Hûd Sûresi 81. Ayet

قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ  ٨١

Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 يَا لُوطُ Lut
3 إِنَّا şüphesiz biz
4 رُسُلُ elçileriyiz ر س ل
5 رَبِّكَ Rabbinin ر ب ب
6 لَنْ
7 يَصِلُوا ilişemeyecekler و ص ل
8 إِلَيْكَ sana
9 فَأَسْرِ yürü س ر ي
10 بِأَهْلِكَ ailenle birlikte ا ه ل
11 بِقِطْعٍ bir vaktinde ق ط ع
12 مِنَ
13 اللَّيْلِ gecenin ل ي ل
14 وَلَا ve
15 يَلْتَفِتْ geriye dönüp bakmasın ل ف ت
16 مِنْكُمْ sizden
17 أَحَدٌ hiç kimse ا ح د
18 إِلَّا ancak hariç
19 امْرَأَتَكَ hanımın م ر ا
20 إِنَّهُ şüphesiz
21 مُصِيبُهَا onun başına gelecektir ص و ب
22 مَا şeyler
23 أَصَابَهُمْ onların başına gelen ص و ب
24 إِنَّ şüphesiz
25 مَوْعِدَهُمُ onlara vaadedilen vakit و ع د
26 الصُّبْحُ sabahtır ص ب ح
27 أَلَيْسَ değil mi? ل ي س
28 الصُّبْحُ sabah ص ب ح
29 بِقَرِيبٍ yakın ق ر ب
 

Elçiler Hz. Lût’un iyice bunaldığını görünce kimliklerini açığa vurarak ona kavmini helâk etmek için geldiklerini bildirdiler. Bu arada bir mûcize olarak yüce Allah elçilere sarkıntılık etmek isteyenlerin gözlerini kör etti (Kamer 54/37); artık Lût’u da yanındakileri de göremez oldular. Lût’un aile fertleri dışında ona inanan kimse bulunmadığı için (Zâriyât 51/36) melekler Hz. Lût’un, karısı dışındaki aile fertlerini alıp gecenin bir vaktinde şehri terketmesini istediler. Karısı iman etmediğinden o da kâfirlerle birlikte yok olacaktı. Lût ilâhî emir uyarınca geceleyin ailesini alıp şehirden çıktı; tan yerinin ağarması azabın gelmekte olduğunu haber veriyordu. Nitekim güneş doğarken onları korkunç bir gürültü yakalamış, ardından şiddetli bir depremle şehir alt üst olmuş, üzerlerine taş yağmış, yok olup gitmişlerdir (Hicr 15/73-74). 

Lût kavminin başına gelen bu felâketin biçimi ve zamanı farklı âyetlerde bazı nüanslarla verilmiştir. Meselâ olay burada, sabahleyin tan yeri ağarırken ülkenin altının üstüne çevrilerek üzerlerine taş yağdırılması şeklinde anlatılmıştır; Hicr sûresinde ise (73-74) ortalık aydınlanırken onları korkunç bir sesin yakaladığı, ardından da ülkenin altının üstüne çevrilerek üzerlerine taş yağdırıldığı bildirilmiştir. Bu âyetleri dikkate alan bazı müfessirler olayın tan yeri ağarırken başlayıp güneş doğarken sona erdiğini söylemişlerdir (bk. Reşîd Rızâ, XII, 136). 

 

Böylece Lût kavmi inançsızlık ve ahlâksızlığının cezasını çekerek tarih sahnesinden silinip gitmiştir. 83. âyetin son cümlesi Lût kavminin yaşadığı inançsızlık ve ahlâksızlığı yaşayan kimselerin başına bu tür felâketlerin gelebileceğine işaret etmektedir. 

Kaynak :Kuran Yolu Tefsiri

 
لفت Lefete : لَفَتَ fiili bir kişiyi bir işten alıkoyarak döndürmek demektir. Aynı kökten gelen إلْتَفَتَ fiili de yöneldiği hedeften saptı manasında kullanılır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de sadece 3 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri iltifat ve mültefittir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ 

 

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  يَا لُوطُ ’dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يَا  nida harfidir.  لُوطُ  münadadır. Müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. Nidanın cevabı  اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ ’dır.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. رُسُلُ  kelimesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّكَ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

يَصِلُٓوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْكَ  car mecruru  يَصِلُٓوا  fiiline mütealliktir. 

