فَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَ الْبَش۪يرُ اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِه۪ فَارْتَدَّ بَص۪يراًۚ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٩٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | zaman |
|
| 2 | أَنْ |
|
|
| 3 | جَاءَ | geldiği |
|
| 4 | الْبَشِيرُ | müjdeci |
|
| 5 | أَلْقَاهُ | koyunca |
|
| 6 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 7 | وَجْهِهِ | yüzü |
|
| 8 | فَارْتَدَّ | derhal |
|
| 9 | بَصِيرًا | görür oldu |
|
| 10 | قَالَ | dedi ki |
|
| 11 | أَلَمْ |
|
|
| 12 | أَقُلْ | demedim mi? |
|
| 13 | لَكُمْ | size |
|
| 14 | إِنِّي | elbett ben |
|
| 15 | أَعْلَمُ | bilirim |
|
| 16 | مِنَ | -tan |
|
| 17 | اللَّهِ | Allah- |
|
| 18 | مَا | şeyleri |
|
| 19 | لَا |
|
|
| 20 | تَعْلَمُونَ | sizin bilmediğiniz |
|
فَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَ الْبَش۪يرُ اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِه۪ فَارْتَدَّ بَص۪يراًۚ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَ الْبَش۪يرُ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ zaid harftir. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْبَش۪يرُ fail olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِه۪ cümlesidir.
اَلْقٰي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. عَلٰى وَجْهِه۪ car mecruru اَلْقٰيهُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. ارْتَدَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. بَص۪يراً kelimesi ارْتَدَّ ‘deki failin hali olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلْقٰي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerred manasını ifade eder.
ارْتَدَّ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ردد ’dır.
Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli اَلَمْ اَقُلْ ’dır. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak fetha ile mansubdur.
Hemze istifham harfidir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
اَقُلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. لَكُمْ car mecruru اَقُلْ fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli, اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ ’dur. اَقُلْ fiilinin mef’ûlün bihi olarak fetha ile mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamir, اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَعْلَمُ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. مِنَ اللّٰهِ car mecruru اَعْلَمُ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası لَا تَعْلَمُونَ ’dır. İrabdan mahalli yoktur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْلَمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَ الْبَش۪يرُ اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِه۪ فَارْتَدَّ بَص۪يراًۚ
فَ atıf harfidir. Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi olan اَنْ جَٓاءَ الْبَش۪يرُ , şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. لَمَّٓا ‘nın müteallakı cevap cümlesidir. اَنْ , cümlede tekid ifade eden zaid harftir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Aynı üslupta gelen فَارْتَدَّ بَص۪يراً cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بَص۪يراً kelimesi ارْتَدَّ ’deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Bu ayette gelen اَنْ harfi zaid olup manayı pekiştirmektedir. Burada zaid harf, ifadeye gecikme ve bekleme olmaması yönünde bir anlam kazandırmaktadır. Yani لَمَّٓا ’dan sonra gelen اَنْ harfi tekid ifade ederek iki fiilin aralıksız olarak peşpeşe meydana geldiğini bildirir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham harfi hemze; takriri manadadır.
Takrîr: (itirafa zorlama) Muhatabın bildiği birşey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda iknâ edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen azarlama ve itirafa zorlama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecahülü arif sanatı söz konusudur.
اَقُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنَ اللّٰهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
اَعْلَمُ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ’nın sılası olan لَا تَعْلَمُونَ, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَعْلَمُ - لَا تَعْلَمُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَالَ - اَقُلْ , kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetin sonunda 86. ayetten iktibas vardır. İki ayet arasında tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları söz konusudur.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr/1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
ارْتَدَّ : irtidât, bir şeyin, daha önceki haline dönmesidir. Binaenaleyh ayetteki bu tabirin anlamı, “Allah onu, eskiden olduğu gibi görür hale getirdi.” şeklindedir. Alimler bu hususta ihtilaf etmişlerdir: Bazıları, “O tamamen kör olmuştu. Allah Teâlâ onu, işte bu anda görür hale getirdi.” derken diğer bazıları: “Hayır, çok ağlamaktan ve üzüntüden dolayı onun görmesi zayıflamıştı. İşte o gömleği Yakub'un yüzüne atıp Yusuf'un hayatta olduğu müjdesi verilince onun sevinci büyümüş, gönlü ferahlamış ve bütün hüzünleri yok olmuştu. İşte o zaman görmesi yeniden kuvvetlenmiş ve görme eksikliği yok oluvermişti.” İşte o zaman da “Ben size, ‘Bilemeyeceğiniz şeyleri, Allah tarafından olmak üzere ben biliyorum.’ demedim mi?” demiştir. Bundan maksat, onun rüya yolu ile Yusuf'un hayatta olduğunu bilmesidir. Çünkü bu ifadenin, kendinden önceki ile mana cihetinden bir ilgisi vardır. Bu ifade Hz. Yakub'un daha önce söylemiş olduğu, “Ben, kederimi ve hüznümü yalnız Allah'a şikayet ediyorum. Ben, Allah tarafından sizin bilemeyeceğiniz (nice) şeyleri de biliyorum.” şeklindeki sözüne bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)