Hicr Sûresi 86. Ayet

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ  ٨٦

Şüphesiz, Rabbin hakkıyla yaratanın (ve her şeyi) bilenin ta kendisidir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 رَبَّكَ Rabbin ر ب ب
3 هُوَ O
4 الْخَلَّاقُ yaratandır خ ل ق
5 الْعَلِيمُ bilendir ع ل م
 
Hz. Peygamber’den sabırlı ve hoşgörülü olmasını isteyen âyetin ardından yüce Allah’ın eşsiz ve kesintisiz yaratıcılığı ve bilgisi hatırlatılmakta; bu suretle, dolaylı olarak Resûlullah’ın, inkârcılar kendisini dinlememekte direniyorlar diye hoşgörülü tutumunu değiştirip sertleşmemesi istenmektedir. Çünkü Peygamber’in görevi ve sorumluluğu peygamberlik ahlâkına uygun bir incelik ve güzellikte Hakk’ın hükümlerini tebliğ etmektir; gerisi her şeyi yapıp yaratan, bilip gözeten Allah’a aittir (Taberî, XIV, 51). İbn Âşûr’a göre (XIV, 78) burada, yüce Allah’ın bu inkârcı topluluk arasından ve onların soyundan Peygamber’e candan dost olacak yeni bir nesil yaratacağına dair bir müjde anlamı da sezilmektedir. Nitekim bu müjde kısa zamanda gerçek olmuş; Allah Teâlâ, başlangıçta Hz. Peygamber’in amansız düşmanı olan kesimden veya onların çocuklarından mallarını ve canlarını Allah ve resulünün yoluna adayan iman ve vefa âbidesi bir topluluk meydana getirmiştir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 367
 

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبَّكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  هُوَ  fasıl zamiridir. Tekid ifade eder. الْخَلَّاقُ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  الْعَل۪يمُ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur. 

Veya ; munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  الْخَلَّاقُ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. الْعَل۪يمُ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.

Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْخَلَّاقُ - الْعَل۪يمُ  kelimeleri, mübalağa sıygasındadır. Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ

 

Önceki ayetteki  فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَم۪يلَ  emrinin ta’lili olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Tekit harfi  اِنَّ  ile tekit edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّ ’nin isminin izafetle gelmesi az sözle çok anlam ifadesi ve Hz. Peygambere destek ve muhabbetle muamelenin işaretidir. Ayrıca  رَبَّكَ  izafeti, Peygambere şan ve şeref ifade eder. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Önceki ayetteki azamet zamirinden, bu ayette gaibe iltifat edilmiştir.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelam olan  هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberidir. Fasıl zamiri  هُوَ  mübteda,  الْخَلَّاقُ  haberdir. 

الْعَل۪يمُ  , mübteda için ikinci haberdir.

Munfasıl zamir  هُوَ ; kasr ifade etmeyip kelamın mazmûnunu te'kîd için de gelebilir. Bu durumda isim olur ve îrâbı ikinci mübteda olarak yapılır. Yani, fasl zamiri her zaman ihtisas ifade etmez.

Her iki haberin de  الْ  takısıyla marife olması, bu vasıfların müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir. Aralarında  وَ  olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder.

Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. 

الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu, teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

الْعَل۪يمُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

تفيل  babının ism-i fail vezninde gelen  الْخَلَّاقُ  mübalağa ifade etmiştir. تفعيل  babı, fiil, fail veya mef‘ûlde kesret ifade eder. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

خَالِق, azı da çoğu da yaratan demektir.  خَلَّاق  ise çokça yaratan anlamında kullanılır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)