قُلْ اٰمِنُوا بِه۪ٓ اَوْ لَا تُؤْمِنُواۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِه۪ٓ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّداًۙ۩ ١٠٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | امِنُوا | siz inanın |
|
| 3 | بِهِ | ona |
|
| 4 | أَوْ | veya |
|
| 5 | لَا |
|
|
| 6 | تُؤْمِنُوا | inanmayın |
|
| 7 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 8 | الَّذِينَ | kimselere |
|
| 9 | أُوتُوا | verilen(ler) |
|
| 10 | الْعِلْمَ | bilgi |
|
| 11 | مِنْ |
|
|
| 12 | قَبْلِهِ | daha önce |
|
| 13 | إِذَا | zaman |
|
| 14 | يُتْلَىٰ | okunduğu |
|
| 15 | عَلَيْهِمْ | kendilerine |
|
| 16 | يَخِرُّونَ | onlar derhal kapanırlar |
|
| 17 | لِلْأَذْقَانِ | çeneleri üstüne |
|
| 18 | سُجَّدًا | secdeye |
|
قُلْ اٰمِنُوا بِه۪ٓ اَوْ لَا تُؤْمِنُواۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli, اٰمِنُوا بِه۪ٓ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اٰمِنُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ٓ car mecruru اٰمِنُوا fiiline mütealliktir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُؤْمِنُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمِنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِه۪ٓ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّداًۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism- i mevsûl, إنّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اُو۫تُوا ’dür. Îrabdan mahalli yoktur. Şart ve cevap cümlesi, إنّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اُو۫تُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. الْعِلْمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ قَبْلِه۪ٓ car mecruru اُو۫تُوا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. يُتْلٰى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُتْلٰى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلَيْهِمْ car mecruru يُتْلٰى fiiline mütealliktir. Şartın cevabı يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّداًۙ ‘dir.
يَخِرُّونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لِلْاَذْقَانِ car mecruru يَخِرُّونَ fiiline mütealliktir. سُجَّداً hal olup fetha ile mansubdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُو۫تُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
قُلْ اٰمِنُوا بِه۪ٓ اَوْ لَا تُؤْمِنُواۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اٰمِنُوا بِه۪ٓ اَوْ لَا تُؤْمِنُوا cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mekulü’l-kavle muhayyerlik ifade eden اَوْ atıf harfiyle atfedilen اَوْ لَا تُؤْمِنُوا cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet sıygadan menfî sıygaya, emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.
Cümle nehiy üslubunda geldiği halde gerçek manada nehiy anlamı taşımaması sebebiyle mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
لَا تُؤْمِنُوا cümlesindeki لَا harfi nehiy değil nefy harfidir. Tesviye murad edilen emirler böyle olur. Yüz çevirme, aşağılama ve kayıtsız kalmaktan kinayedir. Bu manaya Resulullah’ı (s.a.v) teselli manası idmac edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اٰمِنُوا بِه۪ٓ cümlesiyle, لَا تُؤْمِنُواۜ cümlesi arasında mukabele, fiiller arasında iştikak cinası, reddü’l-acüz ale’s-sadr ve tıbâk-ı selb sanatları vardır.
Mekulü’l-kavl olan cümlede, اٰمِنُوا بِه۪ٓ sözünden sonraki لَا تُؤْمِنُوا ’de cümlenin öncesinden anlaşıldığı için بِه۪ٓ ‘nin hazf edilmesi, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilenlerden hareketle tespit edilerek yerine konulması şeklinde tarif edilen ihtibak sanatıdır.
آمن fiili (emniyette olmak) بِ harf-i ceriyle inanmak manasına gelir. Fiillerin harf-i cerlerle farklı anlam kazanmasına tazmin denir.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِه۪ٓ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّداًۙ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi, habere dikkat çekmek ve bahsi geçenleri tazim içindir.
Müsnedün ileyh konumundaki الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِه۪ٓ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اُو۫تُوا fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
اُو۫تُوا الْعِلْمَ ibaresinde istiare sanatı vardır. İlim, gözle görülebilen elle tutulan birşey değildir. Zikredilen vermek, fakat kastedilen, öğretmek, bildirmektir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّداًۙ cümlesi, اِنَّ ‘ nin haberidir. Şart üslubunda gelen terkipte اِذَا , cümleye muzâf olan şart ve mazi manalı zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir.
اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumunda olan يُتْلٰى عَلَيْهِمْ şeklindeki cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında gelerek, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّداًۙ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
سُجَّداً haldir. Zül-hal, يَخِرُّونَ fiilindeki zamirdir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
يَخِرُّونَ - سُجَّداًۙ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ cümlesi; onların inanmasıyla inanmaması arasında fark olmadığı manası için veya قُلْ fiili için ya da her ikisi için ta’lil cümlesidir. Ta’lil cümlesi bir çok cümleden sonra gelir, bunun için fasıl yapılmıştır. Buradaki اِنَّ tefriğ fa’sı konumundadır. Yani “Kur’an’a iman etmeniz ve etmemeniz arasında bir fark yoktur.” demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بِه۪ٓ ,مِنْ قَبْلِه۪ٓ ,يُتْلٰى ’daki zamirler Kur’an’a aittir. Kelam, alışılmış hazif şekillerinden biri olan muzâfun hazfı şeklinde gelmiştir. Yani onlar Kur’an inmeden önce de onu doğruluğuna iman etmişlerdi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لِلْاَذْقَانِ ibaresindeki لِ harfi, عَلى manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّ ile başlayan ta’lil cümlesi Peygambere (s.a.v) teselli babındandır. (https://tafsir.app/ iraab- aldarweesh/17/107)
يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّداًۙ [Çeneleri üstüne kapanırlar] ifadesi, onların son derece korku, endişe ve haşyet içinde olmalarından kinayedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)