Hûd Sûresi 88. Ayet

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقاً حَسَناًۜ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ  ٨٨

Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 يَا قَوْمِ kavmim ق و م
3 أَرَأَيْتُمْ söyleyin bakalım ر ا ي
4 إِنْ eğer
5 كُنْتُ ben isem ك و ن
6 عَلَىٰ üzere
7 بَيِّنَةٍ açık bir belge ب ي ن
8 مِنْ -den
9 رَبِّي Rabbim- ر ب ب
10 وَرَزَقَنِي ve beni rızıklandırmışsa ر ز ق
11 مِنْهُ kendi katından
12 رِزْقًا bir rızıkla ر ز ق
13 حَسَنًا güzel ح س ن
14 وَمَا ve
15 أُرِيدُ istemiyorum ر و د
16 أَنْ
17 أُخَالِفَكُمْ size aykırı hareket etmek خ ل ف
18 إِلَىٰ
19 مَا şeylerde
20 أَنْهَاكُمْ sizi menettiğim ن ه ي
21 عَنْهُ ondan
22 إِنْ
23 أُرِيدُ istiyorum ر و د
24 إِلَّا ancak
25 الْإِصْلَاحَ ıslah etmek ص ل ح
26 مَا
27 اسْتَطَعْتُ gücümün yettiğince ط و ع
28 وَمَا ve yoktur
29 تَوْفِيقِي bir başarım و ف ق
30 إِلَّا başka
31 بِاللَّهِ Allah’ın (verdiğinden)
32 عَلَيْهِ O’na
33 تَوَكَّلْتُ güvendim و ك ل
34 وَإِلَيْهِ ve O’na
35 أُنِيبُ gönülden yönelirim ن و ب
 
Buna benzer âyetler (17, 28, 63) daha önce Hz. Muhammed ve diğer peygamberlerle ilgili olarak geçmişti. Görüldüğü üzere diğer peygamberler gibi Hz. Şuayb da insanları çağırdığı tevhid inancı ve ahlâk ilkeleri konusunda kendisinin aklî ve naklî delillere sahip olduğunu açıkladı; kavminin meseleyi bir de bu açıdan değerlendirmesini istedi. Allah tarafından kendisine verilen güzel rızıktan maksat maddî ihtiyaçlarını karşılayacağı helâl mal olabileceği gibi yüce ve mânevî bir makam olan peygamberlik görevi de olabilir; her ikisini birlikte kastetmiş olması da mümkündür.
 Şuayb “Başarmam Allah’ın yardımına bağlıdır” ifadesiyle getirmiş olduğu mesajı halkına kabul ettirebilmek için maddî ve mânevî imkânlarını kullanarak bütün gücüyle onu tebliğ etmeye çalıştıktan sonra, başarının Allah’ın iradesinin de aynı yönde tecelli etmesine bağlı olduğunu, kendisinin de O’na dayanıp güvendiğini vurgulamıştır. Görüldüğü gibi Allah’a dayanıp güvenme yani “tevekkül” uyuşukluk ve hareketsizliğin bir mazereti değil, bütün güçlüklere rağmen başarıya ulaştıracağına inanılan Allah’a samimi güven ve bu güvenin verdiği tükenmez ümidin iman halini alışıdır (Allah’a tevekkül hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/159).
 Şuayb bu ifadeleriyle –aynı zamanda– mürşid-i kâmilde bulunması gereken vasıfları da özetlemiş bulunmaktadır; bunlar: a) Mürşidin her şeyden önce bir delile yani Allah’tan gönderilmiş bir kitaba dayanması, b) İnsanlara söylediklerini öncelikle kendi nefsinde yaşaması, c) Başkalarına ettiği nasihatlere kendisi aykırı davranmaması, d) Sözü ile özü, kalbi ile ameli birbirine uyması, e) Islahatçı, yapıcı ve düzeltici olması; iyiliğin hâkim olması için elinden geldiğince çaba göstermesi, f) Başarının yalnız Allah’tan geldiğine inanması, sadece O’na güven 89-90. Hz. Şuayb, âyette adları geçen kavimlerin peygamberlerine karşı takındıkları düşmanca tavır sebebiyle başlarına gelen felâketlerin bir benzerinin kendi kavminin başına gelmesinden endişe ettiği için onları uyardı. Ayrıca Medyen şehri ile Lût kavminin yaşadığı Sodom ve Gomore şehirlerinin coğrafî olarak birbirine çok yakın olduğunu da hatırlattı.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 194
 

