Bakara Sûresi 166. Ayet

اِذْ تَبَرَّاَ الَّذ۪ينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا وَرَاَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْاَسْبَابُ  ١٦٦

Kendilerine uyulanlar o gün azabı görünce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar, aralarındaki bütün bağlar kopacaktır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِذْ işte
2 تَبَرَّأَ uzak durdular ب ر ا
3 الَّذِينَ kimseler
4 اتُّبِعُوا uyulan ت ب ع
5 مِنَ -den
6 الَّذِينَ kimseler-
7 اتَّبَعُوا uyan ت ب ع
8 وَرَأَوُا gördüler ر ا ي
9 الْعَذَابَ azabı ع ذ ب
10 وَتَقَطَّعَتْ kesildi ق ط ع
11 بِهِمُ onların
12 الْأَسْبَابُ bağları س ب ب
 

Riyazus Salihin, 176 Nolu Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:

“İnsanları doğru yola çağıran kimseye, kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Ona uyanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmez. Başkalarını sapıklığa çağıran kimseye de, kendisine uyanların günahı gibi günah verilir. Ona uyanların günahlarından da hiçbir şey eksilmez.” 

Müslim, İlim 16. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 6;Tirmizî, İlim 15; İbni Mâce, Mukaddime 14

 

Çoğulu esbâb olan sebeb kelimesinin asıl manası hurma ağacına tırmanmak için kullanılan iptir. Ayette esbâb ile kastedilen insanlar arasındaki mevcut olan soy veya dostluk bağıdır.

 

اِذْ تَبَرَّاَ الَّذ۪ينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا وَرَاَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْاَسْبَابُ

 

Fiil cümlesidir. Zaman zarfı  إِذۡ  önceki ayetteki  إِذۡ ’den bedeldir. تَبَرَّأَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

تَبَرَّأَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. ٱلَّذِینَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اتُّبِعُوا ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

اتُّبِعُوا  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  مِنَ  harf-i ceriyle  تَبَرَّاَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اتَّبَعُوا ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

اتَّبَعُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

وَ  haliyyedir.  رَاَوُا الْعَذَابَ  cümlesi, mukadder  قَدْ  ile  تَبَرَّاَ  ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

رَاَوُا  fiili mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْعَذَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir. تَقَطَّعَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. بِهِمُ  car mecruru تَقَطَّعَتۡ  fiiline mütealliktir. بِ  harf-i ceri  عنْ  manasında mücaveze(önem vermeme) veya sebebiyye içindir. ٱلۡأَسۡبَابُ  fail olup damme ile merfûdur. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَبَرَّأَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi برأ ’dir. 

تَقَطَّعَتْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi قطع ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

اتَّبَعُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

اِذْ تَبَرَّاَ الَّذ۪ينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا وَرَاَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْاَسْبَابُ

إِذۡ  kelimesi önceki ayetteki   إِذۡ ‘den bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin, tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin bir başka kelimeyle açıklandığı ıtnâb sanatıdır.

Arap dilinde bir kelimenin yerine kullanılan başka bir kelimenin atıf yapılmadan ve tefsir maksatlı kullanılması bedel ile anlatılmaktadır. Bedel yapmanın amacı, kapalı olan kelamı açmak, açık olanı ise tekid etmektir. (Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi, İtnâb-îcâz)

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  تَبَرَّاَ الَّذ۪ينَ  cümlesi,  اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

Zaman ismi olan  إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

Fail konumundaki ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  اتُّبِعُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. اتُّبِعُوا fiili meçhul olarak gelmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olmasının sebebi, adı geçenleri anmanın kerih görülmesi ve tahkir içindir.

Mecrur mahaldeki ikinci mevsûl  تَبَرَّاَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  اتَّبَعُوا cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اتُّبِعُوا - اتَّبَعُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَ ’la gelen  وَرَاَوُا الْعَذَابَ  cümlesi,  قَدْ  takdiriyle  تَبَرَّاَ  fiilinin failinden haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Aynı üslupta gelen  وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْاَسْبَابُ  cümlesi atıf harfi  وَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  بِهِمُ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için, fail olan الْاَسْبَابُ ‘ya takdim edilmiştir.

