قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَز۪يدُونَن۪ي غَيْرَ تَخْس۪يرٍ ٦٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | يَا قَوْمِ | kavmim |
|
| 3 | أَرَأَيْتُمْ | Ne dersiniz? |
|
| 4 | إِنْ | eğer |
|
| 5 | كُنْتُ | ben isem |
|
| 6 | عَلَىٰ | üzere |
|
| 7 | بَيِّنَةٍ | apaçık bir belge |
|
| 8 | مِنْ | -den |
|
| 9 | رَبِّي | Rabbim- |
|
| 10 | وَاتَانِي | ve O bana vermişse |
|
| 11 | مِنْهُ | kendinden |
|
| 12 | رَحْمَةً | bir rahmet |
|
| 13 | فَمَنْ | kim |
|
| 14 | يَنْصُرُنِي | bana yardım edebilir? |
|
| 15 | مِنَ | karşı |
|
| 16 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 17 | إِنْ | eğer |
|
| 18 | عَصَيْتُهُ | O’na isyan edersem |
|
| 19 | فَمَا | olmaz |
|
| 20 | تَزِيدُونَنِي | bana bir katkınız |
|
| 21 | غَيْرَ | başka |
|
| 22 | تَخْسِيرٍ | kaybımı artırmaktan |
|
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, يَا قَوْمِ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada olan قَوْمِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidaًnın cevabı اَرَاَيْتُمْ ’dur. Hemze istifham harfidir. رَاَيْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. Bilmek anlamında kalp fiilidir. اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ cümlesi, fiille mef’ûlü arasında meydana gelen itiraz cümlesidir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
تُ mütekellim zamiri كان ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. عَلٰى بَيِّنَةٍ car mecruru كُنْتُ ’nun mahzuf haberine mütealliktir. مِنْ رَبّ۪ي car mecruru بَيِّنَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabının öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتٰينٖي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki ن vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlün bih olup mahallen mansubdur. مِنْهُ car mecruru اٰتٰينٖي fiiline mütealliktir. رَحْمَةً ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن عصيت الله فمن ينصرني منه (Ben Allah’a isyan edersem beni O’ndan kim kurtarır?) şeklindedir.
İstifham ismi مَنْ mübteda olarak mahallen merfûdur. يَنْصُرُنٖي cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَنْصُرُنٖي damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamir ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ اللّٰهِ car mecruru يَنْصُرُنٖي fiiline mütealliktir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَصَيْتُهُ şart fiili olup sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتٰينٖي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَمَا تَز۪يدُونَن۪ي غَيْرَ تَخْس۪يرٍ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَزٖيدُونَنٖي fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki ikinci نِ vikayedir. Mütekellim zamir ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. غَيْرَ ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. تَخْسٖيرٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا قَوْمِ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Münada olan قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi, nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Muzafun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Kelimenin sonundaki kesra muzafun ileyhten ivazdır.
Nidanın cevabı olan … اَرَاَيْتُمْ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, tevbih ve kınama manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَرَاَيْتُمْ fiili, ilim manasında kullanılmıştır. Bu kullanımda, sebeb müsebbeb alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur.
اَرَاَيْتُمْ sözündeki fiil ister ‘görmek’, ister ‘bilmek’ manasında olsun, رَاَى fiilinin başına istifham hemzesi gelmiştir. Çünkü ilmen görmekte, kalple görülen şeyin neredeyse gözle görülür gibi zuhur ve inkişaf ettiği manası vardır. Burada soru rü’yetin üzerinde gerçekleştiği şeyin hakikati hakkındadır. بصائر 'in (idrakin) gördüğü şey, بصار 'ın (gözün) gördüğü şeye ilave olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.72)
اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي terkibi, اَرَاَيْتُمْ fiili ve mef’ûlü arasında, şart üslubunda gelmiş itiraziyedir.
Nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu şart cümlesi isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. عَلٰى بَيِّنَةٍ car-mecrurunun müteallakı olan كَانَ ’nin haberi, mahzuftur.
بَيِّنَةٍ ’deki nekrelik nev ve tazim ifade eder.
مِنْ رَبّ۪ي car-mecruru, عَلٰى بَيِّنَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبّ۪ي izafetinde, Hz. Salih’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması, Hz. Salih’e tazim ifade eder.
اَرَاَيْتُمْ fiilinin takdiri بَيِّنَة olan mef’ûlünün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Müteaddî fiilin mef’ûlünün hazfi; sadece fiilin failden sudûrunu gösterir. Dikkatin fiile yoğunlaşmasını sağlar.
وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً cümlesi, itiraz cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
مِنْهُ car-mecruru, mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْهُ car mecruru, önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
اٰتٰين۪ي fiilinin ikinci mef’ûlü olan رَحْمَةً ’deki nekrelik tazim ve kesret ifade eder.
