وَقَالَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُ۫ا مِنَّاۜ كَذٰلِكَ يُر۪يهِمُ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْۜ وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنَ النَّارِ۟ ١٦٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالَ | ve şöyle dediler |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | اتَّبَعُوا | uyan |
|
| 4 | لَوْ | keşke |
|
| 5 | أَنَّ |
|
|
| 6 | لَنَا | bizim için (mümkün olsaydı) |
|
| 7 | كَرَّةً | bir dönüş (dünyaya) |
|
| 8 | فَنَتَبَرَّأَ | uzak dursaydık |
|
| 9 | مِنْهُمْ | onlardan |
|
| 10 | كَمَا | gibi |
|
| 11 | تَبَرَّءُوا | uzak durdukları |
|
| 12 | مِنَّا | bizden |
|
| 13 | كَذَٰلِكَ | böylece |
|
| 14 | يُرِيهِمُ | onlara gösterir |
|
| 15 | اللَّهُ | Allah |
|
| 16 | أَعْمَالَهُمْ | bütün fiillerini |
|
| 17 | حَسَرَاتٍ | hasretler (pişmanlık kaynağı olarak) |
|
| 18 | عَلَيْهِمْ | onlara |
|
| 19 | وَمَا | ve değildir |
|
| 20 | هُمْ | onlar |
|
| 21 | بِخَارِجِينَ | çıkacak |
|
| 22 | مِنَ | -ten |
|
| 23 | النَّارِ | ateş- |
|
Riyazus Salihin, 176 Nolu Hadis
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İnsanları doğru yola çağıran kimseye, kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Ona uyanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmez. Başkalarını sapıklığa çağıran kimseye de, kendisine uyanların günahı gibi günah verilir. Ona uyanların günahlarından da hiçbir şey eksilmez.”
Müslim, İlim 16. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 6;Tirmizî, İlim 15; İbni Mâce, Mukaddime 14
Çoğulu esbâb olan sebeb kelimesinin asıl manası hurma ağacına tırmanmak için kullanılan iptir. Ayette esbâb ile kastedilen insanlar arasındaki mevcut olan soy veya dostluk bağıdır.
Nevera نور :
Görmeyi sağlayan yaygın haldeki ışık demek olan النور iki çeşittir: Biri dünyevi, diğeri uhrevidir. Dünyevi olan da iki kısma ayrılır: Bir kısmı basiret gözüyle anlaşılır. Bu etrafa yayılmış akıl nuru ve Kuran nuru gibi ilahi konularla ilgili olan nurdur. Bir kısmı da normal gözle algılanan nurdur. Bu da ay, yıldızlar ve aydınlatıcılar gibi ışık saçan cisimlerden yayılan nurdur.
أنار الله كذا ve تنوَّرَه denir. Yüce Allah bizzat kendisini de nurlandırıcı olması sebebiyle النور diye adlandırmıştır. Allah’ın kendini bu şekilde adlandırması, fiilin çokluğunu gösterir.
النار ise duyularla algılanan alevdir. Bazıları ise النار ve النور sözcüklerinin aynı asıldan geldiğini belirtirler. Aslında bunlar çoğunlukla beraber bulunan iki şeydir. Şu kadar var ki النار dünyada güçlü insanların faydalandığı bir şeydir. النور ise onların ahirette yararlanacakları bir şeydir. Onun için النور la ilgili olarak iktibas kavramı kullanılmıştır.
السعير – الحيم – الحريق - النار Farkı: Sair, tutuşmuş, alevli/yakıcı ateştir. Bir şeyi yakması halinde ise sair, hariq diye isimlendirilir. Hariq ise bir şeyi alevleri ile yutan ve helak eden ateştir. Cahim ise ateş üstüne ateş, kor üstüne kor anlamı ifade eder. Cahim çok alevli ateştir. Son derece parlak olması sebebiyle aslan gözü için cahme kelimesi kullanılır. Cehennem ise çok derin anlamına gelir. Kelime çok derin manasındaki cihinnam sözünden alınmıştır.
Nar üç şekilde tefsir edilir:
1 - النار nur; aydınlık, ışık manasında kullanılmıştır.
2 - النار lafzı, Yahudilerin Nebi ile savaşmayı kararlaştırmalarını ifade etmek üzere bir ayetteki meselde kullanılmıştır.
3 - النار kelimesi, yakan şey, ateş manasına gelir.
Ziya cihetinden bakıldığında النور kelimesi kullanılırken, hararet yönü gözlemlendiğinde النار kullanılır. (Müfredat -Tahqiq-Mukatil b. Süleyman-Furuq)
Kuran’ı Kerim’de üç farklı isim formunda 194 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri nur, nâr, Münir, Münevver, minare, tenvir, tenevvür ve tenvirdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُ۫ا مِنَّاۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl ٱلَّذِینَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası ٱتَّبَعُوا۟ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اتَّبَعُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli, لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَوۡ gayri cazim şart harfidir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel ve haberi mahzuf fiilin faili olarak mahallen merfûdur. Takdiri, ثبت ‘dir. Yani, لو ثبت حصول الكرّة لنا.(Bizim için tekrar olsaydı) şeklindedir. لَوۡ ‘in cevabı mahzuftur. Takdiri, لتبرّأنا şeklindedir.
أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
لَنَا car mecruru أَنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. كَرَّةً kelimesi أَنَّ ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur.
فَ harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy ,taleb bulunması gerekir. اَنْ ve masdar-ı müevvel geçmiş kelamdan anlaşılan masdar-ı müevvele matuftur. Takdiri, لو ثبت حصول كرّة لنا فتبرئتنا منهم şeklindedir.
نَتَبَرَّاَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. مِنۡهُمۡ car mecruru نَتَبَرَّأَ fiiline mütealliktir.
مَا ve masdar-ı müevvel كَ harf-i ceriyle نَتَبَرَّأَ fiilinin mahzuf mef‘ûlu mutlakına mütealliktir.
تَبَرَّؤُ۫ا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنَّا car mecruru تَبَرَّءُوا۟ fiiline mütealliktir.
فَنَتَبَرَّأَ kelimesi, temenninin cevabı olmak üzere mansubdur. Çünkü لَوۡ edatı temenni manasınadır. mana şöyle olur; ‘’Keşke dönebilme imkânımız olaydı da biz de onlardan uzaklaşıp kaçsaydık.’’(Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vavul maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّبَعُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
نَتَبَرَّأَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi برأ ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
كَذٰلِكَ يُر۪يهِمُ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْۜ
Fiil cümlesidir. كَ harf-i cerdir. مثل anlamındadır. Bu ibare, amili يُر۪يهِمُ olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri; يريهم الله إراءة مثل تلك الإراءة şeklindedir. ذٰ işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
یُرِی fiili ي harfi üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هِمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. أَعۡمَـٰلَهُمۡ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمۡ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
حَسَرَاتٍ üçüncü mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. عَلَيْهِمْ car mecruru حَسَرَاتٍ ‘nün mahzuf sıfatına mütealliktir.
یُرِی fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil ifâl babındadır. Sülâsîsi رأي ’dır.
İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat) tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنَ النَّارِ۟
Cümle, atıf harfi وَ ile يُر۪يهِمُ اللّٰهُ ‘a matuf veya يُر۪يهِمُ ‘deki zamir olan mef’ûlün hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder.
هُم munfasıl zamir مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. خَـٰرِجِینَ kelimesi ی ile mecrur, مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur. مِنَ ٱلنَّارِ car mecruru خَـٰرِجِینَ ‘ye mütealliktir.
خَارِج۪ينَ , sülâsi mücerredi خرج olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُ۫ا مِنَّاۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki تَبَرَّاَ الَّذ۪ينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذ۪ينَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Fail konumundaki ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan اتَّبَعُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَوْ şart harfi, temenni manasındadır.
اَنَّ ve akabindeki isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar-ı müevvel olan cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَنَا car mecruru, اَنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. كَرَّةً , muahhar ismidir. Masdar-ı müevvel, takdiri ثبت (Sabit oldu) olan mahzuf fiilin failidir.
كَرَّةً ’deki tenvin, tazim ifade eder.
لَوْ ‘in takdiri لتبرّأنا (Muhakkak ki uzak dururduk) olan cevabı mahzuftur. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cümle şart üslubunda geldiği halde temenni manasındadır. Vaz edildiği anlamdan farklı bir mana kazandığı için mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
Fa-i sebebiyye’nin dahil olduğu فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُ۫ا مِنَّاۜ cümlesi, masdar teviliyle, önceki masdar-ı müevvele matuftur.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette fiiller muzari sıygada gelerek hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Teşbih harfi كَ ve mecrur mahaldeki masdar harfi مَا , amili olan نَتَبَرَّأَ fiilinin mahzuf mef’ûlü mutlakına mütealliktir.
ما ’nın sılası olan تَبَرَّؤُ۫ا مِنَّا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müfredin müfrede benzetildiği teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir.
فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ cümlesiyle تَبَرَّؤُ۫ا مِنَّاۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
قَالَ fiilinin mef‘ûlü olan mekulü’l-kavl şart cümlesi şeklinde gelmiştir.
Gelecek zamanda vuku bulacak bir olay قَالَ şeklindeki mazi fiille ifade edilmiş, böylece geçmişteki bir olay menziline konarak vukuunun kesinliğine işaret edilmiştir.
نَتَبَرَّأَ - تَبَرَّءُوا۟ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardır.
