Bakara Sûresi 139. Ayet

قُلْ اَتُحَٓاجُّونَنَا فِي اللّٰهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۚ وَلَـنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۚ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَۙ  ١٣٩

Onlara de ki: “Allah hakkında mı bizimle tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size aittir. Biz O’na gönülden bağlanmış kimseleriz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ söyle (onlara) ق و ل
2 أَتُحَاجُّونَنَا bizimle tartışıyor musunuz? ح ج ج
3 فِي hakkında
4 اللَّهِ Allah
5 وَهُوَ O iken
6 رَبُّنَا bizim de Rabbimiz ر ب ب
7 وَرَبُّكُمْ sizin de Rabbiniz ر ب ب
8 وَلَنَا bizimdir
9 أَعْمَالُنَا bizim yaptıklarımız ع م ل
10 وَلَكُمْ sizindir
11 أَعْمَالُكُمْ sizin yaptıklarınız ع م ل
12 وَنَحْنُ ve biz
13 لَهُ O’na
14 مُخْلِصُونَ gönülden bağlananlarız خ ل ص
 
Halesa خلص  : خالِص kavramı صافِي ile anlamdaştır. Yalnız خالِص kavramı öncesinde içinde bir karışım varken sonradan bunların temizlendiği şeydir. صافِي ise içinde bazen bunun için, bazen de içinde hiçbir yabancı madde bulundurmayan şey için kullanılır. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 31 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

Türkçede kullanılan şekilleri halas, halis, muhlis, hulusi (kalp), ihlas, hülasa ve mahlastır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

قُلْ اَتُحَٓاجُّونَنَا فِي اللّٰهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۚ 

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavl  اَتُحَٓاجُّونَنَا فِي اللّٰهِ ’ dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Hemze istifham harfidir. تُحَٓاجُّونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. فِي اللّٰهِ  car mecruru  تُحَٓاجُّونَنَا  fiiline mütealliktir. Muzaf mahzuftur. Takdiri, في شأن الله  şeklindedir. وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ  cümlesi تُحَٓاجُّونَنَا  ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir.  وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. رَبُّنَا haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رَبُّكُمْ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal. Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تُحَٓاجُّونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  حجج ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

   

وَلَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۚ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَنَٓا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَعْمَالُنَا  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَكُمْ اَعْمَالُكُمْ  atıf harfi وَ ’l a makabline matuftur. 

لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَعْمَالُكُمْ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.


 وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَۙ

 

 İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهُ car mecruru  مُخْلِصُونَ  ‘ye mütealliktir. مُخْلِصُونَ  haber olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

مُخْلِصُونَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ اَتُحَٓاجُّونَنَا فِي اللّٰهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَتُحَٓاجُّونَنَا فِي اللّٰهِ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Hemze inkârî manada istifham harfidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-ı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır.

Mekulü’l-kavl cümlesi istifham üslubunda gelmesine rağmen gerçek manada soru kastı taşımamaktadır. Kınama ve tenkit ifade eden terkip mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

Ayrıca istifhamda, tecahül-i arif sanatı söz konusudur.

اَتُحَٓاجُّونَنَا  şeklindeki istifham; inkârîdir, yani mana “Allah hakkında bizimle tartışmayın” şeklindedir. Bu mananın olumsuzluk harfi yerine istifham harfi ile ifade edilmesinde, dinleyen kişinin vicdanına dönmesini ve düşünmesini sağlama kastı vardır. 

وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ  cümlesi  تُحَٓاجُّونَنَا  ‘deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Rab isminin, muhatabın zihnine iyice yerleştirmek için tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Veciz ifade kastına matuf  رَبُّنَا  izafetinde Rab isminin muzaf olmasıyla  نَا  zamirinin ait olduğu mümin kişiler şeref kazanmıştır.

رَبُّكُمْ  izafetinde Rab isminin inanmayanlara ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır. 

اللّٰهِ  -  رَبُّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tecrîd sanatları vardır.


 وَلَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۚ 

 

Cümle  و ’la hal olan  هُوَ رَبُّنَا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. 

لَنَٓا , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اَعْمَالُنَا  muahhar mübtedadır.

Aynı üsluptaki  وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ cümlesi  وَ  atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.  

Her iki cümledeki takdim de kasr ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Kasr, mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. لَنَٓا ve  لَكُمْ , maksurun aleyh/mevsûf, اَعْمَالُنَا  ve  اَعْمَالُكُمْۚ  maksûr/sıfat olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Yani müsnedün ileyhin, takdîm edilen bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.

وَلَنَٓا اَعْمَالُنَا  -  وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۚ  cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.

اَعْمَالُ - رَبُّ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Muahhar mübtedanın izafetle marife olması az sözle çok anlam ifade etme amacına matuftur. 

 

وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَۙ


Ayetin son cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ la  وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. 

Müsned olan  مُخْلِصُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümlesi formunda faide-i haber inkârî kelamdır. 136 ve 138. ayetlerin fasılasıyla aynı üsluptadır. Bu cümleler arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

136. ayette geçtiği gibi isim cümlesi ihlasın devamlılığını ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)