Şartın takdiri فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ (O’na karşı geldiğim takdirde beni Allah’tan kim koruyabilir?) olan cevabı mahzuftur. Cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)
İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Bil ki Salih’in (a.s) اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَة [Ya ben apaçık bir mucize üzerinde isem…] sözü, şek ifade eden اِنْ harfiyle kurulan bir cümledir. Halbuki o, peygamberliği hususunda tam bir yakînî inanç üzerinde bulunuyordu. Ancak ne var ki muhalif kimselere bu şekilde söz söylemek, sözün kabul edilmesini daha iyi temin edebilir. Buna göre o sanki şöyle demek istemiştir: “Benim, Rabbimden olan bir delil üzere olduğumu ve nebi olduğumu farz ediniz. Ve düşününüz ki şayet ben size tâbi olur ve emirleri hususunda Rabbime isyan edersem, beni Allah'ın azabından kim kurtarabilir? Şu halde böyle yaparsam, siz benim ziyanımı artırmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız…” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ifade, her ne kadar şeklen bir istifham cümlesi ise de bu gibi ifadelerin maksadı, alabildiğine bir taaccüp manasını ifade etmektir. Ve bu tıpkı senin, “Gördün mü, falanca ne yapmış! Kendisini neye duçar kılmış!” demen gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Hud Suresi 28)
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي مِنْهُ رَحْمَةً [Salih de şöyle dedi: Ey kavmim! Söyler misiniz; ya ben Rabbimden bir beyyine (delil) üzerindeysem ve O, katından bana bir rahmet vermiş ise?] Bütün bunların Salih'e verildiği kesin iken şüphe ifadesinin kullanılması, muhatapların haline itibar etmek, onları kibirli mevkilerinden indirmek, tartışmanın sükunetini sağlamak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَرَاَيْتُمْ [Gördünüz mü?] şeklindeki soru kalp gözü ve anlayış kastedilerek “söyleyin bakalım” anlamındadır. İstifham sıygası dışında bir amaçla gelmiştir.
Salih’in (a.s), اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ [Ya ben apaçık bir mucize üzerinde isem…] cümlesi, şek ifade eden اِنْ harfiyle kurulan bir cümledir. Salih’in (a.s) اِنْ şart harfiyle hitap etmesi muhalif kimselere fikrini kabul ettirme çabasından kaynaklanıyor olabilir.
Ayette geçen بَيِّنَةٍ beyan ve basirettir. “Eğer Rabbimden bir beyyine üzere isem…” derken kullandığı اِنْ ifadesi, kendisinden şüphelendiği için olmayıp muhataplara bakan yönüyledir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Salih’in (a.s) kavmine olan cevabı olduğu için قالَ fiiline atfedilmemiştir. Daha önce de bir çok kere geçtiği gibi diyaloglar bu şekilde gelir. Cevaba nida ile başlamasının sebebi, söyleyeceği şeylerin önemine dikkat çekmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنْ edatı başlıca şu yerlerde kullanılır:
1) Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında اِنْ gelir.
2) Bilmezden gelinen durumlarda da اِنْ kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.
3) Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek اِنْ kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme.” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta اِنْ edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, إن عصيت الله (Ben Allah’a isyan edersem …) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham ismi مَنْ mübteda, müspet muzari fiil sıygasındaki يَنْصُرُن۪ي cümlesi, haberdir.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen alay, tevbih ve kınama amacı taşıyan cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِنْ عَصَيْتُهُ
Şart üslubundaki terkip, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Müspet mazi fiil sıygasındaki şart cümlesi اِنْ عَصَيْتُهُ , hudus, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Şartın, takdiri فَمَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ (Beni Allah’tan kim koruyabilir?) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
رَحْمَةً - يَنْصُرُنٖي kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فَمَا تَز۪يدُونَن۪ي غَيْرَ تَخْس۪يرٍ
Ayetin fasılasına dahil olan فَ istînâfiyyedir. Cümle menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede olumsuzluk harfi مَا ve غَيْرَ ile kasr oluşmuştur. İki tekit hükmündeki kasr fiille mef’ûlün muzafun ileyhi arasındadır. تَز۪يدُونَن۪ي maksur/sıfat, تَخْس۪يرٍ maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat, ale’l mevsûftur. Zarara uğratmaktan başka bana hiçbir katkınız olmaz, beni sadece ve sadece zarara uğratırsınız manasındadır.
Ikinci mef’ûl غَيْرَ ‘nın muzafun ileyhi olan تَخْس۪يرٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik kesret ve nev ifade eder. Olumsuz siyakda nekre, selbin umumuna işarettir.
Sâmerrâî bu ayette mübalağa ve çokluk ifade eden تَخْسٖيرٍ lafzının geçtiğini belirtmektedir. Zira o gerçekten peygamber ise ve Allah katından kendisine bir rahmet verildiyse ve sonra da O’na isyan ederse uğrayacağı zarar, kendilerine açık bir belge ve vahiy indirilmemiş kâfirlerinkinden çok daha büyük olacaktır. Dolayısıyla burada diğer ayetlerde zikredilen خْس۪يرٍ kelimesinden farklı olarak تَخْس۪يرٍ lafzının zikredilmesi uygun düşmüştür. Çünkü bildiği halde isyan edenin cezası, bilmeyen kişinin cezası gibi değildir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 3, s. 61-62)