لَوْ كَانَ عَرَضاً قَر۪يباً وَسَفَراً قَاصِداً لَاتَّـبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُۜ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْۚ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْۚ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ۟ ٤٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَوْ | eğer |
|
| 2 | كَانَ | olsaydı |
|
| 3 | عَرَضًا | bir menfaat |
|
| 4 | قَرِيبًا | yakın |
|
| 5 | وَسَفَرًا | ve bir yolculuk |
|
| 6 | قَاصِدًا | orta |
|
| 7 | لَاتَّبَعُوكَ | elbette sana tabi olurlardı |
|
| 8 | وَلَٰكِنْ | fakat |
|
| 9 | بَعُدَتْ | uzak geldi |
|
| 10 | عَلَيْهِمُ | kendilerine |
|
| 11 | الشُّقَّةُ | aşılacak mesafe |
|
| 12 | وَسَيَحْلِفُونَ | bir de yemin edecekler |
|
| 13 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 14 | لَوِ | eğer (diye) |
|
| 15 | اسْتَطَعْنَا | gücümüz yetseydi |
|
| 16 | لَخَرَجْنَا | çıkardık |
|
| 17 | مَعَكُمْ | sizinle beraber |
|
| 18 | يُهْلِكُونَ | mahvediyorlar |
|
| 19 | أَنْفُسَهُمْ | kendilerini |
|
| 20 | وَاللَّهُ | ve Allah |
|
| 21 | يَعْلَمُ | biliyor |
|
| 22 | إِنَّهُمْ | onların |
|
| 23 | لَكَاذِبُونَ | yalancı olduklarını |
|
لَوْ كَانَ عَرَضاً قَر۪يباً وَسَفَراً قَاصِداً لَاتَّـبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُۜ
لَوْ cezmetmeyen şart harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ‘nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَرَضاً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. قَرٖيباً kelimesi عَرَضاً’in sıfatı olup fetha ile mansubdur. سَفَراً atıf harfi وَ ’la عَرَضاً’e matuftur. قَاصِداً kelimesi سَفَراً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
لَ harfi لَوْ ’in cevabının başında gelen rabıtadır.
اتَّـبَعُوكَ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنْ istidrak harfidir. لٰكِنّ ’den muhaffefedir. بَعُدَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. عَلَيْهِمُ car mecruru بَعُدَتْ fiiline mütealliktir. الشُّقَّةُ fail olup damme ile merfûdur.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstidrak; düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir. Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir. (Arapça Dilbilgisi, Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّـبَعُو fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
قَاصِداً kelimesi sülâsî mücerredi قصد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَر۪يباً kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiilin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. يَحْلِفُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru سَيَحْلِفُونَ fiiline mütealliktir.
لَوِ cezmetmeyen şart harfidir. اسْتَطَعْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur.
لَ harfi لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır.
خَرَجْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. مَعَ mekân zarfı خَرَجْنَا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ sözünün delaletiyle bu cümle, mekulü’l-kavl konumundadır.
اسْتَطَعْنَا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’al babındandır. Sülâsî طوع ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْۚ
Fiil cümlesidir. يُهْلِكُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُهْلِكُونَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi هلك’dır.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerred manasını ifade eder.
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ۟
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ mübteda olup damme ile merfûdur. یَعۡلَمُ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. اِنَّ ve masdar-ı müevvel يَعْلَمُ fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُمْ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.
كَاذِبُونَ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar.
2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.
Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir. Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
كَاذِبُونَ kelimesi sülâsî mücerredi كذب olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَوْ كَانَ عَرَضاً قَر۪يباً وَسَفَراً قَاصِداً لَاتَّـبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُۜ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. لَوۡ şartiyye, gayrı cazim şart edatıdır. Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmediğini bildiren bir edattır..
لَوْ harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Şart üslubundaki terkipte كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi كَانَ عَرَضاً قَر۪يباً وَسَفَراً قَاصِداً , şarttır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كان ‘nin takdiri ما olan ismi, mahzuftur.
