Bakara Sûresi 21. Ayet

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ  ٢١

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 النَّاسُ insanlar ن و س
3 اعْبُدُوا kulluk edin ع ب د
4 رَبَّكُمُ Rabbinize ر ب ب
5 الَّذِي o ki;
6 خَلَقَكُمْ sizi yarattı خ ل ق
7 وَالَّذِينَ ve onlar ki;
8 مِنْ (siz)-den
9 قَبْلِكُمْ sizden öncekileri ق ب ل
10 لَعَلَّكُمْ belki
11 تَتَّقُونَ korunursunuz و ق ي
 

Münafıkların anlatımı bitmiştir.

İbadet edin emrini en geniş manada anlamamız gerekir. Kul olun. Yaşayın. İbadet aslında bizim yaşam tarzımız olmalıdır. Hayatımızın her safhasında Allah’ı düşünerek yaşıyor olmamız lazımdır. Her hareketimizde, her sözümüzde Allah bundan razı mı diye düşünmemiz gerekir.

Beni yaratan kişi, beni yöneten, benim efendim olandır. Ve sadece ona ibadet edilir.

 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ

يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  النَّاسُ  münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı اعْبُدُوا ‘ dir. 

Fiil cümlesidir. اعْبُدُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  رَبَّكُمُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  رَبَّكُمُ ’un sıfatı olup mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  خَلَقَكُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

خَلَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl, atıf harfi وَ ‘ la  خَلَقَكُمْ ‘deki zamire matuf olup mahallen mansubdur. مِنْ قَبْلِ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Takdiri خلق الذين عاشوا من قبلكم (Sizden önce yaşayanları yarattı) şeklindedir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Has ism-i mevsûller, marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)  

Nida çağırmak demektir. Istılah olarak da aslen ادعو  veya  نادى  şeklinde mahzuf bir fiilin mef'ûlü olmakla beraber; o fiilden naib olarak gelen harflerle ifade edilen bir seslenme biçimidir. Bu harfler; يَا ,اَيْ  ,اَيَا  ,آيْ  ,آ  ,هَيأ  ,وَا ’dır. Nidanın gayesi; nida edilene önemli bir şeyi haber vermektir. Onun için çoğunlukla nidayı emir, nehiy, istifham, şer‘î bir hüküm vs. gibi önemli şeyler takip eder.

اَيُّ  kelimesi, başında lam-ı tarif bulunan bir muhataba seslenmek için kullanılan bir sıla ifadesidir. Benzer şekilde ذو  ve  الَّذ۪ي  kelimeleri de cins isimlerini ve cümle olarak marife olan ifadeleri nitelemek üzere kullanılan bağlaçlardır. اَيُّ  müphem bir kelime olup kendisini izah edecek, müphemliğini giderecek bir ifadeye ihtiyaç duyar. Bu yüzden de peşinden ya bir cins isminin veya onun yerine geçecek (ism-i işaret vb.) bir kelimenin gelmesi ve onu nitelemesi gerekir. Böylece, seslenme (nida) ifadesinden kimin kastedildiği açıklığa kavuşmuş olacaktır. يا زيد الظريف (Ey zarif Zeyd!) örneğinde olduğu üzere, nida harfinin mamulü  اَيُّ  kelimesidir, devamındaki isim ise onun sıfatıdır. Ancak اَيُّ  cümledeki Zeyd gibi müstakil olmadığı için mutlaka sıfat almak durumundadır. Bu şekilde müphemlikten açıklığa doğru aşama aşama ilerleme, bir tür tekit ve teyit anlamı taşımaktadır.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ


İsim cümlesidir. لَعَلَّ , tereccî harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

كُمْ  muttasıl zamir,  لَعَلّ  ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَتَّقُونَۙ  cümlesi  لَعَلّ  ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَتَّقُونَۙ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

لَعَلَّ  edatı, tereccî içindir, yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki, her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine gelmiş bir ifadedir. İmam Sîbeveyh de bu görüştedir. Ancak Kutrub (v. 106/724); لَعَلَّ  kelimesinin, كَيْ (için) manasında olduğunu söylemiştir. Yani, “Sakınıp korunmanız içindir.’’ (Nesefî / Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

تَتَّقُونَۙ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقى ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.  يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا  tekid ifade eden tenbih harfidir.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ nidasıyla, arkadan gelen mananın önemine dikkat çekilmiştir.

Nidanın cevabı olarak gelen  اعْبُدُوا رَبَّكُمُ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.

