Tevbe Sûresi 43. Ayet

عَفَا اللّٰهُ عَنْكَۚ لِمَ اَذِنْتَ لَهُمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِب۪ينَ  ٤٣

Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 عَفَا affetsin ع ف و
2 اللَّهُ Allah
3 عَنْكَ seni
4 لِمَ niçin
5 أَذِنْتَ izin verdin ا ذ ن
6 لَهُمْ onlara
7 حَتَّىٰ kadar
8 يَتَبَيَّنَ iyice belli olana ب ي ن
9 لَكَ sana
10 الَّذِينَ kimseler
11 صَدَقُوا doğru söyleyen(ler) ص د ق
12 وَتَعْلَمَ ve öğreninceye ع ل م
13 الْكَاذِبِينَ yalan söyleyenler ك ذ ب
 

عَفَا اللّٰهُ عَنْكَۚ لِمَ اَذِنْتَ لَهُمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِب۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  عَفَا  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَنْكَ  car mecruru  عَفَا  fiiline mütealliktir. 

مَا  istifham isminin ism-i mevsûl olmadığı anlaşılsın diye elif hazf edilmiştir. لِ  harf-i ceriyle  اَذِنْتَ  fiiline mütealliktir.

اَذِنْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ  car mecruru  اَذِنْتَ  fiiline mütealliktir.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. يَتَبَيَّنَ  muzari fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel kelamın siyakı gereğince mahzuf fiile müteallik mahallen mecrurdur.Takdiri,  هلّا أخرجتهم معك، أو هلّا توقّفت عن الإذن  (Onları yanında mı götüreceksin yoksa izin mi bekleyeceksin?) şeklindedir. 

يَتَبَيَّنَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  لَكَ  car mecruru  يَتَبَيَّنَ  fiiline mütealliktir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  صَدَقُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

صَدَقُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. تَعْلَمَ  fiili atıf harfi  وَ  ile  يَتَبَيَّنَ  fiiline matuftur.

تَعْلَمَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. الْكَاذِبٖينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

لِمَ  kelimesinin aslı  لِمَا  şeklindedir. Soru ifade eden  مَا  harfinin başına lam-ı ta‘lil (sebep ifade eden lam harfi) gelmiştir. Böylece  مَا  harfine bitişen elif, sık kullanıldığı için, telaffuz kolaylığı sağlamak maksadıyla hazfedilmiştir. Aynı durum  بِمَ (-ile), عَمَّ (-den) ve  فِمَ (-de) kelimelerinde de geçerlidir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) Böylece ismi mevsûl olan  مَا ‘dan ayrılır. İsmi mevsûl olan  مَا  bu harflere bitiştiği zaman elif hazf olmaz. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak.Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لِمَ  ve  لِمَاذَا  soru isimleri de mef'ûlün leh olurlar. Burada  لِمَ  mef'ûlün lieclihidir. Fiilin oluş sebebini bildiren mef'ûldür. “Mef'ûlün lieclihi” veya “mef'ûlün min eclihi” de denir. Mef'ûlün leh mansubdur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef'ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. 2 tür kullanımı vardır: 1) Harf-i cersiz kullanımı. 2) Harf-i cerli kullanımı

1. Harf-i cersiz kullanımı: Harf-i cersiz olması için şu şartlar gereklidir:

a. Mef’ûlün leh, cümledeki fiilin masdarı dışında bir masdar olmalıdır.

b. Nekre (belirsiz) olmalıdır.

c. Mef’ûlün leh olacak masdarın (iç duygularımızı ifade ettiğimiz, “saygı göstermek, küçümsemek, korkmak, bilmek, bilmemek” gibi) kalbî fiillerden olması gerekir.

d. Fiilin faili ile mef’ûlün faili aynı olmalıdır.

e. Fiilin oluş zamanı ile mef’ûlün lehin oluş zamanı aynı olmalıdır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَبَيَّنَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  بين  ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

الْكَاذِبٖينَ  kelimesi sülâsî mücerredi  كذب  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

عَفَا اللّٰهُ عَنْكَۚ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması mehabet duyguları uyandırarak uyarmak içindir.

