يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟ ٥٠
يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟
Cümle, önceki ayetteki يَسْتَكْبِرُونَ ’deki failin hali olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَخَافُونَ fiili نَ ’nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رَبَّهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ فَوْقِهِمْ car mecruru رَبَّهُمْ ’ün mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, عاليا من فوقهم بالقهر (baskı ile onların üzerinde yüceleyerek) şeklindedir. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَفْعَلُونَ fiili نَ ’nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يُؤْمَرُونَ۟ ’dir. Aid zamir mahzuftur. Îrabtan mahalli yoktur.
يُؤْمَرُونَ۟ fiili نَ ’nun sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟
Ayet, önceki ayetteki لَا يَسْتَكْبِرُونَ ’nin fail zamirinden hal-i müekkide olarak ıtnâbtır. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبَّهُمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan هِمْ zamiri dolayısıyla melekler şan ve şeref kazanmıştır.
يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ifadesinde istiare sanatı vardır. فَوْقِهِمْ , mecazen bir şeyin kontrolünü elde tutmak anlamında kullanılır. فَوْقِ kelimesi hakim olmak, kontrol altında tutmak anlamında müsteardır. Çünkü bir şeye üstünlük sağlamak, o şeyin üzerinde kontrol sahibi olmaktan daha kuvvetli bir mana taşır. Bir temsil sanatı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Araf 127)
يَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟ cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَفْعَلُونَ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan يُؤْمَرُونَ۟ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُؤْمَرُونَ۟ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ [Üstlerindeki Rablerinden korkarlar] üstlerinden azap göndermesinden korkarlar ya da kahır ve kuvveti üstlerinde olandan korkarlar demektir. Mesela, [O, kullarının üstünde kahredicidir] (Enam Suresi, 18) gibi. Cümle لَا يَسْتَكْبِرُونَ ’daki zamirden haldir ya da onun açıklama ve sonucudur, çünkü Allah’tan korkan O’na ibadetten büyüklenmez. وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟ [Ve emrolundukları şeyi yaparlar.] İtaat ve idare gibi. Bunda meleklerin de mükellef olduklarına ve korku ile ümit arasında döndüklerine delil vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)