وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ٓ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪يۚ فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ ٥٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالَ | dedi |
|
| 2 | الْمَلِكُ | Kral |
|
| 3 | ائْتُونِي | bana getirin |
|
| 4 | بِهِ | onu |
|
| 5 | أَسْتَخْلِصْهُ | onu özel (dost) yapayım |
|
| 6 | لِنَفْسِي | kendime |
|
| 7 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 8 | كَلَّمَهُ | onunla konuşunca |
|
| 9 | قَالَ | dedi ki |
|
| 10 | إِنَّكَ | şüphesiz sen |
|
| 11 | الْيَوْمَ | bugün |
|
| 12 | لَدَيْنَا | yanımızda |
|
| 13 | مَكِينٌ | mevki sahibisin |
|
| 14 | أَمِينٌ | güvenilir(bir kimse)sin |
|
وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ٓ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪يۚ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْمَلِكُ fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavli, ائْتُون۪ي بِه۪ٓ ’dır. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
ائْتُون۪ي fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki ن vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. بِه۪ٓ car mecruru ائْتُون۪ي fiiline mütealliktir.
فَ karînesi olmadan gelen اَسْتَخْلِصْهُ cümlesi şartın cevabıdır.
اَسْتَخْلِصْهُ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. لِنَفْس۪ي car mecruru اَسْتَخْلِصْهُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَسْتَخْلِصْ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi خلص ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. كَلَّمَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
كَلَّمَهُ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı قَالَ ‘dir
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. الْيَوْمَ zaman zarfı مَك۪ينٌ ’e mütealliktir. لَدَيْنا mekân zarfı, sükun üzere mebni mahallen mansub, مَك۪ينٌ ’ne mütealliktir. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مَك۪ينٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. اَم۪ينٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur,
كَلَّمَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كلم ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlün çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
مَك۪ينٌ - اَم۪ينٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ٓ اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪يۚ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l kavli olan ائْتُون۪ي بِه۪ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اتى fiili, “geldi” demektir. بِ harfiyle kullanıldığında, “getirdi” manasına gelir. Fiilin, harfle farklı mana kazanması, tazmin sanatıdır.
Emrin cevabı olan اَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْس۪ي cümlesi, meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Emir, nehy, soru, temenni gibi talep bildiren durumlardan sonra başında ف harfi bulunmayan, karşılık ve sonuç (ceza) ifade eden bir muzari fiil geldiğinde söz konusu muzari fiil de meczûm olur. Çünkü o cümlede şart ve cezâ anlamı bulunmaktadır. Bir diğer ifadeyle talep bildiren cümleden sonraki muzari fiil, öncesindeki talebin karşılığı veya sonucudur. (Yunus İnanç Dr. Öğr. Üyesi, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Arap Dili ve Belagatı Anabilim Dalı, Karaman)
فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ
فَ , atıf harfidir. Takdiri فَأتَوْهُ بِهِ (Onu getirdiler) olan mahzuf cümleye atfedilmiştir.
“Yusuf'u getirdiler.” cümlesinin hazf edilmesi, getirmenin süratle gerçekleştiğini zımnen bildirmek içindir. Sanki o emir ile huzura getirme ve kendisiyle konuşma arasında hiç zaman yokmuş gibi.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfı cevap cümlesine mütealliktir.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi كَلَّمَهُ şart edatı olan لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَك۪ينٌ اَم۪ينٌ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. مَك۪ينٌ ’e müteallık olan mekân zarfı لَدَيْنَا ve zaman zarfı الْيَوْمَ , konudaki önemi sebebiyle, amiline takdim edilmişlerdir.
اَم۪ينٌ ikinci haberdir. Haber konumundaki مَك۪ينٌ ve اَم۪ينٌ ‘ün aralarında وْ olmaması, bu özelliklerin müsnedün ileyhte, ikisinin birden mevcut olduğuna işaret eder. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasıfların müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
اَم۪ينٌ - اَسْتَخْلِصْ - مَك۪ينٌ ve كَلَّمَ - قَالَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كَلَّمَ - الْمَلِكُ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddül aczi ales sadr, قَالَ ’nin tekrarında reddü'l- acüz ale's-sadr sanatları vardır.
اَم۪ينٌ - مَك۪ينٌ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs, muvazene ve reddü'l- acüz ale's-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الْيَوْمَ [Bugün] ifadesi, yüksek makam sahibi ve güvenilir olması sürecinin, konuşma anından itibaren başlamış olduğunu göstermek ve bu görevin başlamasını engelleyecek herhangi bir ihtimali ortadan kaldırmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)