عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ ٩
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ
İsim cümlesidir. عَالِمُ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هو şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. الْغَيْبِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
الشَّهَادَةِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. الْكَب۪يرُ ikinci haber olup damme ile merfûdur. الْمُتَعَالِ üçüncü haber olup, mahzuf ي üzere mukadder damme ile merfûdur.
عَالِمُ, sülâsi mücerredi علم olan fiilin ism-i failidir.
الْمُتَعَالِ ; sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan tefâul babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَب۪يرُ ; sıfatı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. عَالِمُ kelimesi, takdiri هو olan mahzuf mübtedanın haberidir. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Burada müsnedün ileyhin Allah Teâlâ olduğu o kadar açıktır ki zikretmeye gerek olmamıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan عَالِمُ الْغَيْبِ veciz ifade için izafetle gelmiştir. وَالشَّهَادَةِ , muzâfun ileyh olan الْغَيْبِ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i camiâ tezattır.
Muzafun ileyh olan الْغَيْبِ ve الشَّهَادَةِ kelimeleri, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
عَالِمُ sıfatının iki masdara muzâf oluşu, bu masdarlardaki özelliği bilmenin en son derecesini ifade eder.
الْكَب۪يرُ ikinci, الْمُتَعَالِ ise üçüncü haberdir.
الْكَب۪يرُ ve الْمُتَعَالِ sıfatlarının mekân ve zamandan münezzeh olan Allah Teâlâ’ya isnadı mecazî üsluptur.
الْمُتَعَالِ ve الْكَب۪يرُ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.
İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.
الْغَيْبِ - الشَّهَادَةِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
عَالِمُ - الشَّهَادَةِ ve الْكَب۪يرُ - الْمُتَعَالِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Malum olduğu üzere masdarla vasıflanmak mübalağa ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrai, Beyanî Tefsir Yolu c. 4, s. 112)
Vâhidî: “Buradaki الْغَيْبِ kelimesi, الغائب (kaybolan, gaip olan) manası kastedilen bir masdardır. الشَّهَادَةِ kelimesiyle de شاهد manası murad edilmiştir.” demiştir. Alimler, الغائب ve شاهد ile neyin kastedildiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: “الغائب, malum olan, şahit de mevcut olandır” demişlerdir. Bazıları da: “الغائب, hislerden, idrakten uzak olan; شاهد ise hazır ve mevcut olandır.” demiştir. Diğer bazıları ise: “الغائب, insanların bilmediği; شاهد de bildiği şeylerdir.” demişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)