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقاً حَسَناًۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli,  يَا قَوْمِ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يَا  nida harfidir. Münada olan  قَوْمِ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı   اَرَاَيْتُمْ ’dur. Hemze istifham harfidir.  رَاَيْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ  cümlesi, fiille mef’ûlu arasında meydana gelen itiraz cümlesidir. 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. 

تُ  mütekellim zamiri  كُنْتُ ’nün ismi olarak mahallen merfûdur. عَلٰى بَيِّنَةٍ  car mecruru  كُنْتُ ’nun mahzuf haberine mütealliktir. مِنْ رَبّ۪ي  car mecruru  بَيِّنَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabının öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رَزَقَن۪ي  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  نِ  vikayedir  Mütekellim zamir  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْهُ  car mecruru  رَزَقَن۪ي  fiiline mütealliktir.  رِزْقاً  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.  حَسَناً  kelimesi  رِزْقاً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-i (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ulü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

اُخَالِفَكُمْ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  اِلٰى  harf-i ceriyle  اُخَالِفَكُمْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اَنْهٰيكُمْ عَنْهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اَنْهٰيكُمْ  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنْهُ  car mecruru  اَنْهٰيكُمْ  fiiline mütealliktir. 

اُر۪يدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اُخَالِفَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi خلف ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ 

 

Fiil cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. اِلَّا  hasr edatıdır.  الْاِصْلَاحَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

مَا  ve masdar-ı müevvel  اُر۪يدُ  fiiline mütealliktir.  

اسْتَطَعْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen mansubdur.   

اسْتَطَعْتُ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’al babındandır. Sülâsî fiili  طوع ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَوْف۪يق۪ٓي  mübteda olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  بِاللّٰهِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.


عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ

 

Fiil cümlesidir. عَلَيْهِ  car mecruru  تَوَكَّلْتُ  fiiline mütealliktir.  تَوَكَّلْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. 

وَ  atıf harfidir.  اِلَيْهِ  car mecruru  اُن۪يبُ  fiiline mütealliktir.  اُن۪يبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir.

تَوَكَّلْتُ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  وكل ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اُن۪يبُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نوب ‘dir.

 

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقاً حَسَناًۜ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا قَوْمِ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.

Münada olan  قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi, nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Kelimenin sonundaki kesre, mahzuf zamirden ivazdır. Muzafun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Nidanın cevabı olan  اَرَاَيْتُمْ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Iki mef’ûle müteaaddi olan  اَرَاَيْتُمْ  fiilinin takdiri  بَيِّنَة (Beyyine) olan ikinci mef’ûlünün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen takrir ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

اَرَاَيْتُمْ  fiili, ilim manasında kullanılmıştır. Bu kullanımda, sebeb müsebbeb alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Akli ve görünmez olan bir bir durum, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur.

اَرَاَيْتُمْ  sözündeki fiil ister ‘görmek’, ister ‘bilmek’ manasında olsun,  رَاَى  fiilinin başına istifham hemzesi gelmiştir. Çünkü ilmen görmekte, kalple görülen şeyin neredeyse gözle görülür gibi zuhur ve inkişaf ettiği manası vardır. Burada soru rü’yetin üzerinde gerçekleştiği şeyin hakikati hakkındadır. بصائر 'in (idrakin) gördüğü şey, بصار 'ın (gözün) gördüğü şeye ilave olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.72)

اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي  terkibi, şart üslubunda gelmiş, nidanın cevabıyla ona atfedilen cümle arasında itiraziyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı babındandır. 

Nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu isim cümlesi sübut ve istimrar ifade eden şart cümlesidir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  عَلٰى بَيِّنَةٍ ’in müteallakı olan  كَانَ ’nin haberi mahzuftur. 

بَيِّنَةٍ ’deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.

Veciz ifade kastına matuf  رَبّ۪ي  izafetinde, Hz. Şuayb’a ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması ona, tazim ifade eder. Hz. Şuayb’ın müşriklere hitabında Rab ismini zikretmesinde Allahın rububiyet vasfını vurgulamak amacı vardır.

عَلٰى بَيِّنَةٍ  ifadesindeki istila manası taşıyan عَلَيْ  harfinde istiare vardır.  Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Hz. Şuayb, beyyineleri kaplamış gibi ifade edilmiştir. Sanki beyyinenin üzerine binmiş, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

البَيِّنَةُ  kelimesinden muradın Kur’ân olması caizdir.  عَلى  harfi mülazemet alakasıyla mecazı mürsel olarak kullanılmıştır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. 

Müspet mazi fiil sıygasındaki  وَرَزَقَن۪ي مِنْهُ رِزْقاً حَسَناً  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ la şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْهُ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir. 

حَسَناً ‘le sıfatlanan mef’ûl  رِزْقاً ’daki nekrelik mübalağa ve tazime, rızkın güzelliğinin tarif edilemeyecek derecede olduğuna işaret etmektedir.

حَسَناً  kelimesi,  رِزْقاً  için sıfattır. Sıfat, tâbi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

رِزْقاً - رَزَقَن۪ي  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Mevsûl olan  مَا  ve nefy harfi olan  مَٓا  arasında tam cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مِنْهُ ’deki zamir Allah'a aittir yani kendi katından ve elde etmek için çalışıp çabalamadan yardımı ile vermesinden demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Şartın cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)

İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

اِنْ  edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 

1) Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında  اِنْ  gelir.

2) Bilmezden gelinen durumlarda da  اِنْ  kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.

3) Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek  اِنْ  kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir.  إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ  “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme.” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta  اِنْ  edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)


 وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُۜ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘ la nidanın cevabı olan  اَرَاَيْتُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَٓا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُ  cümlesi, masdar tevilinde,  اُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  harf-i cerle  اُخَالِفَكُمْ  fiiline mütealliktir. Sılası olan   اَنْهٰيكُمْ عَنْهُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.


اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ 

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Muzari fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelam olan cümle kasr üslubuyla tekit edilmiştir. Nefy manasındaki  اِنْ  ve  اِلَّا ’nın oluşturduğu iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûlü arasındadır.  اُر۪يدُ  maksûr/sıfat,  الْاِصْلَاحَ  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. 

Yani fail  başka fiiller vardır. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. O mef'ûlde vaki olanDersleri Meânî İlmi) 

اُر۪يدُ  fiiline müteallık zaman zarfı konumundaki masdar harfi  مَا ’nın sılası olan  اسْتَطَعْتُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

مَا اسْتَطَعْتُ  cümlesi zarftır; yani düzeltmeye gücüm yettiği ve imkânım olduğu sürece, bu konuda hiçbir çabayı esirgemeyeceğim. Veya ıslah kelimesinden bedeldir yani gücümün yettiği kadar. Ayrıca burada mahzuf ve mukadder bir muzâf da olabilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

اُر۪يدُ - مَٓا اُر۪يدُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

 وَمَا تَوْف۪يق۪ٓي اِلَّا بِاللّٰهِۜ 

 

Cümle  atıf harfi  وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. بِاللّٰهِۜ car-mecruru mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedün ileyh olan  تَوْف۪يق۪ٓي , izafet formunda gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir.