عَفَا اللّٰهُ عَنْكَ  [Allah seni affetti.] Bu, sevinç vesilesini üzüntü vesilesinden önce getirmek maksadıyla verilen bir haberdir. Allah’ın, siteminden önce affı bildirmesi, onun peygamberine lütuflarındandır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Allah Teâlâ'nın Peygamberimiz hakkındaki lütfuna bak ki af konusunu zikretmeden kelama affın zikriyle başlamıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

“Allah seni affetsin.” müjdesi bile mesela “Allah senden razı olsun.” gibi bir sevince vesile olmaz da daha fazla dikkatli olmaya yönelik bir tenbih anlamı ifade eder. Bu makamda böyle bir tenbihin ise hikmetleri ve nükteleri pek çoktur ve önemlidir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

 لِمَ اَذِنْتَ لَهُمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِب۪ينَ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen uyarı, ikaz ve tenbih amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  اَذِنْتَ  fiiline mütealliktir. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

يَتَبَيَّنَ  fiilinin fail konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ ’nin sılası olan  صَدَقُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayetin son cümlesi olan  وَتَعْلَمَ الْكَاذِبٖينَ , masdar tevilinde, atıf harfi  وَ ‘la masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

صَدَقُوا  ve  الْكَاذِبٖينَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Doğru söyleyenler mazi fiille, yalan söyleyenler ism-i faille ifade edilmişlerdir. Çünkü onlar her zaman yalan söylerler, artık onların sözleri kale alınmaz, hep yalan söylüyor, denir.

يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا  cümlesiyle, وَتَعْلَمَ الْكَاذِبٖينَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Ayette  صَدَقُوا , fiil olarak kullanılmış, الْكَاذِبٖينَ  kelimesi ise isim olarak gelmiş bunlar arasında güzel bir iltifat oluşmuştur. (Müşerref Ulusu (Ülger)/Arap Dili Ve Belâğatı İltifat Sanatı)

لِمَ اَذِنْتَ لَهُمْ [Neden onlara izin verdin?] buyruğu ile istifham-ı inkârî manasının murad edilmiş olması doğru değildir. Zira diyoruz ki: Peygamberden, bu hadisede ya bir günah südur etmiştir veya südur etmemiştir. Dolayısıyla şayet biz, o peygamberden herhangi bir günahın südur etmediğini söylersek Cenab-ı Hakk'ın bu ifadesinin bir istifham-ı inkârî olması imkânsız olur. Yok eğer, o peygamberden bir günahın südur ettiğini söylersek bu durumda Cenab-ı Hakk'ın,  عَفَا اللّٰهُ عَنْكَ hitabı, onun affedildiğine delalet eder. Affın tahakkuk etmesinden sonra da o peygambere bir yadırgamanın yönelmesi muhal (imkânsız) olur. Bundan dolayı bütün bu takdirlere göre Cenab-ı Hakk'ın, “Neden onlara izin verdin?” hitabının Hz. Peygamberin günahkâr olduğuna delalet ettiğinin söylenilmesinin imkânsız olduğu kesinleşir. İşte bu, kesin ve yeterli bir cevaptır. İşte bu durumda da Cenab-ı Hakk'ın, “Neden onlara izin verdin?” ifadesi, daha evla ve daha mükemmel olanın yapılmaması manasına hamledilir. Özellikle bu vaka, harpler ve dünyevî maslahatlarla ilgili şeyler cinsinden olunca. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ayeti tefsir eden Beyzâvî, istifham edatının burada itâb (azar) anlamında kullanılmasını şöyle açıklar: “Mazeretleri olduğunu söyleyerek Tebük Gazvesi’ne katılmak istemeyen bazı münafıklara Hz. Peygamberin izin vermesi üzerine Yüce Allah onu ikaz ederek ‘Allah seni affetsin.’ buyuruyor. Bu ifade Hz. Peygamberin izin vermekteki hatasından kinayedir.” (Konevî şöyle der: “Eğer musannif (yazar) izin vermedeki hatasından kinayedir.” yerine “İzin konusunda isabet edememesinden kinayedir.” ya da “Evla olanı terkinden kinayedir.” deseydi edep bakımından daha güzel ve ifade bakımından daha hoş olurdu.  Çünkü affetmek, hatadan sonra olur. Daha sonra da afla kinaye olunan şeyi açıklamak ve sitem etmek (عتاب) üzere “Onlara niçin izin verdin?” buyuruyor. Anlam şöyle olur: Savaştan geri kalmak için senden izin istedikleri ve yalan bahaneler uydurdukları zaman onlara niçin izin verdin? Doğru söyleyenlerle yalancılar belli oluncaya kadar bekleseydin ya. (Beyzâvî, III, 148; Bazı alimler Hz. Peygamberin bu olayda içtihat ettiğini, dolayısıyla verdiği kararın müctehitlerin içtihatlarındaki hatalar gibi değerlendirilmesi gerektiğini, münafıklara izin vermesinin günah kabilinden bir hata olarak asla değerlendirilemeyeceğini, evla olanı terk kabilinden bir yanılma olduğunu ifade etmişlerdir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

Bu ayet Peygamberin, imamın, idarecinin, kişinin, her topluluğa kendine yakınlaştırma veya uzaklaştırma gibi müstehak olduğu şekilde muamele edebilmesi için acele davranmaktan kaçınmasının, teenni ile (ağırdan alarak) hareket etmesinin, işlerin zahirine göre davranarak yanılmaktan sakınmasının ve iyiden iyiye araştırmasının farz olduğuna delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)