رَبَّكُمْ  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan  كُمْ  zamirinin aid olduğu insanlar, şeref kazanmıştır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

رَبَّكُمُ  için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’ nin sılası olan  خَلَقَكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

خَلَقَكُمْ ‘deki zamire matuf has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ nin sıla cümlesi mahzuftur.  مِنْ قَبْلِكُمْ  , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

مِنْ قَبْلِكُمْ  ibaresindeki  مِنْ  ibtidaiyyedir.

“Ey insanlar!” ve “Ey iman edenler!” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” Ve “Ey İman Edenler” Hitaplariyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)  

Kur’an’da bu tip  يَٓا اَيُّهَا  formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allâh katında bir mekanı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  اَيُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takibeden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebû Mûsâ, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye lisûreti'l Ahzâb, s. 43)

Beyzâvî, ayetin izahında nida hakkında vermiş olduğu şu bilgilerle dil ve belâgat alanında ne kadar yetkin olduğunu ortaya koyar: Ayetteki nida harfi  يَٓا  aslında uzağa seslenmek için konulmuştur. Ancak bazen, karşımızdaki muhatabı uzak menzilesinde mütalaa ederek bu edatla ona seslenilir. Bu da ya kendisine hitap edilenin azametinden dolayı şanını yüceltmek için olur ki insana şah damarından daha yakın olan Allah’a münacaat esnasında kulun  يَٓا  nida harfini kullanarak ‘’Ya Rabbi’’ demesi bu kullanıma güzel örnektir. Ya da çağrılan kişinin gafletine işaret etmek, kötü anlayış sahibi kimseleri uyarmak için olur.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ [Ey insanlar Rabbinize ibadet edin] ve  يا ايها الغافل اسمع ما ينفعك (Ey gafil sana faydası olacak şeylere kulak ver) örneklerinde olduğu gibi. ‘’Ey iman edenler’’ hitabında olduğu gibi. يَٓا  edatı münada ile beraber tam bir cümle teşkil eder. Çünkü edat fiilin yerine geçmiştir. اَيُّ  ise harf-i tarifle marife olana ulaşmak için konulmuştur. Çünkü o haliyle başına  يَٓا  ‘nın gelmesi imkânsızdır. Aksi takdirde iki harf-i tarif birleşmiş olur. Çünkü ikisi de eşittir.  اَيُّ ’ye münadanın hükmü verilmiş ve açıklayıcı sıfatı olarak nida ile kastedilen şeyin yerine konulmuştur. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)

Zemahşerî, insanın kendisine şah damarından daha yakın olan yaratanına seslenişlerinde uzaklık anlamı içeren  يَٓا  edatını kullanmasını, deyim yerindeyse psikolojik bir çıkarımla, dua eden insanın hatalarının şuurunda olmasına ve belki de nefsini kırmasına, böylece dualarının kabulü için bir yol bulmasına bağlar. (Zemahşerî, Keşşâf, I, 96)

يَٓا  harfi aslında uzaktakine nida etmek için vaz edilmiştir. Ciddi ve mühim bir sebepten dolayı bu harf, yakındakine seslenmek için de kullanılabilir. Yakındakine nida etmek için اَىْ  ve  أ  harfleri kullanılmıştır. Sonra bu  يَٓا  harfi yakında da olsa, uzaktaki kimse yerine koyarak, dalgın ve gafil olan kimseye seslenmek için kullanılmıştır. Eğer, "Cenab-ı Hak; "O (Allah), insanlara şah damarından daha yakındır" (Kâf, 50/16) olduğu halde, O'na dua eden niçin Yâ Rabbi, Yâ Allah diye duâ eder? denilirse, cevaben deriz ki bu, dua eden kimsenin nefsini hakir görerek kendisini yakın olan yerlerden ve O'na yaklaşmış olan kimselerin derecelerine yaklaştıracak şeylerden uzak görmesi; Cenab-ı Hakk'ın, "Ben, benden dolayı kalbleri mahzun olanların yanındayım" hadis-i kutsisi gereğince, duası kabul olsun diye kendisinin noksan olduğunu itiraf etmesidir. Veya bu, dua eden için, duasının kabulü en mühim şeylerdendir.(Fahreddin er-Râzî,Mefâtîhu’l-Gayb)  

