Bakara Sûresi 235. Ayet

وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا عَرَّضْتُمْ بِه۪ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَٓاءِ اَوْ اَكْنَنْتُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلٰكِنْ لَا تُوَاعِدُوهُنَّ سِراًّ اِلَّٓا اَنْ تَقُولُوا قَوْلاً مَعْرُوفاًۜ وَلَا تَعْزِمُوا عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتّٰى يَبْلُغَ الْكِتَابُ اَجَلَهُۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟  ٢٣٥

(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا yoktur
2 جُنَاحَ bir günah ج ن ح
3 عَلَيْكُمْ size
4 فِيمَا
5 عَرَّضْتُمْ üstü kapalı biçimde bildirmenizden ع ر ض
6 بِهِ ona
7 مِنْ
8 خِطْبَةِ evlenme isteğinizi خ ط ب
9 النِّسَاءِ kadınlara ن س و
10 أَوْ yahut
11 أَكْنَنْتُمْ gizlemenizden ك ن ن
12 فِي
13 أَنْفُسِكُمْ içinizde ن ف س
14 عَلِمَ bilir ع ل م
15 اللَّهُ Allah
16 أَنَّكُمْ şüphesiz sizin
17 سَتَذْكُرُونَهُنَّ onları anacağınızı ذ ك ر
18 وَلَٰكِنْ fakat
19 لَا
20 تُوَاعِدُوهُنَّ sakın onlarla sözleşmeyin و ع د
21 سِرًّا gizli(buluşma)ya س ر ر
22 إِلَّا dışında
23 أَنْ
24 تَقُولُوا söylemeniz ق و ل
25 قَوْلًا bir söz ق و ل
26 مَعْرُوفًا iyi (meşru) ع ر ف
27 وَلَا
28 تَعْزِمُوا ve kalkışmayın ع ز م
29 عُقْدَةَ akdine (kıymaya) ع ق د
30 النِّكَاحِ nikah ن ك ح
31 حَتَّىٰ kadar
32 يَبْلُغَ ulaşıncaya ب ل غ
33 الْكِتَابُ yazılanın (iddetinin) ك ت ب
34 أَجَلَهُ sonuna ا ج ل
35 وَاعْلَمُوا ve bilin ki ع ل م
36 أَنَّ şüphesiz
37 اللَّهَ Allah
38 يَعْلَمُ bilir ع ل م
39 مَا şeyi
40 فِي
41 أَنْفُسِكُمْ içinizden geçen ن ف س
42 فَاحْذَرُوهُ O’ndan sakının ح ذ ر
43 وَاعْلَمُوا ve yine bilin ki ع ل م
44 أَنَّ şüphesiz
45 اللَّهَ Allah
46 غَفُورٌ bağışlayandır غ ف ر
47 حَلِيمٌ halimdir ح ل م
 

Allah kuluna hem otorite olarak, hem de sevgi, merhamet ve acıma duygusu ile hitap ediyor.

 

  Kenne كنّ : كِنٌّ Bir nesnenin içinde muhafaza edildiği şeydir ve çoğulu أكْنان dır.  Bu şey çadır,ev, elbise, bez ya da başka herhangi bir cisim de olabilir. Bu kökten başka bir bab olan أكَنَّ fiili ise daha çok içte/nefiste saklanan şeylerle ilgili kullanılır.  Kocasının muhafazasından dolayı bir kinnin içinde olması sebebiyle evli kadına da  كَنَّة  denmiştir. كِنانٌ  Bir nesnenin içinde saklandığı örtüdür. Çoğulu أكِنَّة şeklinde gelir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de 12 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekli kındır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

 

  Uqde kelimesinin kökü aqade (عقد) olup bir şeyin kenarlarını bir araya toplamaktır. İpi bağlamak/ evi inşa etmek için kullanılır. Zamanla istiare yoluyla soyut şeyler hakkında da kullanılır olmuştur. (anlaşma akdi gibi). Ukd ise dil tutulması için kullanılır. İçinde ukde kalmak tabiri dilimize buradan geçmiştir. Bu kökten dilimize geçen diğer kelimeler itikat, akide ve akaiddir.

