قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۗ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنّ۪ٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ٤٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | (Allah) dedi ki |
|
| 2 | يَا نُوحُ | Nuh |
|
| 3 | إِنَّهُ | şüphesiz o |
|
| 4 | لَيْسَ | değildir |
|
| 5 | مِنْ | -den |
|
| 6 | أَهْلِكَ | senin ailen- |
|
| 7 | إِنَّهُ | elbette o |
|
| 8 | عَمَلٌ | bir iş yapmıştı |
|
| 9 | غَيْرُ | olmayan |
|
| 10 | صَالِحٍ | iyi |
|
| 11 | فَلَا |
|
|
| 12 | تَسْأَلْنِ | benden isteme |
|
| 13 | مَا | bir şeyi |
|
| 14 | لَيْسَ | olmayan |
|
| 15 | لَكَ | senin |
|
| 16 | بِهِ | hakkında |
|
| 17 | عِلْمٌ | bilgin |
|
| 18 | إِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 19 | أَعِظُكَ | seni sakındırıyorum |
|
| 20 | أَنْ |
|
|
| 21 | تَكُونَ | olmanı |
|
| 22 | مِنَ | -den |
|
| 23 | الْجَاهِلِينَ | bilgisizler- |
|
قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, يَا نُوحُ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. نُوحُ münadadır. Müfred alem olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur.
Nidanın cevabı اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَ ‘dir.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَيْسَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو 'dir. مِنْ اَهْلِكَ car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۗ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَمَلٌ kelimesi اِنَّ 'nin haberi olup damme ile merfûdur. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri, ذو عمل (amel sahibi) şeklindedir.
غَيْرُ kelimesi عَمَلٌ 'un sıfatı olup damme ile merfûdur. صَالِحٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
غَيْرُ edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن جاءك علم هذا فلا تسألني (Sana bunun bilgisi gelirse bana sorma) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَسْـَٔلْنِ sükun ile meczum muzari fiildir. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ ise mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
Müşterek ism-i mevsûl مَا ikinci mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَكَ car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. بِهٖ car mecruru عِلْمٌ ’in mahzuf haline mütealliktir. عِلْمٌ kelimesi لَيْسَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için gelmiş olup zaiddir. Olumlu cümlelerde ل harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا 'nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 142)
اِنّ۪ٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَعِظُكَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَعِظُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri انت ’dir. مِنَ الْجَاهِلٖينَ car mecruru تَكُونَ ’nun mahzuf haberine mütealik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الْجَاهِلٖينَ ; sülâsî mücerredi جهل olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا نُوحُ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber inkâri kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
اِنَّ ’nin haberi, nakıs fiil لَيْسَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcazı hazif sanatı vardır. لَيْسَ ’nin haberi mahzuftur. مِنْ اَهْلِكَ bu mahzuf habere mütealliktir.
Bu ayet, neseb yakınlığına değil, din yakınlığına bakılması gerektiğine delalet eder. Çünkü bu hadisede, Hz. Nuh ile oğlu arasındaki neseb yakınlığı, en kuvvetli biçimde tahakkuk etmişti. Fakat aralarında din yakınlığı olmadığı için Allah Teâlâ da “O katiyen senin ailenden değildir.” şeklindeki çok beliğ bir ifadeyle aralarında hiçbir yakınlık bulunmadığını söylemiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍۗ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilen sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberi olan عَمَلٌ kelimesinin, takdiri ذو olan muzâfı hazf edilmiştir. Muzafın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
عَمَلٌ için sıfat konumundaki غَيْرُ aynı zamanda صَالِحٍ ‘e muzâftır. صَالِحٍ ‘deki nekrelik, nev ve umum ifade eder.
Hz. Nuh’un oğlunun amele isnad edilmesi, mecaz-ı aklîdir.
Önceki ayetteki Rab isminden bu ayette gaib zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
Bu ayette tek kelimelik فاسد (kötü) kelimesinin yerine غَيْرُ صَالِحٍ salih (uygun ve iyi olmayan) ifadesinin seçilmesi, bir başka ifadeyle, “kötüdür” demek yerine “iyi değildir” demek Zemahşerî’ye göre Nuh’un (a.s) kötülük nitelemesinden beri tutulmasına, kurtulanların da peygambere akrabalıkları sebebiyle değil, iyilikleri sebebiyle kurtulmuş olduklarına işaret etmek içindir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl,II - 384)
Ayetin bu kısmı, oğlunun ehlinden olmadığının sebebini bildirir: Çünkü senin oğlun fasid bir amelin sahibidir. Ayetteki anlatımda “O salih olmayan bir ameldir.” denilmesi, daha etkin bir ifadedir. Sanki onun şahsı, amelin ta kendisi kılınmıştır. Cenab-ı Hakk’ın böyle bir talebi cehalet olarak nitelemesi, aslında daha önce beyan edilen “kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki ailen” ifadesinde buna bir delalet olması ve suale ihtiyaç bırakmamasıdır. Lakin evlat sevgisi Hz. Nuh’u bundan meşgul etmiş, durum kendisine netleşmemiştir. (Beyzâvî, Envârü’t -Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
“فاسد ” yerine “صَالِحٍ” kelimesinin tercih edilmesinin sebebi şu olabilir: Fâsidin sonucunda bazen salah gerçekleşir veya kurtulanların kurtuluşu, salâhları sebebiyle olmuştur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, إن جاءك علم هذا (Sana bu ilim geldiyse) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
تَسْـَٔلْنِ fiilinin mef’ûlü konumundaki mütekellim zamiri mahzuftur. Fiilin sonundaki vikaye nununun kesre ile gelmesi bu hazfin işaretidir. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayetin başındaki gaib zamirden تَسْـَٔلْنِ fiiliyle mütekellim zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
لَا تَسْـَٔلْنِ fiilinin ikinci mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ cümlesi, nakıs fiil لَيْسَ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكَ , nakıs fiil لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عِلْمٌ , muahhar ismidir.
عِلْمٌ ’daki nekrelik nev ve taklil ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işaret eder.
بِه۪ car-mecruru, عِلْمٌ ‘ün mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
عِلْمٌ - عَمَلٌ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetin sonunda zıddı zikredilen عِلْمٌ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Nuh (a.s) onun kurtarılmasını istemekten nehyedildi. Ve sanki şöyle buyuruldu: “Ey Nuh! Bunu anladıktan sonra artık doğru ve hikmete uygun olduğunu kesinlikle bilmediğin bir şeyi Benden isteme!” Yahut: “Benden, doğru olduğunu kesin bilmediğin bir şeyi isteme!” Yahut “Doğru olup olmadığını kesin bilmediğin bir şeyi Benden isteme!” Hangi mana olursa olsun, bu nehiy umumidir; bu istek de ona dahildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنّ۪ٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ
Ayetin son cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ cümlesi, اِنّ۪ٓ ‘nin haberidir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr, 1)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ cümlesi, masdar tevilinde, mef’ûlü lieclih konumunda, takdiri كراهة (Kerih görerek) olan mahzuf muzaf için muzafun ileyhtir.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْجَاهِل۪ينَ car mecruru nakıs fiil تَكُونَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
عِلْمٌۜ - الْجَاهِل۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
لَيْسَ - اِنّ۪ٓ - مِنَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Nuh (a.s) onun hakkında iyice düşünseydi ve hallerini araştırsaydı, onun mümin olmadığından ve ailesinden istisna edilenin o olduğundan şüphe etmeyecekti, işte bundan dolayı şöyle buyurulmuştur: “Cahillerden olmamanı sana öğütlerim.”(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)