Tevbe Sûresi 2. Ayet

فَس۪يحُوا فِي الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ  ٢

Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkârcıları perişan edecektir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَسِيحُوا dolaşın س ي ح
2 فِي
3 الْأَرْضِ yeryüzünde ا ر ض
4 أَرْبَعَةَ dört ر ب ع
5 أَشْهُرٍ ay ش ه ر
6 وَاعْلَمُوا ve bilin ki ع ل م
7 أَنَّكُمْ siz
8 غَيْرُ değilsiniz غ ي ر
9 مُعْجِزِي aciz bırakacak ع ج ز
10 اللَّهِ Allah’ı
11 وَأَنَّ ve şüphesiz
12 اللَّهَ Allah
13 مُخْزِي rezil, perişan edecektir خ ز ي
14 الْكَافِرِينَ kafirleri ك ف ر
 

فَس۪يحُوا فِي الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir. س۪يحُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ  car mecruru  س۪يحُوا  fiiline mütealliktir.  اَرْبَعَةَ  zaman zarfı  س۪يحُوا  fiiline mütealliktir. اَشْهُرٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اعْلَمُٓوا  fiili atıf harfi  وَ  ile  س۪يحُوا ‘ya matuftur.

اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Bilmek anlamında kalp fiilidir.  اَنَّ  ve masdar-ı müevvel  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

كُم  muttasıl zamiri  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. غَيْرُ  kelimesi  اَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مُعْجِزِي  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. Sonundaki  نَ  izafetten dolayı mahzuftur. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.

2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.

Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid (takip ve pekiştirme) harfidir. İsim cümlesine kattığı anlam bakımından اِنَّ  ile aynıdır. Şunu söylemek mümkündür: Cümle başında daima  اِنَّ  kullanılırken, cümle ortasında  اَنَّ  kullanılır. أَنَّ  iki cümleyi birbirine bağlamada kullanıldığında “muhakkak, gerçekten, kuşkusuz…” gibi anlamlarla beraber “-ki, -eceği, -eceğini, …dığı, …dığında, … olduğu” gibi manalar verir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

3 ile 10 arası sayıların temyizinde, önce sayı, sonra temyiz gelir. Sayı muzaf, temyiz muzafun ileyh olur. Muzafun harekesi cümledeki konumuna göre değişir. Muzafun ileyh daima mecrurdur. Bu yüzden sayı muzaf olduğu için cümledeki konumuna göre irabını alır, temyiz muzafun ileyh olduğu için daima mecrurdur. Temyiz çoğul ve belirsiz olur. Sayı ile temyiz cinsiyet yönünden birbirinin zıttı olur. (Temyiz çoğul olduğu için eril veya dişil olduğunu anlamak için tekiline bakılır.) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُعْجِزِي  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


  وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel atıf harfi وَ  ile birinci masdar-ı müevvele matuftur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. مُخْزِي  kelimesi  اَنَّ ’nin haberi olup  ی  üzere mukadder damme ile merfûdur. Sonundaki  نَ  izafetten dolayı mahzuftur. الْكَافِر۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

الْكَافِر۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir. 

مُخْزِي  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

 

 

فَس۪يحُوا فِي الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ

 

Ayete dahil olan  ف , sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfi, atfa işaret eder. Yani bu cümleden önce hazf edilen bir cümle vardır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.

س۪يحُوا فِي الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ  cümlesi, takdiri  فقل لهم  (Onlara söyle..) olan fiilin mekulü’l-kavlidir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mekulü’l-kavl cümlesi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır

Aynı üslupta gelen  وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Her iki cümle de emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen tehaddî manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Ilk cümledeki gaib zamirden  وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ  cümlesindeki muhatap zamire geçişte iltifat sanatı vardır.

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِ  cümlesi, masdar teviliyle  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsned olan  غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِ , izafetle gelerek az sözle çok anlam ve muzâfı tahkir ifade etmiştir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikri tecrîd sanatıdır.

Aynı üslupta gelen ikinci masdar-ı müevvel cümlesi olan  وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ  cümlesi, birinci masdar-ı müevvele atfedilmiştir. 