 

 

 

 

وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا عَرَّضْتُمْ بِه۪ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَٓاءِ اَوْ اَكْنَنْتُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ


İsim cümlesidir. Atıf harfi وَ ’ la şartın cevabına atfedilmiştir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsim cümlesidir.  لَا cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’ nın ismi olup fetha üzere mebni, mahalllen mansubdur. عَلَیۡكُمۡ  car mecruru  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  فِیۤ  harf-i ceriyle  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  عَرَّضۡتُم بِهِ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. عَرَّضۡتُم  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. بِهِ  car mecruru  عَرَّضۡتُم  fiiline mütealliktir.  مِنۡ خِطۡبَةِ  car mecruru   بِهِ ’ deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. ٱلنِّسَاۤءِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

أَوۡ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. أَكۡنَنتُمۡ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. فِیۤ أَنفُسِ  car mecruru  أَكۡنَنتُمۡ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen  mecrurdur. 

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

عَرَّضْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  عرض ’ dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

أَكۡنَنتُمۡ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi كنن ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  


 عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلٰكِنْ لَا تُوَاعِدُوهُنَّ سِراًّ اِلَّٓا اَنْ تَقُولُوا قَوْلاً مَعْرُوفاًۜ 

 

 

Fiil cümlesidir. عَلِمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.  اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, عَلِمَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

كُمۡ  muttasıl zamir  اَنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. سَتَذۡكُرُونَهُنَّ  cümlesi, اَنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

Fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. تَذۡكُرُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Cümle, atıf harfi وَ  ile mukadder söze matuftur. Takdiri, فاذكروهنّ ولكن لا تواعدوهنّ. (Onu hatırlayın, lakin sözleşmeyin.) 

لٰكِنْ  istidrak harfidir. كِنّ ’den muhaffefedir. Amel etmemiştir. 

لَا  nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُوَاعِدُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. سِرًّا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. إِلَّاۤ  istisna harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, سِرًّا ‘ den müstesna olarak mahallen mansubdur.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

تَقُولُوا۟  fiili  نَ ’ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. قَوْلاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَعْرُوفاًۜ  kelimesi  قَوْلاً ’ in sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لٰكِنَّ ’ nin tahfifi  لٰكِنْ  şeklinde olur. Tahfif edilince amelden düşer. İsim cümlesinin başına geldiği gibi fiil cümlesinin de başına gelebilir. Kendisinden önce genellikle vav (و) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُوَاعِدُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi وعد ’ dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


وَلَا تَعْزِمُوا عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتّٰى يَبْلُغَ الْكِتَابُ اَجَلَهُۜ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. لَا  nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْزِمُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. عُقْدَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  النِّكَاحِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. يَبْلُغَ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’ le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, تَعْزِمُوا  fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. 

يَبْلُغَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  الْكِتَابُ  fail olup damme ile merfûdur. اَجَلَهُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُۥ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُۚ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنّ  ve masdar-ı müevvel, اعْلَمُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. یَعۡلَمُ  cümlesi,  اَنَّ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِیۤ أَنفُسِ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Takdiri; استقر في أنفسكم (Nefislerinize yerleşti.)şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta ve fasiha harfidir. Takdiri, إذا كان الله مطّلعا على ما في أنفسكم فاحذروه (Allah nefislerinizde olana vâkıf olduğunda ondan sakının.) şeklindedir. 

ٱحۡذَرُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُۚ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 


 وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنّ  ve masdar-ı müevvel,  اعْلَمُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. غَفُورٌ  haberi olup, damme ile merfûdur. حَل۪يمٌ۟  ikinci haberi olup damme ile merfûdur. 

غَفُورٌ  , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

حَل۪يمٌ۟  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا عَرَّضْتُمْ بِه۪ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَٓاءِ اَوْ اَكْنَنْتُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ

 

Ayet, önceki ayetteki istînâfa atfedilmiştir. Cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  عَلَيْكُمْ ’ un müteallakı olan  لَا ’nın haberi mahzuftur.