تَوْف۪يق۪ٓي , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Nefy harfi  مَا  ve istisna edatı  إِلَّا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasında, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. تَوْف۪يق۪ٓي  maksûr/mevsûf   بِاللّٰهِۜ car-mecrurunun müteallakı olan haber  maksûrun aleyh/sıfat olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. 


عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ

 

Şuayb’ın (a.s) sözlerinin devamı olarak istînâfiyyedir. Fasılla gelmiş cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisaldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  عَلَيْهِ  car mecruru, ihtimam ve tahsis için, amili olan  تَوَكَّلْتُ ‘ye takdim edilmiştir.

Car-mecrurun takdimi kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, fiille mütealliki arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. عَلَيْهِ , maksurun aleyh/mevsûf, تَوَكَّلْتُ  maksûr/sıfat olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. 

Aynı üslupta gelen اِلَيْهِ اُن۪يبُ  cümlesi makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. 

Atıfla gelen son iki cümlede car-mecrurların takdimi ihtisas ifade eder. Tevekkül etmeyi ve dönüşü O’na hasretmiştir. Her iki cümle de kasr-ı sıfat alel mevsuf ve hakiki kasırdır. Takdim edilen, maksûrun aleyhtir.

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تَوَكَّلْتُ - اُن۪يبُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Arka arkaya 4 kasır cümlesi gelmiştir. İlki  اِنْ  ve اِلَّا  ile kurulmuş kasr-ı mevsuf ale’s-sıfattır. Diğer üç kasr cümlesinin birincisinde nefy harfi  مَا  ve اِلَّا  istisna edatıyla (اِلَّا  ve  مَا), ikinci  عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ  ve üçüncü  وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ  cümlelerinde ise müteallakın fiile takdim edilmesiyle kasr yapılmıştır. Her üç örnekte de sıfat mevsufa kasredilmiştir.

Bu cümleler; تَوْف۪يق۪ٓي  , توكلي و أنابتي مقصور علي الله  takdirindedir. Yani muvaffakiyet, tevekkül ve inâbe kavramları maksûr, Allah lafzı ise maksûrun aleyhtir. Bu özellikler gerçek manada sadece Allah’a tahsis edildiği için buradaki kasr, kasr-ı hakikidir.

[Başarım tamamen Allah’a bağlıdır.] Yani yaptığım yapmadığım her şeyde başarıyla gerçeği bulmam ve işimin Allah rızasına uygun olması tamamen O’nun yardım ve desteğiyledir. Hz. Şuayb işlerini Rabbinin iradesine uygun yapması için O’ndan muvaffakiyet dilemekte; kendisini desteklemesini ve düşmanına karşı üstün getirmesini istemektedir. Bu ifade zımnen, kâfirlere yönelik bir tehdit ve onların kendisine yönelik ümitlerini kestirme anlamına gelmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Beyzâvî, Şuayb’ın (a.s) Allah’tan aldığı mesajı eksiksiz olarak halkına tebliğ ettikten sonra yukarıda sarf ettiği sözlerini izah ederken bu ifadelerin kasr ifade ettiğini söyler ve şu izahları yapar: “Başarmam ancak Allah’ın hidayeti ve yardımı iledir. Sadece O’na tevekkül edip işimi O’na havale ettim. Çünkü her şeye gücü yeten O’dur. O’nun dışındakiler aciz, hatta yok hükmündedirler. Dönüşüm de sadece Allaha’dır.” Bu ifadelerde katıksız tevhid inancı, ahireti bilme, bütün işlerde başarıyı Allah’ın yardımına bağlama, her şeyiyle O’na yönelme, kâfirlerin ümitlerini tamamen kesme, onların düşmanlıklarına aldırış etmeme ve onları ceza için Allah’a dönecekleri şeklinde tehdit etme anlamları bulunmaktadır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

Şuayb’ın (a.s), “Yalnız O'na yönelirim.” sözüne gelince bu da meâd (ahiret) bilgisine bir işaret olup hasr ifade eder. Çünkü bu söz, insanların Allah'tan başka dönecekleri, başvuracakları bir merci olmadığına delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)