Allah Teâlâ önceki ayetlerde insanları müminler, kâfirler ve münafıklar olarak üç sınıfa ayırıp gaib sıygasıyla/hikaye kipiyle (üçüncü şahıs) onların hususiyetlerinden bahsettikten sonra üslup değiştirerek hitap kipiyle (ikinci şahıs) bütün insanlara seslenerek onları kendisine ibadet etmeye ve ona boyun eğmeye çağırmıştır. Ayetlerdeki hitap üslubunun değişmesindeki sırları Beyzâvî şöyle açıklar: Yüce Allah önceki ayetlerde mükellef grupları sıra ile sayıp onların özelliklerini ve işlerinin sonuçlarını zikrettikten sonra bu ayetlerde, dinleyiciyi sarsmak ve harekete geçirmek, ibadetin önemini ve onun şanının büyüklüğünü göstermek ve hitap zevki ile ibadet külfetini azaltmak için, gaibe (üçüncü şahsa) hitaptan, muhataba (ikinci şahsa) hitaba dönerek (iltifat ederek) doğrudan doğruya “Ey insanlar!” diye seslenmiştir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)

اُعْبُدُوا رَبَّكُمْ  [Rabbinize kulluk (ibadet) ediniz.] yani, O’nu birleyiniz, tevhid inancına bağlanınız. İbn Abbas (r.a)’dan : “Kur’an’da yer alan ibadet anlamındaki her kelime; tevhidi, Allah’ın birliği manasını ifade eder.(Nesefî / Medâriku’t- Tenzîl Ve Hakâîku’t-  Te’vîl)

اُعْبُدُوا رَبَّكُمْ  [Rabbinize ibadet edin] cümlesinde, Rabb kelimesinin muhatab zamirine muzâf olarak zikredilmesi, Allah'ın şanını yüceltme ve ona saygıyı ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. لَعَلَّ nin haberi olan  تَتَّقُونَ nin  muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.

Ta’lil cümleleri anlamı açıklamak, zenginleştirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

‘Umulur ki’ anlamında olan  لَعَلَّ  harfi, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde ‘’...olsun diye, ...olması için’’ şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Kur’an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58) Bunlar sebep bildirir, (lam-ı ta’lil manasındadır). ‘’Bunları yapın ki, muttaki olabilesiniz’’ demektir.

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir, yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub (v. 106/724); لَعَلَّ kelimesi “için” manasındadır, demiştir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

تَتَّقُونَ  fiilinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

لعل  harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad, takvalı olmaya teşviktir. Takvalı olmak; kuralları yerine getirmektir. En alt seviyesi Müslüman olmak, en üst derecesi ise her türlü şüpheli şeyden kaçınmak olarak tarif edilir.Takvalı olmak için kitaba ve hükümlerine sarılmak gerekir.

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)

Söz konusu ayette "Umulur ki takvaya eresiniz" buyrulmuş, fakat bunun yerine "Umulur ki ibadet edersiniz" denmemiştir. Oysa öyle denmesi, "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım." mealindeki âyete de uygun düşerdi. Fakat ibâdetin vücub ve lüzumunu daha kuvvetli olarak ifade etmek için ibâdet yerine takva kullanılmıştır. Çünkü takva ibâdet edenin hedefi ve son gayretidir. Şu hâlde eğer takva onun üzerine lâzım ise ondan aşağısı elzem, edası ehven olur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Dikkat ediniz; ayette  لَعَلَّكُمْ  buyuruluyor. Bu ise ümit ifade eder. Bu şekilde de korunmanız bir kuvvetli ümit olarak gösteriliyor da, "korunacağınızdan emin olunuz" denilmiyor. Çünkü ilâhî iradeyi hiçbir şey şarta koşamaz. Siz ibadetinizle onu korumaya mecbur edemezsiniz. Ubudiyet (kulluk) kanunu çoğunluğa ait bir kanundur. Asıl koruyacak olan Allah'ın lütfu ve rahmetidir. İbadet ilk önce yaratılışınızın, terbiyenizin bir teşekkürüdür. Bunun Allah'ı mecbur edecek, minnet altında bırakacak bir gerektirici kudreti yoktur ve zaten Allah'ın layık olduğu şükür ve kulluğu kâmil bir şekilde eda da edemezsiniz. Şu halde "ibadet ediyoruz" diye her sonuçtan emin olmayınız, ancak ümitvar olunuz ve ümidinizi Allah'tan başkasına bağlamayınız ve Allah'ı tanımak için yaratılışınıza ve terbiyenize bakınız. O zaman bilirsiniz ki, bir yaratıcınız ve Rabbiniz var. Hem sizi ve hem sizden öncekileri yaratan O'dur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)