لَا ’ nın mahzuf haberine müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan عَرَّضْتُمْ بِه۪ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَٓاءِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

مِنۡ خِطۡبَةِ  car mecruru  بِهِ ’ deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

أَكۡنَنتُمۡ فِیۤ أَنفُسِكُمۡ  , muhayyerlik ifade eden atıf harfi  أَوۡ  ile sıla cümlesi olan  عَرَّضۡتُم ‘a atfedilmiştir. Aynı üslupta gelen cümlenin atıf sebebi tezattır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  اَنْفُسِكُمْۜ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü nefisler, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

Zıt anlamlı olan  عَرَّضۡتُم  ve  أَكۡنَنتُمۡ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

أَكۡنَنتُمۡ  fiili, gizliliğin daha faziletli olduğuna tenbih ve iddetin saygınlığının bozulmaması için tehir edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

خِطۡبَةِ  evlenme talebidir. خِطبَ  kökünden alınmıştır. Hutbe de aynı kökten gelir ve insanlara hamd ve salât ederek hitap etmek, öğüt verip dua etmek anlamına gelir. Cenab-ı Hak bir kadının kocası vefat ettiğinde, onun malı, güzelliği veya rağbet görecek bir özelliği bulunuyorsa evlenme teklifi alabileceğini bilmektedir. Bu sebeple isteyenlerin iddet sırasında kinaye yoluyla ona evlenme teklif etmelerini veya iddetin bitmesini bekleyip kalplerinde bu niyeti tutarak sonra açıklamalarını serbest bırakmıştır. Bu, aynı zamanda iddet sırasında açıkça teklifte bulunmayı yasaklamak anlamına gelir. İddet sırasında evlenmesi caiz olmadığı gibi açık bir şekilde evlilik teklifinde bulunmak da caiz olmaz. [Veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur.] Yani gizli tutmanızda, içinizde saklamanızda. Başka bir ayette: وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ  [Kalplerinde gizledikleri ve açığa vurdukları] (Kasas 28/69) buyurulmuştur. Meknûn; gizlenmiş ve korunmuş demektir. O da bir örtüyle olur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

"Tariz", kişinin kendisiyle neyi murad ettiğini ortaya koyduğu için, bazan "telvîh" diye de isimlendirilir. Kinaye ile tariz arasındaki fark şudur: Kinaye: bir şeyi kastederek, onun levazımını (zorunlu olarak kendisiyle alakalı olanı) zikretmektir. Mesela senin, "Falanca, uzun boyludur" ve, "külü çoktur" deyip, (bununla o kimsenin cömertliğini kastetmen gibi)... Tariz ise, hem senin maksadına hem de senin maksadının dışındaki şeylere muhtemel bir sözü zikretmendir. Ne var ki, senin hal ve hareketlerinin ihsas ettirdiği şeyler, karineler, o sözün senin maksadına hamledilmesini kuvvetlendirir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 

 

 عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ

 

Cümle itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. 

Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında, haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’in dahil olduğu  اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ  cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar teviliyle  عَلِمَ  fiilinin mef’ûlü yerindedir.

اَنَّ ’ nin haberi olan  سَتَذْكُرُونَهُنَّ  cümlesi,  istikbal harfi  سَ  ile tekid edilmiş müspet muzari fiil cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır.  سَ  harfi vaid ve vaad siyakında tekid ifade eder. Müsnedin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi anlama hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

 

وَلٰكِنْ لَا تُوَاعِدُوهُنَّ سِراًّ اِلَّٓا اَنْ تَقُولُوا قَوْلاً مَعْرُوفاًۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la takdiri  فاذكروهنّ  (onlara tarîzen bildirin) olan cümleye atfedilmiştir.

لٰـكِنَّ ’den tahfif edilmiş istidrak harfi  لٰـكِنْ ’in dahil olduğu  لَا تُوَاعِدُوهُنَّ سِراًّ cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir.

“İstidrâk, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrâk ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.” İstidrâk, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

لٰكِنْ  şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.1 s.475)

Mef’ûl olan  سِراًّ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. 

سِراًّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

سِرًّا  kelimesi cinsel ilişkiden kinayedir. Sebep alakasıyla cümlede mecaz-ı mürsel sanatı vardır. 

اِلَّٓا , istisna harfidir. Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَقُولُوا قَوْلاً مَعْرُوفاً  cümlesi masdar teviliyle  سِرًّا ’ den müstesnadır. İstisnanın munkatı’ olduğu da söylenmiştir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

مَعْرُوفاً  kelimesi  قَوْلاً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Mef’ûl olan  قَوْلاً ’deki nekrelik nev ifade eder. 

Yakın anlamlı olan  اَكْنَنْتُمْ  [içinde gizlemek] ve  سِراًّ  [gizli] kelimeleri arasında mürâât-ı  nazîr vardır.

تَقُولُوا - قَوْلاً  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ  [Allah bilir ki siz onları anacaksınız.] Bir görüşe göre anlam: “Onlara evlenme teklif edeceksiniz.” şeklindedir. İddetin geçmesinden sonra evlenme teklif etmeye ihtiyaç duyarsınız. Siz istediğiniz kadınla evlenme fırsatını kaçırmayın diye Allah da iddet sırasında kinaye yoluyla bunu bildirmenize izin vermiştir. Bir görüşe göre onları hatırlayacaksınız ve iddet dolduktan sonra onları istediğinizi düşüneceksiniz. Allah da bunu kalbinizde gizlemeniz konusunda günahı kaldırmıştır. Çünkü bunda bir fesat yoktur. [Ancak sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin.] Yani cinsî münasebette bulunmaktan bahsetmeyin. Cinsî münasebetin sır diye isimlendirilmesi gizli bir yerde yapılmasındandır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

عَلِمَ ٱللَّهُ [Allah biliyor ki] hiç şüphesiz  أَنَّكُمۡ سَتَذۡكُرُونَهُنَّ  [mutlaka onlardan bahsedeceksiniz.] Onlara karşı istekli ve meyilli olmanız sebebiyle konuşmaktan ayrılamayacak ve konuşmadan edemeyeceksiniz. Bu sözde bir miktar kınama da mevcuttur. Daha sonra evlilik akdi anlamına gelen nikâh “gizlilik” kelimesiyle ifade edilmiş olup, bu da akdin, gizliliğin [cinsel ilişkinin] sebebi olmasındandır. Nitekim nikâh için de aynı işlem söz konusudur. Yani evlenme akdinin cinsel ilişki anlamına gelen nikâh tabiriyle ifade edilmesi onun sebebi olmasından ötürüdür. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl ve Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 1502) 

 

وَلَا تَعْزِمُوا عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتّٰى يَبْلُغَ الْكِتَابُ اَجَلَهُۜ


Cümle, atıf harfi  وَ ’ la  لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Birbirine matuf bu iki cümle arasında tenâsüb sanatı vardır.

Tenâsüb, “anlam bakımından aralarında ilgi bulunan iki veya daha fazla kelime, terim veya deyimi –zıtlık/karşıtlık olmamak koşuluyla– birbirine uygun bir şekilde bir araya getirmek” demektir. Zıtlık olmaması koşulu, tenâsüb’ü tıbâk’tan ayırmak içindir. Burada münâsebet “lafız ile lafız”, “lafız ile mana” ve “mana ile mana” arasında olabilir. (Arap Dili Belagatında Bedî‘ İlmi Ve Sanatları Dr. Mustafa AYDIN)

Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘ nın, gizli  أنْ ‘ le masdar yaptığı  يَبْلُغَ الْكِتَابُ اَجَلَهُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup  حَتّٰى  ile birlikte  تَعْزِمُوا  fiiline mütealliktir. 

