جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ ٦١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | جَنَّاتِ | cennetleri(ne gireceklerdir) |
|
| 2 | عَدْنٍ | Adn |
|
| 3 | الَّتِي |
|
|
| 4 | وَعَدَ | va’dettiği |
|
| 5 | الرَّحْمَٰنُ | Rahman’ın |
|
| 6 | عِبَادَهُ | kullarına |
|
| 7 | بِالْغَيْبِ | gıyaben |
|
| 8 | إِنَّهُ | şüphesiz O’nun |
|
| 9 | كَانَ |
|
|
| 10 | وَعْدُهُ | va’di |
|
| 11 | مَأْتِيًّا | yerine gelecektir |
|
جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ
جَنَّاتِ kelimesi الْجَنَّةَ ‘den bedel olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. Aynı zamanda muzâftır. عَدْنٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الَّت۪ي müfred müennes ism-i mevsûl جَنَّاتِ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası وَعَدَ الرَّحْمٰنُ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
وَعَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الرَّحْمٰنُ fail olup damme ile merfûdur. عِبَادَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِالْغَيْبِ car mecruru عِبَادَ’ın mahzuf haline mütealliktir.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. Şan zamiri de olabilir. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
وَعْدُهُ kelimesi كَان ’nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَأْتِياًّ kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. مَأْتِياًّ ; sülasi mücerredi أتى olan fiilin ism-i mefûlüdür.
جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. جَنَّاتِ عَدْنٍ önceki ayetteki الْجَنَّةَ kelimesinden bedeldir.
عَدْنٍ, sonsuz ve kalıcı demektir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
جَنَّاتِ için sıfat olan has ism-i mevsûl الَّت۪ي ’nin sıla cümlesi olan وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde الرَّحْمٰنُ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği, müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak için mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 240)
Geçmiş zamanla (vaat) anlatıldığında, gerçekleşeceğine dair bir kesinlik vardır; sanki bu vaat zaten gerçekleşmiş gibi geçmiş zamanla bildirilmiştir. Bu da, O’nun (Allah’ın) vaadinin şüphesiz gerçekleşeceğine delildir.
Veciz anlatım kastıyla gelen عِبَادَهُ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan عِبَادَ şan ve şeref kazanmıştır.
بِالْغَيْبِۜ car-mecruru, عِبَادَهُ ‘nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
بِالْغَيْبِۜ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Adn kelimesi, ikamet manasının ismidir yahut özellikle Cennet topraklarının ismidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayette الْجَنَّةَ kelimesinden bedel olarak جَنَّاتِ kelimesi gelmiştir. Müfretten bedel olan kelime cemidir. Çünkü cins isim olan cennet çok cennetlere şumûllüdür. Kül, cüze bedel olmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 239)
جَنّاتِ kelimesi الجَنَّة kelimesinden bedeldir. Mübdelün minhin müfred olmasına rağmen ifadenin cemi sıygada gelmesinin nedeni ise, bilindiği üzere cennet içerisinde birçok cennetin var olmasıdır. İşte bu sebeple bu ifade bedel-i iştimâl olmayıp bedel-i mutabıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müstakbelden bahsederken وَعَدَ fiilinin mazi gelişi olayın mutlaka gerçekleşeceğini tekid eder. Mazi ile haber verilmesi vaadin vuku bulması gibidir. Bu da Allah Teâlâ’nın vaadini yerine getirmesinin zor olmadığına delildir. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 240)
بالغيب ifadesindeki بِ harf-i ceri, zarfiye içindir. الغَيْبُ kelimesi غابَ fiilinin masdarıdır. Dolayısıyla görünmeyen her şey gayb olarak değerlendirilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cümlede şayet bu dünyada onlardan perdelenmiş olsa da en nihayetinde onlar için hazırlanmıştır anlamında bir uyarı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
اِنَّ ’nin haberi olan كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Allah’ın vaadinin kesinlikle gerçekleşeceği kuvvetle vurgulanarak belirtilmiştir. Gerçekleşme olgusunun vaadin adeta bir cüzü haline geldiği anlaşılmaktadır. Çünkü كَانَ ’nin haberi, isminin bir cüzü olur.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
وَعْدُهُ , nakıs fiil كَانَ ‘nin Allah’a ait olan isminden bedel-i iştimaldir.
Veciz anlatım kastıyla gelen وَعْدُهُ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan وَعْدُ tazim edilmiştir.
وَعَدَ ve وَعْدُهُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i mef'ûl olan مَأْتِياًّ kelimesi, وَعَدَ fiiline isnad edilmesi gerekirken, vaatteki zamire isnad edilmiştir. Yani مَأْتِياًّ ism-i mef'ûlünün naib-i faili, vaatleşen şahıs iken burada vaat olmuştur. Bunu şöyle de tarif edebiliriz: Ayette آتي şeklinde ism-i fail olarak gelmesi gereken kelime مَأْتِياًّ şeklinde ism-i mef'ûl olarak gelmiştir. Nitekim; [Size edilen vaat ve vaîd (tehdit) muhakkak başınıza gelecektir, siz Allah'ı aciz bırakıp onun önüne geçemezsiniz.] (Enam Suresi, 134)] ayetinde olması gerektiği gibi آتي şeklinde gelmiştir. Yani ism-i faile isnad şeklinde mecazî isnad vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الوَعْدُ : Buradaki vaat kelimesi, mef’ûl manasında kullanılmış olup masdardır. Allah azze ve celle, salih mümin kullarına Adn cennetlerini vadetmiştir. Yani o cennetler, kendileri için bizzat alemlerin Rabbinden bir vaattir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayetteki مَأْتِياًّ kelimesinin, ism-i fail manasında, ism-i mef'ûl olduğu söylenmiştir. Buna göre mana, “Cennetlikler vadedilen o cennete gireceklerdir.” şeklinde olur. Zeccâc şöyle der: “Sana ulaşana sen de ulaşmış; sana gelene sen de gelmiş otursun. Binaenaleyh ayetteki bu ifadeden maksat, hem ne kadar gaybî bir şey olsa da Allah'ın vaadinin olmuş, bitmiş, görülmüş bir şey gibi olduğunu beyan etmektir. Bundan gaye, bu hususu kalplere iyice yerleştirmektir.” (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)