وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٢٤٤
وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
Ayet, atıf harfi وَ ile mukadder bir cümleye matuftur. Takdiri; لا تفروا وقاتلوا أعداءكم (Kaçmayın ve düşmanlarınızla savaşın) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. قَاتِلُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي سَب۪يلِ car mecruru قَاتِلُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. ٱللَّهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. اعْلَمُٓوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, اعْلَمُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهَ lafza-i celâl اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. سَمِیعٌ kelimesi اَنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûur. عَل۪يمٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
سَم۪يعٌ - عَل۪يمٌ mübalağalı ism-i fail kalıbında sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
وَ , atıf harfidir. Cümle takdiri; لا تفرّوا من الموت كما هرب بعضهم فلم ينفعهم ذلك، بل اثبتوا (Bazılarının kaçtığı fakat bunun kendilerine fayda sağlamadığı gibi siz de ölümden kaçmayın; aksine dik durun.) olan mukadder istînâfa atfedilmiştir. (https://tafsir.app/aljadwal/2/244)
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyyet manası dolayısıyla Allah’ın yolu içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Allah yolu hakiki manada zarfiyyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak Allah'ın emrine uymanın önemini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
سَبِیلِ ٱللَّهِ [Allah’ın yolu] ibaresinde tasrîhî istiâre vardır. سَبِیلِ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müsteârun leh) hazfedilmiş, müsteârun minh olan yol zikredilmiştir.
سَب۪يلِ اللّٰهِ izafetinde lafzâ-i celâle muzâf olması سَب۪يلِ için tazim ve şeref ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi اَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ , masdar tevilinde اعْلَمُٓوا fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.
Masdar-ı müevvel; اَنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Ayetin sonunda müştakının zikredildiği وَاعْلَمُٓوا fiilinde irsâd sanatı vardır.
اعْلَمُٓوا - عَل۪يمٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu ayette iltifat sanatı vardır. Üçüncü şahıstan muhatap üslubuna dönülmüştür. Konunun önemine dikkat çeken sanatlardan biridir.
سَمِیعٌ ,عَل۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında وَ olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağa kalıplarındandır. Aralarında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.
Bu cümlede gereken karşılığı verir anlamı kastedilmiştir. Lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
Allah yolunda savaşmak, Allah’ın sözünü yüceltmek ve dini galip kılmak için cihat etmektir. [Sizinle savaşanlarla] engellemeye kalkışanlarla değil de, sizinle doğrudan savaşa tutuşanlarla [savaşın!]. Bu manaya göre ayet, [Ama müşrikler nasıl (haram -helal gözetmeden) topluca sizinle savaşıyorlarsa, siz de onlarla topluca savaşın] (Tevbe 9/36) ayetiyle neshedilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l - Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ [Allah yolunda savaşın.] Bu hitabın, önceden Allah Teâlâ’nın ölmüş olup sonra dirilttiği kişilere hitap olduğunu rivayet edilmişti. Bir görüşe göre bu, Hz. Peygamber (s.a.v) çağında yaşayan ashaba ve onlardan sonra gelenlere hitaptır. Birinci görüşe göre bu ayetin başında “Onlara dedi ki” şeklinde takdiri bir ifade vardır ve bu ifade “sonra onları diriltti” ifadesine atfedilmiştir. “Allah yolunda” yani ‘’Allah’ın dinini yüceltmek için savaşınız.’’ Rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v) ‘e: “Bazı insanlar ganimet elde etmek için, bazıları nam kazanmak için, bazı insanlar da namı duyulsun ve kim olduğu bilinsin diye savaşırlar.” dediler. O da “Her kim Allah’ın dini yücelsin diye savaşırsa işte o Allah yolunda savaşmış olur.” buyurdu. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ [Bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir.] Yani “Ölümden kurtulmamız için diyarımızdan çıkalım.” diyenler gibi demeyin, onların kalplerinde sakladıkları kaçarak kurtulma fikrini akıllarınıza getirmeyin, çünkü Allah söylenenleri de söylenmeyip gizlenenleri de duyar. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Cenab-ı Hakk'ın zahirî ve batinî bütün bilgileri kuşatan ilmini hatırlatarak, savaşı terk etmemeleri konusunda uyarmış ve savaşa teşvik etmiştir. Burada önemine binaen عَلِیمࣱ vasfından daha hususi olan سَمِیعٌ vasfı takdim edilmiştir. Çünkü Allah yolunda yapılan savaşta ordunun gürültüsü, silahların şıngırtısı ve silahların çınlaması, atların kişnemesi gibi işitilebilir hususlar çoktur. Daha sonra عَل۪يمٌ vasfı zikredildi. عَل۪يمٌ ismi bilinen her şeyi kapsar. Bu bilgiler arasında kişinin kendisinde korku yaratan düşünceleri, savaşa gitmek yerine evde kalmayı güzel görmesi gibi durumlar da vardır. Dolayısıyla bu ifadede vaad ve vaid ile tariz vardır. Cümlenin ٱعۡلَمُوۤا۟ şeklinde başlaması sarih mananın ve tarizin ihtiva ettiği şeye tenbih içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İnsanlar savaştan niye korkuyor? Ölmekten, yaralanmaktan, sıkıntıdan vs. Allah iyi işitir ve iyi bilir. Allah sizin davranışlarınızı görür ve karşılığını, mükâfatını verir.
Kuranda işitme duyusu, çoğunlukla alîm (bilir) kelimesiyle bazen de basar (görme) ile birlikte gelmiştir.
ٱلسَّمْعَ kelimesinin kökü olan سمع duymak-işitmek anlamındadır. Ayetlerde isim olarak kullanılmıştır.
ٱلْأَبْصَٰرَ kelimesinin kökü olan بصر görme yetisi anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır.
ٱلْأَفْـِٔدَةَ kelimesinin kökü فاد (kalp, gönül) anlamındadır. Kuran’da bu kelime gerçek kalp olarak geçmez. İdrak etme yetisi, düşünme yetisi, bilinçlenme anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır.
Çok ilginç şekilde tüm Kuran’da ‘ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ’ tamlaması 4 yerde geçer ve hep aynı sıra ile buyurulur: İşitme-Görme-İdrak etme.
Ayetlerde insanın yaratılışına ayrıca işaret vardır.
Modern bilimin son yıllarda yapmış olduğu çalışmalar göstermiştir ki; İnsanın yaratılış esnasında işitme, görme ve idrak etme yetilerinin gelişim sırası Yüce Allah’ın ayetlerde belirttiği sıraya uygundur.
İnsanın ilk olarak işitme yetisi gelişir, daha sonra görme yetisi ve en sonunda idrak etme-düşünme yetisi gelişir.
(https://kuranmucizeler.com/insanin-yaratilisindaki-mucizevi-sira-isitme-gorme-ve-idrak-etme-gonuller)