فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُۚ اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ ٢٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَإِنْ | yok eğer |
|
| 2 | لَمْ |
|
|
| 3 | تَفْعَلُوا | yapmadınızsa |
|
| 4 | وَلَنْ | ki asla yapamayacaksınız |
|
| 5 | تَفْعَلُوا |
|
|
| 6 | فَاتَّقُوا | o halde sakının |
|
| 7 | النَّارَ | ateşten |
|
| 8 | الَّتِي | ki |
|
| 9 | وَقُودُهَا | onun yakıtı |
|
| 10 | النَّاسُ | insanlar |
|
| 11 | وَالْحِجَارَةُ | ve taşlardır |
|
| 12 | أُعِدَّتْ | hazırlanmış |
|
| 13 | لِلْكَافِرِينَ | inkarcılar için |
|
Taş kelimesiyle kastedilen putlar ve şirk koştukları şeylerdir. Onlar da yanacaktır. Yakıtı insanlar olduğu için ateş hiçbir zaman bitmeyecektir. Halbuki yakıt dışarıdan gelse biter.
Taş yanar mı? Yanmaz aslında ama onu bile yakacak, o kadar şiddetli bir ateş.
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تَفْعَلُوا şart fiili olup نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ itiraziyyedir. لَنْ muzariyi nasb ederek, manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
تَفْعَلُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اتَّقُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. النَّارَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl النَّارَ ’nin sıfatı olup mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası وَقُودُهَا النَّاسُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
İsim cümlesidir. وَقُودُهَا mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. النَّاسُ haber olup damme ile merfûdur. الْحِجَارَةُۚ atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Kendisine dayandırılan iki rivayetten birinde- Halil b. Ahmed el-Ferâhîdî’ye (v.175/791) göre- لَنْ edatının aslı لَا ve أَنْ’dir.(Yahyâ b. Ziyâd) el-Ferrâ’ya (v.207/822) göre ise لَا’nın sonundaki elif, نْ’a dönüştürülmüş; böylece لَنْ oluşmuştur. Sîbeveyhi’ye [v.180/796] ve Halil b. Ahmed’den gelen diğer rivayete göre ise لَنْ, gelecek zaman için olumsuzlama bildirmek üzere kullanılan mürtecel (türetilmemiş) bir kelimedir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
الْوَقُود (vakūd), ateşi harlandıran şey anlamındadır. Masdarı وُقُود (vukūd) şeklindedir, fakat وَقُود (vakūd) şeklinde kullanıldığı da olabilir. Sîbeveyhi 8v.180/79) şöyle demiştir: Araplar içerisinde وَقَدْتُ اَلنَارَ وَقُودًا عالِيًا (ateşi yüksek alevli olacak şekilde alevlendirdim) diyen kimseleri duydum. Ama وُقُود kullanımı daha çoktur. وَقُود ise “odun / yakacak” demektir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّقُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındandır. Sülâsîsi وقي ’dir.
İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ
Cümle, النَّارَ ’nın hali olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. اُعِدَّتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هى ’dir. لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru اُعِدَّتْ fiiline müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُعِدَّتْ fiili, sülâsi mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi عَدَدَ ’dir.
İf’al babı fiille, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُۚ
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümle, şart üslubunda haberî isnaddır. اِنْ cezm eden şart harfi, لَمْ cezm ve nefy harfidir. تَفْعَلُوا fiilini cezm ederek manasını olumsuz maziye çevirmiştir.
لَمْ تَفْعَلُوا şart cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında gelerek, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.
وَلَنْ تَفْعَلُوا cümlesi itiraziyye olarak gelmiştir. İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır.
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbdır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)
Menfi muzari fiil cümlesi faide-i haber talebî kelamdır. Cümleye istikbalde asla manası kazandıran nefy harfi لَنْ , aynı zamanda tekid ifade eder.
Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَاتَّقُوا النَّارَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
النَّارَ için sıfat konumundaki müfred müennes has ism-i mevsûl الَّت۪ي ‘nin sılası olan وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. وَقُودُهَا mübtedadır, وَالْحِجَارَةُ kelimesi haber olan النَّاسُ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i câmia tezâyüftür.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin ال takısıyla marife gelmesi, haberin biliniyor olduğunu belirtmektedir.
Burada zikr-i müsebbeb irâde-i sebep vardır. Yani Cehennemden değil, Cehenneme girmenize sebep olacak günahlardan uzak durun demektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi ve Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu ayette geçen لَنْ تَفْعَلُوا cümlesi itiraziyye cümlesidir. Müşriklerin karşı olmalarına mukabil, onların aciz olduklarını tekit etmek için gelmiştir. İtiraz cümlesiyle müşriklerin geçmişte de halihazırda da Kuran’ın benzerini getiremedikleri gibi gelecekte de Kur’an’ın bir sûresini dahi getirmeye asla muktedir olamayacaklarını ve bu konuda aciz olduklarına işaret edilmiştir. (Kanatbek Orozobekov, Arap Dilinde Cümle-i Mu’terize Ve Kur’an-ı Kerim’den Seçme Örnekler)
Cenâb-ı Hak, niçin لن تذهب (Eğer onu getiremezseniz..) demedi de لَنْ تَفْعَلُوا (Eğer yapamazsanız.) dedi? Bunun cevabı şudur: Çünkü bu ifade, "Eğer O'nun sûreleri gibi olan bir sûre getiremezseniz, ki O'nun sûreleri gibi bir sûreyi asla getiremeyeceksiniz" ifadesinden daha Kısadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
الَّت۪ي ’nin sılası olan وَقُودُهَا النَّاسُ bilinen bir hüküm olması gerekir; o halde onlar (Kâfirler), ahiret ateşinin insanlar ve taşlarla tutuşturulmuş olduğunu nasıl bildiler? Daha önce, bunu ehl-i kitaptan veya Allah'ın Resulü Hazret-i Muhammed'den yahutta bu ayetten önce Tahrîm Süresindeki: "Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten..." (Tahrim, 6) ayetiyle haberdar olmuş olmaları mümkündür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
تَفْعَلُوا fiilinin mef‘ûlu hazfedilmiştir. Îcâz-ı hazif sanatı vardır.
