadece  كَادَ ’nin kullanımına rastlanılmıştır.  كَادَ  fiili tam fiil olarak da kullanılır. Bu durumda peşinden muzari fiil gelmez ve gerçek anlamı olan “tuzak kurdu, hile yaptı, aldattı” manalarına gelir. Bu şekilde geldiğinde normal fiil gibi amel eder. Yani fail ve meful alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır.

اتَّبَعُوهُ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

الْمُهَاجِر۪ينَ  kelimesi, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan mufaâle babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. تَابَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلَيْهِمْ  car mecruru  تَابَ  fiiline mütealliktir. 

(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. بِهِمْ  car mecruru  رَؤُ۫فٌ ’e mütealliktir.

رَؤُ۫فٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  رَح۪يمٌۙ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

رَؤُ۫فٌ - رَح۪يمٌۙ  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْۜ 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasemin cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap olan  لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Birbirine matuf olan  وَالْمُهَاجِر۪ينَ  ve وَالْاَنْصَارِ , tezayüf nedeniyle  النَّبِيِّ ‘ye atfedilmiştir.

الْمُهَاجِر۪ينَ  ve  الْاَنْصَارِ ’nin sıfatı konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  اتَّبَعُوهُ ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla savaş zamanı, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında değil, o anın etkileme gücünü mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere bu harf kullanılmıştır. Çünkü zaman, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Camî, heriki durumdaki mutlak irtibattır. Bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

سَاعَةِ الْعُسْرَةِ  savaş zamanından kinayedir. 

مِنْ بَعْدِ مَا  car-mecruru  تَابَ  fiiline mütealliktir.

بَعْدِ ‘nin muzâfun ileyhi olan masdar harfi  مَا  ve akabindeki  كَادَ يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ  cümlesi masdar tevilindedir. 

Masdar-ı müevvel nakıs fiil  كَاد ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. كَاد , nakıs fiillerdendir, ‘neredeyse’ anlamına gelir.

كَاد ’nin haberi olan  يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder.

Muzari fiilin tercih edilmesinin bir sebebi de olayın zihinde muzari fiil sayesinde daha kolay canlandırılmasıdır. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

قُلُوبُ  için muzâfun ileyh olan  فَر۪يقٍ ’daki nekrelik kıllet ifade eder. 

يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Eşyaya özgü eğrilmek anlamındaki  يَز۪يغُ  fiili, kalplere isnad edilerek kalpler, eğilebilen bir şeye benzetilmiştir. Savaşın insanlar üzerindeki etkisini istiare yoluyla çarpıcı bir şekilde anlatan bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Allah’a tövbe edenlerin nebi, muhacir ve ensar şeklinde sayılması taksim sanatıdır. 

ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْۜ   cümlesi, kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ  cümlesini tekit eden bu cümlede  ثُمَّ  kelamda tertip ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

Tevbe etti manasındaki  تَابَ  fiili,  عَلَيْ  harf-i ceri ile kullanıldığında tevbesini kabul etti manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.

تَابَ - اتَّبَعُوهُ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ثُمَّ -  بَعْدِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır

الْمُهَاجِر۪ينَ - الْاَنْصَارِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

تَابَ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ  [Zorluk saati] ibaresiyle Tebük Seferindeki durum kastedilmiştir.(Beyzâvî, Envârü’t - Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ  ibaresi istiaredir. Çünkü “eğrilme” (ز۪يغُ) gerçek anlamıyla (cisimlere özgü) “eğri büğrü olmak, (bir tarafa) kaymak” demektir. Onun için (bu ayetle) kastedilen, “maruz kaldığı büyük hüsran ve kayıp sebebiyle onların kalplerinin neredeyse yerinden oynayacak, ilahi rahmetin inmesinden az kalsın ümit kesecek duruma gelmesi” manasıdır. Artık o yüzden o kalpler dosdoğru iken eğrilen, yerinde sabit-sağlam duruyorken bir tarafa meyledip yatmış bir nesne gibi olmuştur. (Şerîf er-Radî, Kur’ân Mecazları)

Cenab-ı Hakk, hem ayetin başında hem de sonunda tövbeden bahsetmiştir. “O halde bu tekrarın faydası nedir?” denilirse biz deriz ki: Birinci izah: Allah Teâlâ, onların kalplerini hoşnut etmek için (sözüne) günahlarından bahsetmeden önce tövbeyi zikrederek başlamış; sonra, onların günahlarından bahsetmiş, daha sonra da bunun peşinden tekrar tövbeden bahsetmiştir ki Cenab-ı Hakk'ın bundan maksadı onları övmektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Resulullah'a (s.a.v) uymakla vasıflandırılmış olmaları, tövbeye olan ihtiyacın ne kadar büyük olduğunu belirtmek içindir. Onların bu durumları kendilerini tövbeden müstağni kılmadığına göre başkaları tövbeden hiç müstağni olamazlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Cümlenin  قَدْ  tahkik harfiyle gelmesi; geçmişte gerçekleşmiş olayları anlatan cümleyi tekid içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

المُهاجِرُونَ والأنْصارُ  kelimelerinin sıfatının ism-i mevsûlle gelmesi bu mağfiretin sebebini bildirmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Burada Allah Teâlâ’nın Peygamberi, güçlük zamanında ona uyanları, muhacirleri ve Ensar’ı affedip tövbelerini kabul ettiği haberinin kesinliğini ifade için  قَدْ  tekid edatı ile bu cümleyi tekid etmiştir. (Muhammed Fatih Ergen, Tevbe Suresinin Meânî İlmi Açısından Tahlili)

 اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ

 

Ayetin fasılası ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِهِمْ , ihtimam ve fasılaya riayet için amili olan  رَؤُ۫فٌ ’e takdim edilmiştir.

رَؤُ۫فٌ  birinci,  رَح۪يمٌ  ikinci haberdir.  

Allah'ın رَؤُ۫فٌ  ve  رَح۪يمٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. 

رَؤُ۫فٌ - رَح۪يمٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede, bir konuda kelâmcıların usûlünce kesin aklî delîllerle konuşmak şeklinde tarif edilen mezheb-i kelamî sanatı vardır. Allah’ın tevbeleri kabul etmesi; onun kullarına olan merhametinin göstergesidir. Çünkü o, Raûf ve Rahîmdir. 

Raûf ve Rahîm, Allah’ın birer sıfatı olup manaları birbirlerine yakındır. Re’fet’in, zararı gidermek, rahmetin ise fayda ulaştırmak için çalışmaktan ibaret sayıldığı anlaşılmaktadır. Bunlardan birisinin, geçmiş olan rahmet için diğerinin de gelecek, müstakbel rahmet için kullanıldığı da söylenmiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb -Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) 

Allah'ın Rahîm sıfatı, Rauf sıfatından daha kapsamlı olduğu halde, Rahîm sıfatından önce zikredilmesi, bir görüşe göre şu sebepledir: (Rahîm'in kökü olan) rahmet, kemmiyet olarak (Raufun kökü olan) re'fetten daha fazladır. Re'fet de, keyfiyet olarak ondan daha kuvvetlidir. Çünkü re'fet, elem ve acılardan temiz olan nimetleri yaratıklara ulaştırmaktır; Rahmet ise, mutlak olarak nimetleri ulaştırmaktır. Bu, kangren olmuş bir uzvun kesilmesinde olduğu gibi bazen elem ve acı ile de olabilmektedir.  (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)