Cümlede mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil  اللّٰهِ  isminin müsnedün ileyh olarak zikredilmesi tecrîd sanatı, tehditte mübalağa, azap vaîdini ağırlaştırmak ve O’nun yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مُعْجِزِي , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ  cümlesi, وإنَّ اللَّهَ مُخْزِيكم  şeklinde gelmesi gerekirken,  muktezayı zahirin hilafına gelmiştir. الخِزْيِ ' nin sebebinin küfür olduğuna delalet etmek üzere kafirler ayrıca zikredilmiştir. Yani kâfirler, kâfirlik sıfatını taşıdıkları sürece, öldürmekle, esaretle ve ahiret azabıyla zillete mahkumdurlar. مُعْجِزِي , bir kimseyi belli bir işi yapmaktan aciz hale getiren yani galip demektir. Cümlede bilmek, farkındalık manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cümlede zamir makamında  الْكَافِر۪ينَ  kelimesinin, Allah’a karşı gelenlerin kâfir olduğuna dikkat çekmek için, zahir olarak zikredilmesinde iltifat ve ıtnâb sanatları vardır.

اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِ  cümlesiyle  وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Bu dört ayın şevvalden itibaren muharrem sonuna kadar olan dört ay olduğu hakkında Zührî'den bir kavil varsa da diğer tefsir alimleri, bu tebliğin yapıldığı Zilhicce’nin onuncu gününden itibaren Rebiül-ahir’in onuna kadar geçen dört aylık süre olduğunu söylemişlerdir ki doğrusu da budur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

Bu, bir emir değildir. Aksine bundan maksat, mübahlık, mutlaklık ve emânın tahakkuk edip korkunun da zail olduğunu bildirmektir. Yani “Bu müddet içinde siz, öldürülmekten ve savaşmaktan eminsiniz.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Burada Allah Teâlâ müşriklere yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki elbette Allah'ı aciz bırakamayacak, yaptığınızın cezasını göreceksiniz manasında kâfirleri emir fiilini tehdit manasında kullanarak tehdit etmiştir.(Muhammed Fatih Ergen, Tevbe Suresinin Meânî İlmi Açısından Tahlili)

Ayetin  وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ  bölümünde muhataptan gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. Bu iltifat sanatı dolayısıyla insanlara direkt olarak “kâfirsiniz” denmemiş ama kâfir oldukları zımnen ifade edilmiştir.

Bu kelamda zahir ismin, zamir yerinde kullanılması (onları değil de kâfirleri denmesi), onların şirk ile vasıflandırılmaları, sonra küfür ile zemmedilmeleri ve hezimete uğratılmalarının sebebinin küfürleri olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Seyahat, suyun akması gibi kolayına geldiği şekilde yeryüzünde gezip dolaşmaktır, şehirlerden ve beldelerden uzaklara varıncaya kadar istediği yere gitmek ve seyr ü sefer etmektir. Bu suretle seyahat anlamı içinde serbestçe dolaşmak ve genişçe hareket etmek manası vardır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

“Bilin ki siz Allah'ı aciz bırakabilecek değilsiniz.” buyruğuna gelince bunun, “Bu zaman tanımanın herhangi bir acziyetten dolayı olmadığını; tövbe edenler tövbe etsinler diye bir maslahat ve lütuftan dolayı olduğunu biliniz!” manasında olduğu ileri sürüldüğü gibi bunun, “Allah'ı, hiçbir surette acze düşüremeyeceğinizi bilerek geziniz, dolaşınız.” manasında olduğu da ileri sürülmüştür ki bunun gayesi, “Ben size mühlet tanıdım ve sizi serbest bıraktım, salıverdim. O halde teçhizat ve hazırlık yapmaya dair yapılması mümkün olabilecek her şeyi yapınız. Zira sizler Allah'ı acze düşüremezsiniz. Aksine Allah, sizi aciz bırakır ve sizin üzerinizde hükmünü yürütür.” manasıdır. Bu ifadeye, “Bu mühlet, sizin Allah'ın elinden kaçıp kurtulamayacağınız hususunda asla endişe duyulmadığını bilmeniz için verilmiştir. Zira siz, nerede olursanız olun, Allah'ın mülkünde ve O'nun hükümranlığı altındasınız.” manası da verilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)