وَسَفَراً , temasül nedeniyle nakıs fiil كَانَ ‘nin haberi olan عَرَضاً ‘a, atfedilmiştir. Kelimeler arasında muvazene sanatı vardır.
قَرٖيباً kelimesi عَرَضاً için, قَاصِداً ise سَفَراً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
قَاصِداً ism-i fail, قَرٖيباً mübalağalı ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
عَرَضاً قَر۪يباً , ahirete kalmadan hemen elde edilen dünya nimeti anlamındadır. Kevniyet alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
عَرَضاً “Sana arz edilen dünya menfaati” demektir. Ayet, “Çağrıldıkları şey kolayca elde edilecek bir ganimet olsaydı...” anlamındadır. سَفَراً قَاصِداً yani orta yollu, yakın bir sefer olsaydı. الشُّقَّةُ zor ve çetin mesafe demektir. (Zemahşeri, Keşşâf ’an Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
لَ karinesiyle gelen şartın cevap cümlesi olan لَاتَّـبَعُوكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
İstidrak harfi لٰكِنْ ’in dahil olduğu وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ cümlesi istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. İnşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında gelen cümle faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لٰكِنْ şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Bakara/12, c.1, s. 475)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِمُ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
قَر۪يباً - بَعُدَتْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
الشُّقَّةُ ‘nün mesafe bakımından uzak oldu anlamındaki بَعُدَ fiiline isnad edilmesi istiare sanatıdır. Meşakkatin onlara uzak gelmesi; meşakkat, istenmeyen maddi birşey yerine konarak, yapmaya hevesli olmadıkları anlamında kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
بَع۪يدٍ , mesafedeki genişlik demektir. Cinsindeki şiddeti ifade etmek için müstear kılınmıştır.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الشُّقَّةُ ; insana meşakkat veren uzun yol mesafesidir. Uzak mesafeyi Allah Teâlâ istiare yoluyla الشُّقَّةُ olarak isimlendirmiştir. Çünkü rahatlık nefse hoş gelir. Meşakkat ise istenmez. Yolun onlar için uzak olduğunu kastederek seninle birlikte çıkmadılar. Eğer yakın olsaydı çıkmak için ve ganimete talip olmak için acele ederlerdi. Allah yolunda cihada rağbet etmediler. Bu tabirde onları suçlama ve tahkir vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Yine hükümde ortaklık nedeniyle istînâfa atfedilen وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. İnşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümleye dahil olan istikbal harfi سَ , tekid ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikri tecrîd sanatıdır.
حلف fiili Kur’an-ı Kerim’de 13 yerde geçmiş ve hepsinde de bozulan yeminler için kullanılmıştır. Çoğunlukla bu ayette olduğu gibi münafıklara isnat edilmiştir. Her zaman yalan yere yemin anlamında kullanılmıştır. (Dr. Ayşe Abdurrahman bintu’ş Şâtî, İ’câzu’l Beyânî li’l Kur’an, s. 221)
سَ , harfi fiilin husule gelmesinde vaad ifade eder. Vaad veya vaîd ifade eden fiile dahil oluşu; fiilin kuvvetlenmesini, manasının gerçekleşmesini sağlar.
