Hûd Sûresi 92. Ayet

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِياًّۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ  ٩٢

Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Benim kabilem sizce Allah’tan daha itibarlı mı ki, O’na sırt çevirdiniz. Şüphesiz Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 يَا قَوْمِ kavmim ق و م
3 أَرَهْطِي yakın çevrem ر ه ط
4 أَعَزُّ daha mı üstündür ع ز ز
5 عَلَيْكُمْ sizce
6 مِنَ -tan
7 اللَّهِ Allah-
8 وَاتَّخَذْتُمُوهُ onu bıraktınız ا خ ذ
9 وَرَاءَكُمْ arkanızda و ر ي
10 ظِهْرِيًّا sırt dönerek ظ ه ر
11 إِنَّ şüphesiz
12 رَبِّي Rabbim ر ب ب
13 بِمَا şeyleri
14 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız ع م ل
15 مُحِيطٌ kuşatmıştır ح و ط
 
Hz. Şuayb, kabilesinin güç ve kuvvetine değil, hiç kimsenin karşı koyamayacağı bir güce sahip olan Allah’a dayanıp güvendiğine işaret etti; Allah, bilgisi ve gücüyle her şeyi kuşattığı halde topluluğun Allah’tan korkmayıp kabilesinin hatırı için kendisine dokunmamasını kınadı. Oysa asıl korkulması gereken Allah’ın kuşatıcı gücüydü; nitekim O, Medyenliler’den önce bir kısmı tarih ve coğrafya olarak onlara yakın bulunan birçok topluluğu günahları yüzünden cezalandırıp yok etmişti.
 

 

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l kavli,  يَا قَوْمِ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

يَا  nida harfidir. Münada olan  قَوْمِ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  اَرَهْطٖٓي ’dur.

Hemze istifham harfidir. رَهْطٖٓي  mübteda olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَعَزُّ  haber olup, damme ile merfûdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru  اَعَزُّ ’ya mütealliktir. مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  اَعَزُّ ’ye mütealliktir. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَعَزُّ  kelimesi ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


  وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِياًّۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  haliyyedir. اتَّخَذْتُمُو  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

وَرَٓاءَكُمْ  mekân zarfı  اتَّخَذْتُمُوهُ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ظِهْرِياًّ  kelimesi  اتَّخَذْتُمُوهُ  fiilinin ikinci mef’ûlü olup fetha ile mansubdur.

Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir و  harfi getirilir.  اتَّخَذْتُمُوهُ  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vav-ı işbâ edatı denir.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesidir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اتَّخَذْتُمُو  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

رَبّٖي  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَا  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  مُحٖيطٌ ’e mütealliktir.

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و 'ı fail olarak mahallen merfûdur. مُحٖيطٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

مُحٖيطٌ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbigisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِياًّۜ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)  

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا قَوْمِ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır. Şuayb (a.s) ‘ın kavmine hitabında nidanın tekrarı ihtimama ve konunun önemine binaendir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l acüz ale’s sadr sanatları vardır.

Münada olan  قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi, nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Kelimenin sonundaki kesra, muzafun ileyhten ivazdır. Mütekellim zamirinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Nidanın cevabı olan  اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp, takrir ve kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade eden cümlede müsnedün ileyh olan رَهْط۪ٓي  izafeti az sözle çok anlam ifade kastına matuftur. Bu izafette Hz.Şuayb’a aid zamire muzaf olan رَهْط۪ٓ , şeref kazanmıştır.

Müsned olan  اَعَزُّ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

عَلَيْكُمْ  ve  مِنَ اللّٰهِ  car-mecrurları  اَعَزُّ ‘ya mütealliktir. 

وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِياًّ  cümlesi ,  قَدْ  takdiriyle haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. اتَّخَذْتُمُوهُ  fiilindeki  و , işbâ harfidir..

ظِهْرِياًّ , mef’ûlün müekket halidir. Mef’ûlün manasını tekit eden ıtnâb sanatıdır.

ظِهْرِياًّۜ - وَرَٓاءَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

اَعَزُّ - ظِهْرِياًّ  arasında îhâm-ı tezâd sanatı vardır. 

وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِياًّ  [Onu arkanıza attınız.]  ifadesinde istiare-i temsiliyye vardır. Allah’ın emri arkaya atılan ve kendisine değer verilmeyen bir şeye benzetilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ

 

Ayetin son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Şuayb (a.s) ‘ın sözlerine dahildir.

اِنَّ ’nin isminin izafetle gelmesi veciz ifade kastına matuftur.

Veciz ifade kastına matuf  رَبّ۪ٓي  izafetinde Hz. Şuayb’a aid zamirin Rab ismine muzaf olmasıyla Hz.Şuayb şan ve şeref kazanmıştır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl olan  مَا , başındaki  بِ  harf-i ceriyle birlikte  مُح۪يطٌ۟ ’e mütealliktir. Sılası olan  تَعْمَلُونَ , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  بِمَا تَعْمَلُونَ  car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan  مُح۪يطٌ۟ ’a takdim edilmiştir.

Müsned olan  مُح۪يطٌ , sülasi mezid  افعال  babının ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)  

Bu sözden maksat bu yapılanların karşılığını sevap ve ceza olarak vereceğini bildirmektir. Bu yüzden lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. ‘Kuşatıcıdır’ ifadesi lâzım, 'cezalandırıcıdır’ manası melzûmudur. 

Ayrıca ifadede bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. 

بِمَا تَعْمَلُونَ  [amellerinizi] sözünde car mecrur, haber olan  مُح۪يطٌ  kelimesine takdim edilmiştir. Çünkü kelam onların amelleri hakkındadır ki amellerinden pek çoğu daha önce zikredilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 1, s. 320)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)