وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَذَانٌ | ve duyurudur |
|
| 2 | مِنَ | -tan |
|
| 3 | اللَّهِ | Allah- |
|
| 4 | وَرَسُولِهِ | ve Elçisinden |
|
| 5 | إِلَى |
|
|
| 6 | النَّاسِ | insanlara |
|
| 7 | يَوْمَ | günü |
|
| 8 | الْحَجِّ | Hac |
|
| 9 | الْأَكْبَرِ | en büyük |
|
| 10 | أَنَّ | şüphesiz |
|
| 11 | اللَّهَ | Allah |
|
| 12 | بَرِيءٌ | uzaktır |
|
| 13 | مِنَ | -dan |
|
| 14 | الْمُشْرِكِينَ | puta tapanlar- |
|
| 15 | وَرَسُولُهُ | ve Elçisi |
|
| 16 | فَإِنْ | eğer |
|
| 17 | تُبْتُمْ | tevbe ederseniz |
|
| 18 | فَهُوَ | bu |
|
| 19 | خَيْرٌ | daha iyidir |
|
| 20 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 21 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 22 | تَوَلَّيْتُمْ | dönerseniz |
|
| 23 | فَاعْلَمُوا | bilin ki |
|
| 24 | أَنَّكُمْ | siz |
|
| 25 | غَيْرُ | değilsiniz |
|
| 26 | مُعْجِزِي | aciz bırakacak |
|
| 27 | اللَّهِ | Allah’ı |
|
| 28 | وَبَشِّرِ | ve müjdele |
|
| 29 | الَّذِينَ | kimselere |
|
| 30 | كَفَرُوا | inkar eden(lere) |
|
| 31 | بِعَذَابٍ | bir azabı |
|
| 32 | أَلِيمٍ | acı |
|
وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَذَانٌ mübteda olup damme ile merfûdur. Veya mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri ; هذا أذان ... أو هذه الآيات أذان (Bu bir ilandır veya bu ayetler bir ilandır.) şeklindedir. مِنَ اللّٰهِ car mecruru اَذَانٌ ‘nun mahzuf sıfatına mütealliktir.
رَسُولِه۪ٓ atıf harfi وَ ’la lafza-i celâle matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَى النَّاسِ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
يَوْمَ zaman zarfı, mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. الْحَجِّ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَكْبَرِ kelimesi الْحَجِّ ‘nin sıfatı olup damme ile merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, mahzuf ب harf-i cer ile اَذَانٌ ‘nun mahzuf sıfatına veya haberine mütealliktir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهَ lafza-i celâl اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. بَر۪ٓيءٌ kelimesi اَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ car mecruru بَر۪ٓيءٌ ‘e müteallik olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
وَ atıf harfidir. رَسُولُهُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Haber mahzuftur. Takdiri; بريء şeklindedir.
Tekid (takip ve pekiştirme) harfidir. İsim cümlesine kattığı anlam bakımından اِنَّ ile aynıdır. Şunu söylemek mümkündür: Cümle başında daima اِنَّ kullanılırken, cümle ortasında اَنَّ kullanılır. أَنَّ iki cümleyi birbirine bağlamada kullanıldığında “muhakkak, gerçekten, kuşkusuz…” gibi anlamlarla beraber “-ki, -eceği, -eceğini, …dığı, …dığında, … olduğu” gibi manalar verir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُشْرِك۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ
فَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُبْتُمْ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرٌ haber olup damme ile merfûdur. لَكُمْ car mecruru خَيْرٌ ‘e mütealliktir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَيْرٌ kelimesi ismi tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ
وَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلَّيْتُمْ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اعْلَمُٓوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Bilmek anlamında kalp fiilidir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel اعْلَمُٓوا fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
كُم muttasıl zamir اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. غَيْرُ kelimesi اَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مُعْجِزِي muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. Sonundaki نَ izafetten dolayı mahzuftur. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar: 1. Bilmek manasında olanlar.