Nikah kıymaya azmetmenin nehyedilmesi, nikah akdine bilfiil başlamayı nehyetmenin kuvvetli bir şekilde ifade edilmesi demektir. Bunun anlamı şudur: "Farz olan iddet /bekleme süresi tamamen sona ermeden nikah kıymaya azmetmeyin." (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l - Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl ve Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) 

Bu ifade, ‘’Allah’ın onlara farz kıldığı bekleme süresi olan dört ay on gün bitmeden’’ anlamına gelir.  حَتَّىٰ یَبۡلُغَ ٱلۡكِتَـٰبُ أَجَلَهُۥۚ  [Müddeti dolmadan] ifadesi sonuna ulaşmadan demektir. O son da iddetin bitmesi demektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr veZemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl) 


وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُۚ


وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ , masdar tevilinde  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

Masdar-ı müevvel;  اَنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatı, hükmün illetini bildirmek, kalplerde haşyet uyandırmak için zahir olarak tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَنَّ ‘nin haberi olan  يَعْلَمُ مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nın sılası mahzuftur. ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ  ibaresindeki  ف۪ٓي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  ف۪ٓي  harfinde zarfiyyet anlamı vardır.   اَنْفُسِكُمْ  lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Nefisler içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Nefis ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır. Bu üslup, mübalağa ifade eder.

اعْلَمُٓوا يَعْلَمُ  kelimelerinde iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Şart üslubunda gelen  فَاحْذَرُوهُۚ  cümlesindeki  فَ , mukadder şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir. Cevap olan  فَاحْذَرُوهُ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri, …  إذا كان الله مطّلعا على ما في أنفسكم فاحذروه  (Allah nefislerinizde olana vâkıf olduğunda ondan sakının.) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ  sözü, lafzen sarih olarak Allah'ın nefislerde olan her şeyi bildiğine delalet eder. Ama asıl maksat, bu fiilin karşılığının ahirette sevap veya ceza olarak verileceğini ifade etmek olduğu için lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. Ayrıca ayetin bu cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Nefislerinizde olanları bilir] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir.


وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟


 

Cümle, atıf harfi  وَ ’ la makabline atfedilen ...اعْلَمُٓوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ‘ nin dahil olduğu  اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Bu cümle masdar teviliyle  ٱعۡلَمُوۤا۟  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. 

أَنَّ ’ nin isminin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle gelişi korku ve heybeti arttırmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir ve Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)

Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle lafza-i celâlde tecrîd sanatı, kalplerde mehabet ve muhabbet duyguları uyandırmak için zamir makamında zahir olarak tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. İzmardan izhara geçişte iltifat sanatı vardır.

Allah'ın  غَفُورٌ  ve  حَل۪يمٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. 

غَفُورٌ - حَل۪يمٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf  sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mesel tarikinde tezyîl olan bu cümle ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak, ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle cümleler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

غَفُورٌ  ismi genellikle Kur’an’da  رحيم  ile birlikte gelir, burada  حَل۪يمٌ  ile birlikte gelmiştir.

حَل۪يمٌ  duygularına kapılarak hareket etmek demek olan  جهل ‘ in zıddıdır. ‘’Teenni ile hareket eden, kızınca hemen tepki göstermeyip düşünen’’ demektir. Allah mühlet veriyor, hemen cezalandırmıyor. Çok affedicidir. Biz de bu isimle vasıflanmaya çalışmalıyız. حَل۪يمٌ  kelimesi aynı zamanda ilim kelimesinin zıddıdır. 

Son cümle mesel tarikinde tezyîl cümlesidir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1499)

“Şunu iyi bilin ki Allah Gafûrdur, Halîmdir.” Allah Teâlâ’nın bağışlayıp günahları örten ve cezaları hemen vermeyen (Halîm) olması sebebiyle tövbe etmekten gafil olmayın, zira şimdi size süre vermiş olsa da, bilin ki daha sonra dilerse sizi cezalandırır. Yahut O affedicidir, sizi affetmesi için O’na karşı gelmekten vazgeçin. O, Halîmdir. Önceden yapılan günahlar sebebiyle yaptığınız tövbeyi geri çevirmez. Halîm; isyankârların isyanı kendisini görmezden gelmeye ve hafife almaya sevk etmeyen ve öfkesi kendisini kışkırtmayan kişidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr ve İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)