قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِـعْۜ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَداً ٢٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلِ | de ki |
|
| 2 | اللَّهُ | Allah |
|
| 3 | أَعْلَمُ | daha iyi bilir |
|
| 4 | بِمَا | ne kadar |
|
| 5 | لَبِثُوا | kaldıklarını |
|
| 6 | لَهُ | O’nundur |
|
| 7 | غَيْبُ | gaybı |
|
| 8 | السَّمَاوَاتِ | göklerin |
|
| 9 | وَالْأَرْضِ | ve yerin |
|
| 10 | أَبْصِرْ | ne güzel görendir |
|
| 11 | بِهِ | onu |
|
| 12 | وَأَسْمِعْ | ne güzel işitendir |
|
| 13 | مَا | yoktur |
|
| 14 | لَهُمْ | onların |
|
| 15 | مِنْ |
|
|
| 16 | دُونِهِ | O’ndan başka |
|
| 17 | مِنْ | hiçbir |
|
| 18 | وَلِيٍّ | yardımcısı |
|
| 19 | وَلَا | ve |
|
| 20 | يُشْرِكُ | O ortak etmez |
|
| 21 | فِي |
|
|
| 22 | حُكْمِهِ | kendi hükmüne |
|
| 23 | أَحَدًا | kimseyi |
|
قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ
Fiil cümlesidir. قُلِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavl, اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ ’dır. قُلِ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اللّٰهُ mübteda olup damme ile merfûdur. اَعْلَمُ haber olup damme ile merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûlu بِ harf-i ceriyle اَعْلَمُ ’ya mütealliktir. İsmi-i mevsûlun sılası لَبِثُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
لَبِثُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَعْلَمُ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
İsim cümlesidir. لَهُ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. غَيْبُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِـعْۜ
Fiil cümlesidir. اَبْصِرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. بِه۪ car mecruru اَبْصِرْ fiiline mütealliktir. وَاَسْمِـعْ fiili, atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
اَسْمِـعْۜ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir.
اَبْصِرْ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi بصر ’dir.
اَسْمِـعْ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سمع ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَداً
İsim cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لَهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ دُونِه۪ car mecruru وَلِيٍّۘ ’in mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ harf-i ceri zaiddir. وَلِيٍّۘ lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُشْرِكُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. ف۪ي حُكْمِه۪ٓ car mecruru يُشْرِكُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَحَداً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مِنْ nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )
يُشْرِكُ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اللّٰهُ اَعْلَمُ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan اَعْلَمُ , ism-i tafdil vezninde gelerek, mübalağa ifade etmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki لَبِثُوا cümlesi, masdar teviliyle اَعْلَمُ ‘ya mütealliktir. Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin de fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede, îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. لَهُ car mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. غَيْبُ السَّمٰوَاتِ muahhar mübtedadır.
Bu takdim kasr ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksurdur. لَهُ sıfat/maksurun aleyh, غَيْبُ السَّمٰوَاتِ mevsûf/ maksur olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)
وَالْاَرْضِ , muzâfun ileyh olan السَّمٰوَاتِ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i camia tezattır.
السَّمٰوَاتِ ‘den sonra الْاَرْضِ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında, Allah’ın kudretini bildirmede tekid amacına matuf ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
غَيْبُ - اَعْلَمُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِـعْۜ
Mekulü’l-kavle dahil olan cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir suretindeki fiil taaccüb ifade eden mazi fiil manasındadır. Müsnedün ileyh makamındaki ه۪ zamirindeki بِ , tekid ifade eden zaid harftir.
Cümle emir üslubunda geldiği halde, taaccüb ve mübalağa kastı taşıdığı ve haber manalı olduğu için vaz edildiği anlamdan ayrılmıştır. Bu nedenle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Aynı üsluptaki وَاَسْمِـعْ cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. İki cümle arasında lafzen ve manen ittifak vardır.
اَبْصِرْ ve اَسْمِـعْ emir sıygası üzere gelmiş mazi fiillerdir. Bu; haber manasında taaccüb sıygasıdır. بِ harfi faille beraberliği ifade eder.
اَبْصِرْ - اَسْمِـعْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِـعْ şeklinde taaccüp sıygası ile ifade etmesi, işin kulak ve gözle idrak edilemeyecek kadar ince olduğunu göstermek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayette, önce görmenin zikredilmiş olması, sadedinde olduğumuz şeyin, görülenler kabilinden olmasından dolayı olmalıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. مَا لَكُمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Zaid مِنْ harfinin dahil olduğu وَلِيٍّ muahhar mübtedadır.
وَلِيٍّۘ ‘deki nekrelik nev ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. Zaid harf مِنْ , olumsuzluğu tekit ederek kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Haberin mahzuf haline müteallik olan car mecrur مِنْ دُونِه۪ , ihtimam için mübtedaya takdim edilmiştir.
Veciz anlatım kastıyla gelen دُونِ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
مِنْ دُونِ اللّٰهِ tabirinin, ‘Allah'tan gayrı’ ve ‘Allah'la beraber’ olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَا لَهُمْ [Onlar için yoktur] ibaresindeki zamir gökler ve yer halklarına racidir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ sözündeki çoğul zamir de kendileriyle konuşan müşriklere işaret etmektedir. مِنْ zaid harfi, olumsuz nekraya dahil olduğunda umumi olumsuzluk yoluyla ilâhlarının dostluğunu geçersiz kılar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ta’lil cümlesine hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mekulü’l-kavle dahildir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz ifade kastına matuf حُكْمِه۪ٓ izafetinde حُكْمِ kelimesinin Allah Teâlâ’ya ait olan zamire muzâf olması, hükmün kadrini ve kıymetini yüceltmek içindir. Hükmün şanı içindir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَا يُشْرِكُ fiiline müteallik ف۪ي حُكْمِه۪ٓ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَحَداً ’ deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi menfi siyakta nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.
ف۪ي حُكْمِه۪ٓ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır.
Bu cümlede Kazvînî; harfin dahil olduğu kelimeyi yani حُكْمِ ’ü zarfa benzetir. Câmi’ her ikisinde de mevcut olan mutlak irtibat ve alakadır. Bu teşbihe delalet eden şey, de ف۪ي harfidir. Bu harf, müşebbehün bihin levazımından olan zarftır. Cumhur ise nimetle sahibi arasında hasıl olan irtibatı, zarfla mazrûf arasındaki irtibata benzetir. Bundan yola çıkarak; müşebbehün bihin fertlerinden olan ف۪ي lafzını, müşebbehin fertlerinden biri yaparak istiareyi kurar. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)