2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلَّيْتُمْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
مُعْجِزِي sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. بَشِّرِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِعَذَابٍ car mecruru بَشِّرِ ‘e mütealliktir. اَل۪يمٍ kelimesi عَذَابٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
بَشِّرِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَل۪يمٍۙ kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la surenin ilk ayetine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. اَذَانٌ kelimesi takdiri هذَا olan mahzuf mübtedanın haberidir. Bu takdire göre sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَذَانٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerir. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
مِنَ اللّٰهِ car mecruru ve tezayüf nedeniyle ona atfedilen وَرَسُولِه۪ٓ car-mecruru, اَذَانٌ ‘ün mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Lafza-i celâlin zikri, konunun önemini de vurgulamaktadır.
Veciz ifade kastına matuf رَسُولِه۪ٓ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan رَسُولِ , yani Hz. Peygamber tazim ve şeref kazanmıştır.
اللّٰهِ - رَسُولِه۪ٓ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اِلَى النَّاسِ car-mecruru ve izafetle gelen يَوْمَ الْحَجِّ zaman zarfı, اَذَانٌ ‘a mütealliktir.
الْاَكْبَرِ kelimesi الْحَجِّ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
الْاَكْبَرِ , bir vasfın, bir varlıkta diğer bir varlıklardan daha fazla olduğunu ifade eden ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ cümlesi, masdar tevilinde mahzuf ب harf-i cer ile اَذَانٌ ‘a mütealliktir.
Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil اللّٰهِ isminin müsnedün ileyh olarak zikredilmesi tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek, ikazı artırarak emre itaati kuvvetlendirmek ve onun yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مِنَ اللّٰهِ car-mecruru, بَر۪ٓيءٌ ‘a mütealliktir.
Müsned olan بَر۪ٓيءٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
وَرَسُولُهُۜ , takdiri بَر۪ٓيءٌ olan mahzuf haber için mübtedadır. Bu takdire göre sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
رَسُولُهُۜ ‘nun tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Baştaki berâet “o kimselere” diye henüz ulaşmak üzere bulunan mutlak anlamda bir berâattir. Bu ikinci ise bilfiil gerçekleşmeye başlamış olan berâettir. Ve her ikisinde de berâetin müteallakı (ilgi alanı) müşrikler, ilanın müteallakı ise gerek kâfir gerek mümin bütün insanlardır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Hac, ekber (büyük) vasfıyla vasıflandırılmıştır. Çünkü umreye hacc-ı asgar (küçük hac) denir. Yahut hacdan murad, o gün ifa edilen hac-c menâsikidir (ibadetleridir). Zira o gün ifa edilen hac menâsiki, diğerlerinden daha büyüktür. Yahut Müslümanlar ile müşrikler o hacda bir araya gelmişlerdi. Yahut Müslümanların azizliği ve müşriklerin zelilliği o hacda ortaya çıkmıştı. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاَذَانٌ kelimesinin tenvini, olayın büyüklüğünü ifade eder. مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ kaydı ise bu büyüklüğü daha da arttırmak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَرَسُولُهُ kelimesinin Allah ve Resulü anlamını taşıması için ötreli olması gerekir. Aksi takdirde رَسُول kelimesi esreli okunursa “Allah, müşriklerden ve resulünden uzaktır.” gibi bir mana anlaşılır ki bu ayetin maksadına muhaliftir. O yüzden bu ayetten sonra harekeleme hareketi başlamıştır.
فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ
فَ , istînâfiyyedir.
Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan اِنْ تُبْتُمْ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَكُمْ car-mecrurunun müteallakı olan خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Bu ifade, Allah tarafından tövbeye ve Allah ile Resulullah'ın kendilerinden berî olmalarına sebep olan şirkten sıyrılıp çıkmalarına bir teşviktir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ
Şart üslubunda gelen terkip, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart cümlesi تَوَلَّيْتُمْ, müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِ cümlesi, masdar teviliyle اعْلَمُٓوا fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedin izafetle gelmesi az sözle çok anlam ifadesi ve muzâfı tahkir içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde, اللّٰهِ isminin hükmün illetini belirtmek, ikazı artırarak emre itaati kuvvetlendirmek ve onun yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir olarak üçüncü kez zikredilmesinde tecrîd, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تُبْتُمْ - تَوَلَّيْتُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ cümlesiyle, وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِ ibaresi önceki ayette de geçmişti. İki cümle arasında ıtnâb ve reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.
Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin.
وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ
وَ istînâfiyyedir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. بَشِّرِ fiilinin mef’ûlu konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عَذَابٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerir. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Mef’ûl olan بِعَذَابٍ ’deki nekrelik azabın tahayyül edilemez derece ve çeşitte olduğuna işarettir. Ayrıca, mübalağa vezninde maddi bir varlık sıfatı olan اَل۪يمٌ ’le sıfatlarak kişileştirilmiştir. Azabın korkunçluğunu artıran bu mübalağalı ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
بِعَذَابٍ ‘in sıfatı olan اَل۪يمٍ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Burada muhataptan gaibe dönüş şeklinde iltifat sanatı vardır. Allah insanlara uyarısını onları muhatap alarak yapmış, ancak bu uyarı sonrasında inkârı seçenleri muhatabı olmaktan çıkarmıştır. Bu durum kâfirler için alçaltıcı bir durumdur. İşte bu tahkir anlamının ortaya çıkması için ayette iltifat sanatı yapılmıştır.
Azapla müjdelemek ifadesinde istiare vardır. Uyarmak, ikaz etmek; müjdelemeye benzetilmiş, tehekküm ve alay maksadıyla bu istiare yapılmıştır. Câmi’; her ikisinde de sürura kavuşmak olmasıdır. İnzar masdarı tebşir masdarına benzetilmiş, sonra bu masdarlardan fiil türetilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Tehekküm, “kibirli kimselere karşı hakaret anlamında yüceltme, korkutma/uyarma anlamında müjde, tehdit anlamında vaad, alay anlamında övgü lafzı getirmek suretiyle onlarla alay etmedir. (Dr.Mustafa Aydın Arap Dili Belagatında Bedî‘ilmi Ve Sanatları)
كَفَرُوا - الْمُشْرِك۪ينَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
عذاب: Hale ve tabiata münasip demektir. Mekruh şeyler ve ceza için kullanılması da o kişinin haline cezanın uygun olması sebebiyledir. Kökünde şiddet manası olmadığı için Kur’an’da çoğunlukla makama uygun bir sıfatla gelmiştir (et-Tahkîk). Kur’an’da 373 kez geçer (Kur’an-ı Kerim Lügatı).
Kur’an’da ceza ile ilgili bir açıklama olduğunda mutlaka bu cezaya bir nitelik iliştirilir. Örneğin, “azabun muhin”, “azabun azim”, “azabun elim”, “azabun şedid” gibi. Oldukça şiddetli, acı dolu, büyük, alçaltıcı bir azaptan bahsedilir. Bunlar cezanın Kur’an’da bahsedilen farklı nitelikleridir. Ama prensip olarak, “El cezâu min cins'il amel / Ceza amelin cinsindendir”. Yani verilecek ceza işlenen suç ile adalet gereği aynı cinsten olur. Eğer biri başkasını küçük düşürücü bir suç işlemişse benzeri bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer büyük bir suç işledilerse cezası da büyük olmalıdır. Eziyete sebep oldularsa, eziyet ve ıstırap dolu bir ceza ile cezalandırılmalıdır.
Azim azab; kişinin ölmesine müsaade etmeksizin tattırılabilecek en büyük azabı ifade eder. Bunu ancak Allah yapabilir.
Azim azab ifadesi 14 kere geçerken elim azap ifadesi 46 kere geçmiştir.
Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen alay ve tahkir manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ibaresinde edebiyatta ‘alaylı üslup’denilen bir üslup sözkonusudur. Çünkü bir kimseyi azap ile müjdelemek onunla alay etmek demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)