Ayetteki farklı kişiler için kullanılan iki mevsûl arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardır.

Kıyamet günüyle ilgili gelen mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek üzere muzari fiil yerine gelmiş, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

تَبَرَّأَ   ve  تَقَطَّعَتۡ  fiillerinin تَفَعَّلَ babında gelmesi mübalağa içindir. Müşriklerin arasındaki cahiliye asabiyeti, nesep, akrabalık ve riyaset bağlarının hepsinin ebediyyen ve bir daha bir araya gelmesi mümkün olmayacak şekilde koptuğunu ifade eder.

Ayette geleceğin geçmişle ifade edilmesi, geleceği, müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak içindir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 1259)

Sebep kelimesinin asıl manası mutlak olarak ip veya kendisine bağlanan ip veya bir ucu tavana bağlanan ip veya hurma ağacına yükselen iptir. Burada "sebepler" ile kastedilen, dünyada takip edilenlerle takip edenler arasındaki nesep, taraf tutma din konusundaki ittifaktır. Bu mecaz-ı mürsel yoluyladır. (https://tafsir.app/aljadwal/2/166)

إِذۡ تَبَرَّأَ ٱلَّذِینَ ٱتُّبِعُوا۟ مِنَ ٱلَّذِینَ ٱتَّبَعُوا۟  ifadesi  اِذْ يَرَوْنَ 'den (165. ayet) bedeldir. Yani üstler astlardan ellerini çektikleri zaman demek olur. Tersine de okunmuştur ki, astlar üstlerden ellerini çektikleri zaman demek olur. وَرَأَوُا۟ ٱلۡعَذَابَ [onu gördükleri halde] demektir ki, وَ  hal içindir, قد edatı da gizlenmiştir. تَبَرَّأَ ' ye ma’tûf olduğu da söylenmiştir. وَتَقَطَّعَتۡ بِهِمُ ٱلۡأَسۡبَابُ ,[Aralarındaki sebepler de kesilir] ifadesinde وَ ’ın  تَبَرَّأَ ' ye yahut  رَأَوُا۟ 'e atfı mümkün olduğu gibi hal için olması da mümkündür. Birincisi daha açıktır. ٱلۡأَسۡبَابُ ‘da astları ile aralarındaki bağlantılar, din üzerinde ittifak ve buna götüren beklentilerdir. Sebebin aslı ağaca çıkılan iptir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

İşte o zaman tâbi olunanlar, peşlerinden gidilen liderler, kendilerine tâbi olanlardan, yani peşlerinden gelenlerden, dünyada savundukları şeylerin, ortaya koydukları türlü sapıklıkların asılsız ve batıl olduğunu itiraf ederek uzaklaşacaklar. Artık onlarla beraber olmaktan kaçacaklar, onlara lanetle karşılık vereceklerdir. Azabı görecekler ve aralarındaki bağlar kopacaktır. Azabı görür görmez, hemen uzaklaşacaklar, daha önce aynı inançlar etrafında bir araya gelen bu kimseler arasındaki tüm bağlar kopacaktır. Küfür ve inkârları yüzünden kurtuluş beklerken, böyle bir durumla yüzyüze gelmelerinden dolayı darmadağın olacaklardır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Ayet, körü körüne sevmenin sonucundan bahseder.

وَرَأَوُا۟ ٱلۡعَذَابَ  [Azabı gördüler] -  وَتَقَطَّعَتۡ بِهِمُ ٱلۡأَسۡبَابُ  [Sebepler kesildi] cümlelerinin sonunda seci' vardır. Buna Arap edebiyatında tersîl denilir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

ٱلۡعَذَابَ - ٱلۡأَسۡبَابُ  kelimeleri arasında lüzum mâ lâ yelzem sanatı vardır.