Ra'd Sûresi 36. Ayet

وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمِنَ الْاَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُۜ قُلْ اِنَّـمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ وَلَٓا اُشْرِكَ بِه۪ۜ اِلَيْهِ اَدْعُوا وَاِلَيْهِ مَاٰبِ  ٣٦

Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen Kur’an ile sevinirler. Fakat (senin aleyhinde olan) gruplardan onun bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: “Ben ancak Allah’a kulluk etmek ve O’na ortak koşmamakla emrolundum. Ben yalnız O’na çağırıyorum ve dönüşüm de yalnız O’nadır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالَّذِينَ ve kimseler
2 اتَيْنَاهُمُ verdiğimiz ا ت ي
3 الْكِتَابَ Kitap ك ت ب
4 يَفْرَحُونَ sevinirler ف ر ح
5 بِمَا
6 أُنْزِلَ indirilene ن ز ل
7 إِلَيْكَ sana
8 وَمِنَ fakat (vardır)
9 الْأَحْزَابِ kabilelerden ح ز ب
10 مَنْ kimseler
11 يُنْكِرُ inkar eden(ler) ن ك ر
12 بَعْضَهُ onun bir kısmını ب ع ض
13 قُلْ de ki ق و ل
14 إِنَّمَا yalnız
15 أُمِرْتُ bana emredildi ا م ر
16 أَنْ
17 أَعْبُدَ kulluk etmem ع ب د
18 اللَّهَ Allah’a
19 وَلَا ve
20 أُشْرِكَ ortak koşmamam ش ر ك
21 بِهِ O’na
22 إِلَيْهِ O’na
23 أَدْعُو da’vet ederim د ع و
24 وَإِلَيْهِ ve O’nadır
25 مَابِ dönüşüm ا و ب
 

Allah’ın kendilerine kitap verdiği kimseler müslüman, verdiği kitap ise Kur’an’dır. Onun inmesine sevinenler de yine müslümanlardır. Sevinenlerin yahudiler ve hıristiyanlar arasından insaf, bilgi ve muhâkeme sahibi kişiler olduğu şeklinde de yorumlar vardır. Kur’an’ın bir kısmını inkâr edenlerin kimler olduğu âyet-i kerîmede açıklanmadığı için müfessirler bu konuda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir; “Bunlar Ehl-i kitabın bazı grupları ile putperestlerdir” diyenlerin yorumu tarihî gerçeğe daha uygun görülmektedir. Hz. Îsâ’nın Allah’ın elçisi olduğunu ifade eden âyetleri bazı yahudiler inkâr ederken, onun Allah’ın oğlu olmadığını bildiren ve teslîsi reddeden âyetleri de bir kısım hıristiyanlar kabul etmemişlerdir. Müşrikler ise Allah’ın varlığına inanıp kâinatı O’nun yarattığını kabul ettikleri halde putperestlik ve inkârcılığı kınayan âyetleri reddetmişlerdir (bk. Şevkânî, III, 98).

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri 

Cilt: 3 Sayfa: 294

 

 Hazebe حزب :

  حِزْبٌ sertliği ve gücü olan bir insan topluluğudur. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de sadece bir kalıpta isim olarak 20 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekli hizibdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمِنَ الْاَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُۜ 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Cemi müzekker has ism-i mevsûlü  الَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  اٰتَيْنَاهُمُ  ‘dür. Îrabtan mahalli yoktur. 

اٰتَيْنَاهُمُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. الْكِتَابَ  ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.  يَفْرَحُونَ  cümlesi, الَّذ۪ينَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَفْرَحُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  يَفْرَحُونَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası  اُنْزِلَ  ‘dir. Aid zamir هو ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.

اُنْزِلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  اِلَيْكَ  car mecruru  اُنْزِلَ  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مِنَ الْاَحْزَابِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası يُنْكِرُ ‘dur. Aid zamir هو ‘dir.

Îrabdan mahalli yoktur. 

يُنْكِرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. بَعْضَ  mef’ûlün bih olarak fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اٰتَيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır. 

يُنْكِرُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نكر ‘dır.

اُنْزِلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 قُلْ اِنَّـمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ وَلَٓا اُشْرِكَ بِه۪ۜ 

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.

اِنَّـمَٓا  kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki  مَا  harfidir,  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اِنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir, yani mekfûfedir. 

اُمِرْتُ  sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

اَعْبُدَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ‘dir. اللّٰهَ  lafza-i celâl, mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir.  لَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اُشْرِكَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ‘dir.  بِه۪  car mecruru  اُشْرِكَ  fiiline mütealliktir.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org

اُشْرِكَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  شرك ‘dir.


 اِلَيْهِ اَدْعُوا وَاِلَيْهِ مَاٰبِ

 

Fiil cümlesidir. اِلَيْهِ  car mecruru  اُشْرِكَ  fiiline mütealliktir. اَدْعُوا  fiili و  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ‘dir. 

وَ  atıf harfidir.  اِلَيْهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَاٰبِ  muahhar mübteda olup, mukadder damme ile merfûdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Burada  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir.

 

وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ

 

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi;  müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bahsi geçenlerin bilinen kişiler olmasının yanında o kişilere tazim ifade eder.