فَ  harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir. اَسْرِ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. بِاَهْلِكَ  car mecruru اَسْرِ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِقِطْعٍ  car mecruru اَسْرِ  fiiline mütealliktir. مِنَ الَّيْلِ  car mecruru  بِقِطْعٍ  mahzuf sıfatına mütealliktir. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَسْرِ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil İf’al babındandır.  Sülâsîsi  سرى ’dir.

İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  يَلْتَفِتْ   sükun ile meczum muzari fiilidir. مِنْكُمْ  car mecruru  يَلْتَفِتْ  fiiline mütealliktir.  اَحَدٌ  fail olup damme ile merfûdur.

اِلَّا  istisna edatıdır. امْرَاَتَكَ  müstesna olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَلْتَفِتْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  لفت ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُ  şan zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

مُص۪يبُ  mukaddem haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsul  مَٓا  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَصَابَهُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

اَصَابَهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

مَوْعِدَهُمُ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الصُّبْحُ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

Hemze istifham harfidir.  لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

الصُّبْحُ  kelimesi  لَيْسَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. بِ  harf-i ceri zaiddir.  قَر۪يبٍ  lafzen mecrur,  لَيْسَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. 

لَيْس  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri)  كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَصَابَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

مُص۪يبُهَا  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَر۪يبٍ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا لُوطُ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim, Hz. Lut’a gelen meleklerdir.

Nidanın cevabı olan  اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ‘nin haberi olan  رُسُلُ رَبِّكَ , izafet formunda gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir.

Bu izafette Rab ismine muzâf olan  رُسُلُ  ve muzâfun ileyh olan  كَ  zamirinin aid olduğu Hz. Lut  şan ve şeref kazanmıştır.

İstînâfiyye olarak fasılla gelen  لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ  cümlesinin fasıl sebebi, kemâl-i ittisâldir.

Nidanın cevabı için tefsiriyye olan cümle, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi  لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.


  فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ 

 

Cümle, takdiri  تنبّه  (Dikkat et!)  olan mukadder istinafa  فَ  ile atfedilmiştir.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

بِاَهْلِكَ  ve  بِقِطْعٍ  car-mecrurları  اَسْرِ  fiiline, مِنَ الَّيْلِ  car-mecruru ise  بِقِطْعٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

بِقِطْعٍ ‘deki nekrelik, muayyen olmayan nev ifade eder.

بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ  (Gecenin bir parçası) ibaresinde istiare sanatı vardır. Gece, bölünebilir maddi bir şeye benzetilmiştir.

Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan  وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

اِلَّا , istisna edatı, امْرَاَتَكَ , müstesnadır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْكُمْ  car mecruru,  ihtimam için faile takdim edilmiştir.

Cümlede istisna ile ‘medhe benzeyen şeyle zemmi tekit’ sanatı oluşmuştur. 

لَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ  buyurulması, Lut (a.s) ile birlikte olanları geriye dönmekten nehyetmek içindir. التفات, insanın arkasına dönüp bakmasıdır. Görünen odur ki bundan maksat şudur: Onların, memleketlerinde malları, mülkleri, kumaşları ve dostları vardı. İşte bundan dolayı melekler onlara, vakti gelince çıkmalarını, bütün bu şeyleri terk edip kesinlikle onlara dönüp bakmamalarını emretmişlerdir. Bundan maksat ise onların kalplerinin o şeylerle olan ilgisini kesmek idi. Bu kelime ile “yüz çevirip gitme” manası da kastedilmiş olabilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ 

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

İstisnanın sebebinin açıklandığı cümle  اِنَّ  ile tekid edilen sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

اِنَّ ‘ye bitişen zamir şan zamiridir. Olayın önemine işaret etmiştir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin haberi olan  مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  مُص۪يبُهَا, mukaddem haber, müşterek ism-i mevsûl  مَٓا , muahhar mübtedadır. 

Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  olan مَٓا ‘ nın sılası olan اَصَابَهُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin izafetle gelmesi veciz ifade kastına matuftur.

مُص۪يبُهَا - اَصَابَهُمْ  arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede istiare sanatı vardır. İsabet etme manasındaki  اَصَابَ  fiilinin isnad edildiği başlarına gelecek felaket, hedefine ulaşan bir oka benzetilmiştir. Bu mübalağalı üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Hz. Lut’un karısına  امْرَاَتَ  denmesinin sebebi kocasıyla inanç birliği içinde olmamasıdır.

Ayette Hz. Lut’un karısından  امْرَاَتَ  şeklinde bahsedilmesinin sebebi kocasıyla inanç birliği içinde olmamasıdır.

İlgili ayetler incelendiğinde Kur’an’da zevc kelimesinin şu durumlarda kullanıldığı görülür: Sadakat, Allah’ın dinine inanmada birlik, Üreme imkânı bulunmak, Nikâhlı olmak.   

امْرَاَ  kelimesi  زوج  için sayılan unsurların zıddı bir durum meydana geldiği takdirde veya tamamen ortadan kalktığı hallerde kullanılmaktadır: İhanet (aldatma), Allah’ın dînine fiilî olarak aleyhtarlık,  Üreme imkânının bulunmaması (kısırlık, iktidarsızlık, yaşlılıktan ötürü kadının doğurganlık çağının geçmesi veya erkeğin kuvvetten düşmesi), Vefat veya diğer gerekçelerle nikâhın son bulması ile dulluktur. (İsmail Sökmen, Kur’an’da geçen zevc ve imrae kelimeleri üzerine)  


اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّ ’nin ismi veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir.  اِنَّ ’ nin haberi olan  الصُّبْحُ ‘nun marife gelmesi, biliniyor olmasına işarettir.

الصُّبْحُۜ - الَّيْلِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

اَصَابَ - الصُّبْحُ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ “tehdit edildikleri şey sabahtır.” ifadesi ile sabah vuku bulacak olay kastedilmektedir. Sabah ve tehdit arasında zamaniyye alakasına dayalı mecaz-ı mürsel bulunmaktadır. Çünkü tehdit edilen azabın meydana gelme zamanı sabahtır. Burada zaman zikredilmiş ve azap kastedilmiştir.

Müsned, iki durumda marife olur. 1. Muhatap, müsned ve müsnedün ileyhden birini biliyor, diğerini bilmiyordur. Bildiği müsnedün ileyh, bilmediği müsned olur. 2. Muhatap ikisini de biliyordur ama siyâk, birinin takdimini gerektiriyordur. Mütekellim muhatabın bildiği şeyi ya da siyâkın gerektirdiği şeyi takdim ederek müsnedün ileyh yapar. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ

 

Ayetin son cümlesi, istînâfiyye veya itiraziyyedir. İstifham üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Hemze takrîri istifham harfidir. 

Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İstifham üslubunda olmasına rağmen cümle vaz edildiği soru anlamından çıkarak takrir ve tehdit anlamı kazandığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Nakıs fiil  لَيْسَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde,  الصُّبْحُ  nakıs fiil  لَيْسَ ‘nin ismidir. لَيْسَ ’ nin haberine dahil olan  بِ , tekit ifade eden zaid harftir.

Son cümlede zamir makamında sabahın zahir olarak zikredilmesi, başlarına gelecek azabın o vakitte olacağına dikkat çekmek için yapılmış iltifat ve itnâb sanatıdır.  الصُّبْحُ  tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

بِقَر۪يبٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

 الصُّبْحُۜ - اَلَيْسَ الصُّبْحُ  kelimeleri arasında ise tıbâk- ı selb sanatı vardır.

اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ  cümlesi, mezkur illetin tekidi mahiyetindedir. Zira sabahın pek yakın olması, azap yerinden uzaklaşmak için geceleyin süratli yürümeyi gerektirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr) 

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  ي - بٍ ve  ي - دٍ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)