تَفۡعَلُوا۟ - تَفۡعَلُوا۟ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır. لَّمۡ - لَن ve ٱلنَّارَ- وَقُودُهَا gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Şart cümlesini şüphe ifade eden اِنْ edatıyla başlatıp da durum gerektirdiği halde kesinlik ifade eden اِذا kullanmaması - çünkü kusurdan münezzeh - Allah’u Teâlâ onların aciz olduklarından şüphe etmiyordu, bu sebeple şartla ceza arasına itiraziye cümlesini getirerek bunu bertaraf etti. (Onlarla alay etmek ya da zanlarına göre hitap etmek içindir.) Zira onlar düşünmeden önce bundan emindiler.
تَفۡعَلُوا۟ fiili (اِنْ ile değil de) لَّمۡ ile meczumdur, çünkü onu amel ettirmek vaciptir. O, muzari fiile mahsustur ve mamulünden ayrılmaz. Bir de muzariyi maziye çevirince onun bir parçası gibi ve şart edatı ( اِنْ de) toplamının başına geçmiş gibi olur. Bunun için de ikisinin birleşmesi caiz görülmüştür.
لَن , müstakbeli nefy etmede لَا gibidir, ancak daha mübalağalıdır. Bir rivayete göre aslı لَا ve أَن ' dir. Ferra'ya göre ise aslı لَا ’dır, elif ن ‘a çevrilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Görüldüğü gibi النَّارَ (ateş) kelimesi Tahrim Suresindeki ayette nekre olarak gelmiş, tefsirini yaptığımız bu ayette ise marife olarak gelmiştir. Çünkü Tahrim Suresindeki ayet Mekke döneminde nazil olanlardan iken bu ayet Medine döneminde nazil olmuştur. Böylece onların daha önce bildikleri bir noktaya işaret etmiştir. Dikkat edilirse ateşin tutuşturulmasında insanlar taşlarla birlikte zikredimiştir. Bunun sebebi de onların dünyada iken bu putlardan ve putlaştırdıkları şeylerin heykellerinden ayrılmamaları, hep onlarla hemhal olmalarıdır. Çünkü bunlar bu putlara tapıyorlar, onlara saygıyı elden bırakmıyorlardı. Hatta onları Allah ile denk manada eş olarak kabul edip ilahlaştırıyorlardı. (Nesefî / Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)
النَّارَ ’deki elif lam takısı ahd içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
النَّاسُ ’deki elif lam takısı örfî istiğraktır. Ahd olması da caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu korkunç tabloda taşların zikredilmiş olması, insanın zihninde daha başka imajlar da canlandırır; taşları yakıp kül eden cehennem ateşi imajı ile bu tutuşmuş taşlar arasında eriyen insan yığınlarının imajı. (Seyyid Kutub hakkında bir tezden sf 48)
فَاتَّقُوا النَّارَ (Ateşten sakının) cümlesinde ise, kinaye yoluyla güzel bir îcâz vardır. Yani : "Kur'an'ın benzerini getirmekten aciz kaldıysanız onun hak olduğunu tasdik ederek cehennem ateşinden sakınınız" demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Burada nübüvvetin ispatına dair iki delil bulunmaktadır. Birincisi, kendisi ile meydan okunan şeyin mucize olduğunun doğruluğu, ikincisi ise onların Kur’an’ın meydan okumasına cevap veremeyeceklerinin baştan söylenmesidir ki bu, sadece Allah’ın bilebileceği gayb meselesidir. (Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ
Cümle, النَّارَ ’nın halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اُعِدَّتْ fiili, meçhul bina edilerek olaya dikkat çekilmiştir.
Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, soru. 127)
Burada olumsuz fiiller Allah’a isnad edilmemiştir. Bazen “Ben hazırladım” şeklinde Allah’a isnad edildiği de olur. O zaman tehdit artmış olur. Meçhul kullanıldığında ise bunu hazırlayanın aslında insanların kendisi olduğu vurgulanır.
Kâfirlerin ahirette karşılaşacakları şiddetli azabın vaat edildiği bu fiil cümlesinde, geçmiş zaman ifade eden mazi اَعَدَّ (hazırladı) sıygasının kullanılması, o azabın şimdiden hazırlanmış olup kendilerini beklediğini işaret ederek, korkuyu artırmaktadır.
اَعَدَّ fiili, aslında güzel şeyler için kullanılır. Tahakkümi inadiye istiare yoluyla, kafirleri bekleyen akıbetin korkunçluğu için mübalağa yapılmıştır.