İbnu Bâşbâz; سوف kelimesi çoğunlukla, tehdid ve vaid ifade eden sözlerde, سَ de vaad ifade eden cümlelerde kullanılır. سوف bazan vaad ifade eden cümlelerde, سَ de vaid ifade eden cümlelerde bazan kullanılır, der. (Suyûtî, İtkân fi Ulumi’l-Kur’ân c.1 s.447)
س harfi ile dünyada gerçekleşecek olayları, سوف harfi ile ise, ahirette gerçekleşecek olayları ifade etmek için kullanıldığı belirtilmiştir. (Necmettin Çalışkan, Abdurrahman Hasan Habenneke El- Meydânî Ve Tefsîri)
Araz kelimesi, sana sunulan dünya menfaatleri anlamına gelir. Nitekim Arapçada, “Dünya, kendisinden iyinin ve kötünün yemiş olduğu hazır bir metadır, arazdır.” denir. Zeccâc şöyle demektedir: “Ayette, takdiri şöyle olan bir hazif bulunmaktadır: ‘Şayet kendisine davet olundukları şey orta bir sefer olsaydı.’ Böylece önce geçmiş olan ifade kendisine delalet ettiği için كَانَ fiilinin ismi hazfedilmiştir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْۚ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْۚ
Müstenefe olarak fasılla gelen cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Şart üslubundaki لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْۚ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْۚ terkibi, mukadder kasemin cevabıdır.
Mukadder kasem ve cevabından oluşan terkip, وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ sözünün delaletiyle, takdiri قائلين olan mahzuf fiilin mekulü’l-kavlidir.
Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.
Sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasındaki اسْتَطَعْنَا cümlesi, şarttır.
لَ karinesiyle gelen şartın cevap cümlesi خَرَجْنَا مَعَكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
İstînâfiyye olarak fasılla gelen يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْ cümlesi, سَيَحْلِفُونَ fiilinin failinden haldir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْۚ (Onlar, kendilerini helak ediyorlar.) Çünkü yalan yemin, nefsi helak etmektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
“Resulüm, bu sefere katılmayanlar, Sen seferden dönünce özür beyan edecek ve ‘Eğer imkânlarımız ve sağlığımız el verseydi, mutlaka sizinle beraber bu sefere çıkardık!’diye Allah Teâlâ'ya yemin edeceklerdir.” Bu ayet-i kerime, onların böyle yemin edeceklerini önceden haber vermekle mucize kabilindendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
Kasemin mahiyeti ve amacı “delâletler”dir, yani belirli manaları göstermektir. Kur’an’da kasemin asıl amacı tazim (yüceltme) değildir; ancak bazı kasemlerden bu mana anlaşılır. Yeminde, muksem bih’in (üzerine yemin edilenin) bulunması bile şart değildir, dolayısıyla muksem bih zikredilmeyince bir şeyler takdir etmek gerekmez ve yemini, mutlaka üzerine yemin edilen bir şeyin tazimi gözetiliyormuş gibi yorumlamak doğru olmaz. Yeminde asıl amaç, yemin edenin sözü pekiştirmesi, bir şeyi yapıp yapmamayı kendisine gerekli kılıcı bir azim ve kararlılık izhar etmesidir. (Meryem Okudan, Beyânu’l-Hakk Ve Kur’ân Yolu Tefsirlerinin Ulûmu’l-Kur’ân Açisindan Değerlendirilmesi)
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ۟
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil اللّٰهِ isminin müsnedün ileyh olarak zikredilmesi tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek, ikazı artırarak emre itaati kuvvetlendirmek ve onun yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ۟ cümlesi, haberdir. Cümlede müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye etmiştir.
Ayetteki muzari fiiller, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ cümlesi, يَعْلَمُ fiilinin iki mef’ûlu yerindedir.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü اِنَّ cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade cümlenin taşıdığı hükümdür. (Süyûtî, el-İtkan , İtkan, c. 2, s. 176)
لَكَاذِبُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder.(Halidî, Vakafat, s. 80)
واللَّهُ يَعْلَمُ إنَّهم لَكاذِبُونَ ; cümlesi haldir. Allah Teâlâ onların yalan söylediklerini bildiğinden bunu Resulü’ne bildirecek ve onların yalanları kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. Bilakis onlar, Allah adına yalan yere yemin etmeleri sebebiyle helaka uğrayacaklardır.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Allah Teâlâ, onların, muktedir olmadıkları iddiasında yalancı olduklarını, onların bu sefere çıkmaya muktedir oldukları halde mazeretsiz çıkmadıklarını biliyor. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)