Yusuf Sûresi 40. Ayet

مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ  ٤٠

“Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilâhlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مَا
2 تَعْبُدُونَ siz tapmıyorsunuz ع ب د
3 مِنْ
4 دُونِهِ o’nu bırakıp د و ن
5 إِلَّا başkasına
6 أَسْمَاءً (boş) isimlerden س م و
7 سَمَّيْتُمُوهَا isimlendirdiği س م و
8 أَنْتُمْ sizin
9 وَابَاؤُكُمْ ve atalarınızın ا ب و
10 مَا
11 أَنْزَلَ indirmemiştir ن ز ل
12 اللَّهُ Allah
13 بِهَا onlar hakkında
14 مِنْ hiçbir
15 سُلْطَانٍ delil س ل ط
16 إِنِ yoktur
17 الْحُكْمُ (hiçbir) Hüküm ح ك م
18 إِلَّا dışında
19 لِلَّهِ Allah’ın
20 أَمَرَ O emretmiştir ا م ر
21 أَلَّا
22 تَعْبُدُوا tapmamanızı ع ب د
23 إِلَّا başkasına
24 إِيَّاهُ kendisinden
25 ذَٰلِكَ işte budur
26 الدِّينُ din د ي ن
27 الْقَيِّمُ doğru ق و م
28 وَلَٰكِنَّ ama
29 أَكْثَرَ çoğu ك ث ر
30 النَّاسِ insanların ن و س
31 لَا
32 يَعْلَمُونَ bilmezler ع ل م
 
Rivayete göre o dönemde Mısırlılar’ın otuz dolayında tanrıları vardı; bunlar farklı tabiat kuvvetlerini veya bazı yıldızları temsil ediyorlardı (İbn Âşûr, XII, 276). Bu âyetlerde Hz. Yûsuf, aklî deliller getirerek muhataplarına gerçek ve tek Allah’a inanmayı telkin etmektedir. Ayrıca arkadaşlarının rüyalarını yorumlayarak birinin daha önce olduğu gibi efendisinin hizmetine gireceğini ve ona şarap sunacağını; diğerinin ise asılacağını, kafasını kuşların didikleyeceğini söylemiştir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 233-234
 

مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ 

 

Fiil cümlesidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْبُدُونَ  fiili  ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  مِنْ دُونِه۪ٓ  car mecruru  اَسْمَٓاءً ’in mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِلَّٓا  hasr edatıdır.  اَسْمَٓاءً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. سَمَّيْتُمُوهَٓا  cümlesi, اَسْمَٓاءً ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

سَمَّيْتُمُوهَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. هَٓا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَنْتُمْ  munfasıl zamir  سَمَّيْتُمُوهَٓا ’daki faili tekid eder.  اٰبَٓاؤُ۬كُمْ  atıf harfi  وَ ’la faile matuf olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ  cümlesi, اَسْمَٓاءً ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail  olup damme ile merfûdur. بِهَا  car mecruru  اَنْزَلَ  fiiline mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. سُلْطَانٍ  lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  و  harfi getirilir. سَمَّيْتُمُوهَٓا  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denilir. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

سَمَّيْتُمُوهَٓا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi  سمو ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ

 

İsim cümlesidir. اِنِ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  الْحُكْمُ  mübteda olup damme ile merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  لِلّٰهِ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir.

 


اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ 

 

Fiil cümlesidir. اَمَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. أَنْ  ve masdar-ı müevvel, amili  اَمَرَ  ‘nın ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Birinci mef’ûlun bihi mahzuftur. Takdiri;  أمر الناس عدم عبادة إله غير الله  veya  عبادة الله (İnsanlara Allah'tan başka bir tanrıya tapmamalarını veya Allah’a tapmalarını emretti.) şeklindedir.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

لا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْبُدُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّٓا  hasr edatıdır. Munfasıl zamir  اِيَّاهُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 


ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. الدّ۪ينُ  haber olup damme ile merfûdur.  الْقَيِّمُ  kelimesi  الدّ۪ينُ ’nun sıfatı olup damme ile merfûdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَـٰكِنَّ  harfi,  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre  لَـٰكِنَّ  de  اِنَّ  gibi cümleyi tekid eder. 

أَكۡثَرَ  kelimesi  لَـٰكِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. ٱلنَّاسِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَا يَعْلَمُونَ  cümlesi, لٰكِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَكْثَرَ  ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. Burada marifeye muzâf olarak gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Muzâri fiil, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesi harekete geçer.

Nefy harfi  مَا  ve istisna edatı ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiil ve mef’ûl arasındadır. تَعْبُدُونَ  maksur-sıfat,  اَسْمَٓاءً  maksurun aleyh-mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur. 

 مِنْ دُونِه۪ٓ  car mecruru  اَسْمَٓاءً ’in mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  دُونِه۪ٓ  izafeti, gayrının tahkiri içindir.

Mef’ûl olan  اَسْمَٓاءً ’ deki nekrelik tahkir içindir.

سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ  cümlesi,  اَسْمَٓاءً  için sıfattır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. اَنْتُمْ  munfasıl zamiri, fiilin failini tekit etmiştir.

Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

مِنْ دُونِه۪  tabirinin iki manası vardır: Allah'tan gayrı, Allah'la beraber. (Medine Balcı c. 8, s. 723)  

Burada kâfirlerin taptıkları varlıklarla ilgili olarak kullanılan  اَسْمَٓاءً  kelimesi, cümleye adeta tapınılanın içini boşaltıp anlamsızlaştırırcasına olumsuz yönde bir mübalağa anlamı katmıştır. (Ebu Ḥafs Ömer b. Ali b. Âdil ed-Dımeşḳî, el-Lubâb fi Ulûmi’l-Kitâb)

Burada o isimlerin verildiği varlıkların zikredilmemesi, makamın gereği olarak onları varlık mertebesinden düşürmek ve mabutsuz ibadetleri geçersiz olduğu gibi, karşılığı olmayan bu isimlendirmenin de geçersiz olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

أنْتُمْ وآباؤُكُمْ  cümlesi  سَمَّيْتُمُوها  fiilindeki merfû zamirin tefsiri mahiyetindedir. Burada atalarına verilen bu karşılıktan maksat, onların haklılıklarını ispat etmek için öne sürebilecekleri delillendirme ve tartışma yollarını tıkamaktır. Nitekim o ilahlar babalarının ve atalarının ibadet edegeldikleri mabudlardır. Aynı zamanda çok sayıda ve çeşit çeşit ilâhlara tapınmalarından vazgeçirme konusunda ikna edilebilmelerinin kolaylaştırılması için kendileri ve ataları birlikte muhatap alınarak ilgili gerekçe telkin edilmiştir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr) 


مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ

 

اَسْمَٓاءً  için ikinci sıfat olan cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Menfi mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Müsnedin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması onun yüceliğine dikkat çekmek, telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِهَا  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  سُلْطَانٍ ‘deki nekrelik, kıllet, nev ve umum ifade eder. Çünkü, menfi siyakta nekre selbin umum ve şümulüne işarettir. Tekid ifade eden zaid  مِنْ  harfi kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır.

اَسْمَٓاءً - سَمَّيْتُمُوهَٓا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


  اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ

 

Öncesindeki mananın ta’lili olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Kasr üslubuyla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazîf sanatı vardır.  لِلّٰهِ , mahzuf habere mütealliktir.

اِنِ  ve  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır.  الْحُكْمُ  maksûr/mevsuf  لِلّٰهِ ‘nin müteallakı haber/maksûrun aleyh/sıfat olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır.

Bir olumlu bir de olumsuz mana ihtiva etmektedir: 

“Allah hüküm sahibidir.” 

“Allah'tan başka gerçek hüküm sahibi yoktur.”

Burada da zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, mehabeti artırmak, kalplere Allah korkusunu sokmak, tehditte mübalağa içindir. Bu tekrarda ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ta’lil hükmündeki cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar harfi  أَنْ  ve akabindeki menfi muzari fiil cümlesi  تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ , masdar tevilinde, اَمَرَ  fiilinin ikinci mef’ûlüdür. Fiilin ilk mef’ûlünün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Kasr üslubuyla tekid edilen masdar-ı müevvel cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

لَّٓا  ve  اِلَّٓا  ile oluşan kasr, fiille mef’ûl arasındadır.  تَعْبُدُٓوا  maksur/sıfat, اِيَّاهُ  maksurun aleyh/mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur. Bu ifadenin manası, O’ndan başkasına ibadeti yasaklayıp sadece Allah’a ibadeti emretmektir. 

تَعْبُدُونَ  -  تَعْبُدُٓوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَمَرَ - الْحُكْمُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


 ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, mütekellimin, işaret edilene verdiği önemi ifade eder. Bu cümlede  ذٰلِكَ  tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onun mertebelerinin yüksekliğini belirtir. 

İşaret isminde istiare sanatı vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile  الدّ۪ينُ ‘ye işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

الْقَيِّمُ  kelimesi  الدّ۪ينُ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Haberin elif-lam ile marife olması, bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtmesinin yanında kasr ifade etmiştir. Kasr, mübteda ve haber arasındadır. ذٰلِكَ , maksur/mevsûf, الدّ۪ينُ  maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. 

Aşûr da şöyle demiştir: Zikredilen bu dellillerin sonucu şudur ki sizin ve başkalarının dini değil bu din kayyim olandır. 

Alusi de bu ifadede tahsis olduğunu söylemiştir. 

İsim cümlesinde haber (müsned) öğesinin marife (belirli isim) olarak gelmesi bağlam karinesi yardımıyla kasr ifade eder. (Tahir Taşdelen, Mülk Sûresi’nin Edebî Tahlîli Ve Türkçe Kur’ân Meâline Yansıması)

ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ  isim cümlesinin müsnedi/haberi olan  الدّ۪ينُ  kelimesinin marife olarak gelmesi, tahsis ifade eder. Dolayısıyla kasr üslubunu manaya yansıttığımızda “İşte bu doğru hesaptır” yerine, “İşte en doğru hesap budur” ya da “Bu hesaptan başka doğru bir hesap yoktur”, şeklinde tercüme edilmesi daha uygun olacaktır. (Tahir Taşdelen, Mülk Sûresi’nin Edebî Tahlîli Ve Türkçe Kur’ân Meâline Yansıması)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

 

Ayetin son cümlesi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İstidrak manasındaki  لٰكِنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber inkarî kelamdır. Müsnedün ileyhin izafetle marife olması az sözle çok anlam ifade etmek içindir.

لٰكِنَّ ‘nin ismi olan  اَكْثَرَ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağaya işaret etmiştir.

لٰكِنَّ ’nin haberi olan  لَا يَعْلَمُونَ  ’nin menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır.

لٰكِنَّ , kendisinden sonra gelen cümleye önceki cümlenin hükmüne muhalif bir hüküm kazandırır. Bu yüzden kendisinden önce, sonradan gelecek cümleye muhalif veya mütenakız bir sözün geçmesi lazımdır. (Suyûtî, İtkân, c. 2, s. 474) 

İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrak, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüzü bir bütünden ayırmak, istidrak ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmektir.” İstidrak, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)

أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ  ibaresi Kur'an'da 20 yerde, üç konuda gelmiştir. İnsanların çoğu bilmezler (11 kez), şükretmezler (3 kez), iman etmezler (6 kez).

اَلَّا- اِلَّٓا - لَا  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.