ٱتَّبَعُوا۟ - تَبَرَّءُوا۟ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
Bu ayet-i kerîmelerde gelen لَوْ , kendinden sonra gelen فَ harfindeki gizli اَنْ ile mansub olan muzari fiilin delaletiyle temenni ifade etmiştir. Bu harfin ليت ’den farkı; bu harfle ifade edilen temenninin daha da imkânsız oluşudur. Yani daha mübalağalı olarak temenni ifadesi için kullanılır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَوۡ 'deki edebî maksat, temenni edilen şeyi arzulandığı halde nadir ve elde edilmesi güç suretinde göstermektir. لَوۡ 'in kullanım sebebi, temenni edilen şeyin -ki o da tabi olan müşriklerin pişman olmaları sebebiyle dünyaya dönmek için tekrar bir fırsat istemeleridir- elde edilmesinin zor ve imkânsız olduğunu ifade etmektir. (Elif Yavuz,Belâgat İlminde Haber Ve İnşâ (Bakara Suresi Örneği) Yüksek Lisans Tezi)
لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً [keşke bizim için bir kere olsaydı.] sözündeki لَوْ temenni anlamında kullanılmıştır. لَوْ harfi aslında şart harfi olmasına rağmen çoğunlukla temenni için kullanılır ve şart ve cevabı hazfedilir. Burada da lüzum alakasıyla temenni için istiare edilmiştir. Çünkü ulaşılması zor olan şey temenni edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Temenni manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
كَذٰلِكَ يُر۪يهِمُ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْۜ
Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
كَذٰلِكَ , amili يُر۪يهِمُ olan mahzuf bir mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Cümlenin takdiri, يريهم الله إراءة مثل تلك الإراءة (Allah onlara buna benzer bir görüntü gösteriyor) şeklindedir.
Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. Durumun ciddiyetini ve olayın korkunçluğunun derecesini göstermek bakımından da dikkat çekicidir.
Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
عَلَيْهِمْ car mecruru, حَسَرَاتٍ ‘nün mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûl olan حَسَرَ ٰتٍ , masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
حَسَرَ ٰتٍ ’ deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.
حَسَرَ ٰتٍ ’ in cemi gelmesi peşpeşe, çok ve sürekli olduğuna, haserat’ın peşinden tekrar haserat gelmesine yani zarar üstüne zarar olduğuna işaret eder. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru; 1262)
حَسَرَ , üzülmek, bitkin düşmek demektir. خسر , hüsran, zarar etmek, telef olmak, bozulmak demektir. Bu iki fiilin manaları da birbirine yakındır. Aralarında cinas vardır. Son iki harf aynıdır, ilk harfin de mahreçleri birbirine yakındır.
Ayetin başındaki كذلك sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101)
Bu ifadedeki ك harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi ك ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)
كَذٰلِكَ يُر۪يهِمُ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْۜ [İşte Allah yaptıklarını pişmanlık olarak gösterecektir.] cümlesi tezyildir ve takip edilenlerin takipçilerinden uzaklaşmalarını anlatan bir özettir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنَ النَّارِ۟
Ayetin son cümlesi atıf harfi وَ ‘la, یُرِیهِمُ ٱللَّهُ cümlesine atfedilmiştir veya یُرِیهِمُ ‘deki failden haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. مَا nefy harfi ليس gibi amel etmiştir.
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için gelmiş zâid harftir. Olumlu cümlelerde lâm harfinin tekit ifade ettiği gibi, olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve ما 'nın haberinin başında gelen بِ harfi tekit bildirir.
Kur'ân-ı Kerim'de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’nin, 19 yerde de ما ’nın haberinin başında zâid olarak gelmiştir. (Ali Bulut, Kur’ân-ı Kerim’de Itnâb Üslûbu)
مَا ‘nın haberi olan بِخَارِج۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Onlar da cehennemden çıkacak değillerdir. Burada fiil değil isim gelmiştir. Demek ki oradan çıkma ihtimalleri yoktur.
Ayette leff ve neşr sanatı vardır. Bu sanatta; kelamda tafsilen veya icmalen birkaç kelimeyi zikrettikten sonra bunlarla münasebeti olan başka kelimelerle söze devam edilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi ve https://tafsir.app/aljadwal/2/167)
Burada, azabın sürekli ve ebedi oluşunu ifade etmek için isim cümlesi getirilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)
“Ateşten -sadece bunlar- çıkmayacak” değil, “ateşten -asla- çıkamayacaklar” buyrulmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَمَا هُم بِخَـٰرِجِینَ مِنَ ٱلنَّارِ cümlesinin aslı, وَمَا يخرجون من النار şeklindedir. Bu isim cümlesine geçilmesi ateşte kalışlarını abartmak, kurtuluştan ve dünyaya dönüşten ümitlerini kesmek içindir. Zira isim cümlesi devamlılık ifade eder. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وما هم ifadesi, hasr üslubuyla, onların oradan asla çıkamayacaklarını ifade etmektedir. Bu sebeple, bu çıkamama durumunu, kâfirlere mahsus olması gerekir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu cümle ayetin sonunda tezyil maksadıyla gelmiş itiraz veya hal cümlesidir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)