Mübteda konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اٰتَيْنَاهُمُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

يَفْرَحُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ  cümlesi  الَّذ۪ينَ  ‘nin haberidir. Müsnedin muzari fiil olması hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا , başındaki harf-i cerle  يَفْرَحُونَ   fiiline mütealliktir. Sılası olan  اُنْزِلَ اِلَيْكَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اُنْزِلَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de  tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ [Kendilerine kitap verdiklerimiz sana indirilen şeyle sevinirler.] ifadesinde ehl-i kitaptan Müslüman olanlar kastedilmiştir. Mesela İbn Selâm ve arkadaşları hristiyanlardan iman edenlerdir. Bunlar seksen erkek idiler; kırkı Necran’dan, sekizi Yemen’den, otuz ikisi Habeş’ten idiler. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ  [Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler] ifadesi ile kendilerine Tevrat verilen yahudiler ile İncil verilen hristiyanlar kastedilmiş olup; Kur'an onların kitaplarını tasdik ettiği zaman Kur'an'dan indirilen ayetlere sevinirler. Diğer kâfir güruhları ise, Kur'an'ın bir kısmını inkâr ederler. Bu görüş, Mücâhid'indir. Kādî şöyle demiştir: "Bu izah doğru değildir. Çünkü, "Sana indirilen ile sevinirler" ifadesi Hazret-i Peygamber (s.a.v)'e indirilen şeylerin tamamını içine alan bir ifadedir. Halbuki onların (ehl-i kitabın), Hazret-i Peygamber'e indirilen şeylerin hepsine sevinmedikleri malumdur."

Ayetteki, "Sana indirilen ile ..." ifadesi, kendisine hem ‘hepsi’ hem de ‘bazısı’ kelimeleri eklenebileceği için umumi manada değildir. Dolayısıyla şayet bu tabir, umum ifade etseydi, buna ‘hepsi’ lafzını ilave etmek bir tekrar, ‘bazısı’ lafzını ilave etmek de bir noksanlık olmuş olurdu. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 وَمِنَ الْاَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الْاَحْزَابِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.

Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası olan  يُنْكِرُ بَعْضَهُ  cümlesi, müspet muzari fiil cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَنْ  ve  مِنَ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يُنْكِرُ - يَفْرَحُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

Kitap verilen kimselerin, bir kısmının onunla sevinmesi, bir kısmının reddetmesi şeklinde ayrılması taksim sanatıdır.


قُلْ اِنَّـمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ وَلَٓا اُشْرِكَ بِه۪ۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّـمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ  cümlesi, kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş mazi fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Kasr, iki tekit hükmündedir. Fiil ile mef’ûl arasındadır.  اُمِرْتُ  maksûr/sıfat, mef’ûl olan masdar-ı müevvel maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.

Fiil meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَعْبُدَ اللّٰهَ  cümlesi, masdar teviliyle  اُمِرْتُ  fiilinin mef’ûlu konumundadır.

Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  وَلَٓا اُشْرِكَ بِه۪  cümlesi,  اَعْبُدَ اللّٰهَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

اَعْبُدَ  -  لَٓا اُشْرِكَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Burada mevsûfun sıfata kasrı cinsinden kasr-ı izâfî vardır. Yani sana Allah’a kulluktan başka bir şey emredilmemiştir demektir. Râzî de, “buradaki اِنَّـمَٓا  kelimesi hasr içindir. Manası da “ben başka değil ancak Allah’a ibadetle emrolundum” şeklindedir” demektedir. Ebussuûd ise şöyle der: “Burada murat, emrin Allah Teâlâ’ya ibadet etmeye kasr edilmesidir. Yani “Onlara de ki bana indirilen kitapta ancak Allah’a ibadet etmekle ve O’nu birlemekle emrolundum” demektir. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr Adlı Tefsirinde Belâğat İlmi Uygulamaları)

اِنَّـمَٓا  kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


  اِلَيْهِ اَدْعُوا وَاِلَيْهِ مَاٰبِ

 

Mekulü’l-kavle dahil olan istînâfiyyedir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  اِلَيْهِ  car mecruru, ihtisas ifadesi için amili olan  اَدْعُوا  fiiline takdim edilmiştir.

İki tekit hükmündeki kasr car-mecrur ve fiil arasındadır. Takdim kasrında (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113) takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.

اِلَيْهِ , mevsûf/maksûrun aleyh, اَدْعُوا  sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur.

وَاِلَيْهِ مَاٰبِ  cümlesi makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  اِلَيْهِ  car-mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَاٰبِ  izafeti muahhar mübtedadır. 

Haberin takdimi kasr ifade etmiştir. iki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. اِلَيْهِ , sıfat/maksûrun aleyh, مَاٰبِ  mevsuf/maksûr olmak üzere kasr-ı mevsuf, ale’s sıfattır.

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)

Müsned olan  مَاٰبِ  kelimesinde muzâfun ileyh, fasılaya riayet ve tahfif gayesiyle hazf edilmiştir.

Muzafun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu izafette Hz.Peygambere aid zamire muzaf olması  مَاٰبِ ‘ye şeref kazanmıştır.

Ayetin sonundaki  مَاٰبِ [Dönüşüm] kelimesinin,  مَاٰبِي  şeklinde zamirle bitmesi gerekirdi. Ama önceki ayetlerdeki musikî devam etsin ve böylece gerçekleşen secî ile nefisler etkilensin diye muzâfun ileyh hazf edilmiştir. 

Ayette, “Dönüşüm de ancak O’nadır” buyurulmuştur. Bu ifade de haşre, neşre ba’se (dirilişe) ve kıyamete işarettir. Dolayısıyla insan bu kısa ve veciz ayet üzerinde iyice düşünüp manasını anlayınca, bunun, dinde muteber olan bütün talep ve gayeleri ihtiva ettiğini görür. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Son cümlede îcâz-ı kasr vardır diyebiliriz.

اِلَيْهِ اَدْعُوا وَاِلَيْهِ مَاٰبِ  cümlesi  اِنَّـمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ وَلَٓا اُشْرِكَ بِه۪ۜ  cümlesinin açıklamasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)